oyunculuk

listen to the pronunciation of oyunculuk
Türkçe - İngilizce
show biz
show business
playful
fun
acting

Jane has been acting in movies since she was eleven. - Jane on bir yaşından beri filmlerde oyunculuk yapıyor.

Tom got an acting job in Hollywood. - Tom Hollywood'ta bir oyunculuk işi aldı.

trickery, deceitfulness
playfulness, frolicsomeness
being a player (of a game)
histrionics
playfulness
acting, being an actor or actress
biz
oyun
{i} game

If the metal plate terminal of the game cassette is dirty it may be difficult for the game to start when the cassette is inserted into the game console. - Eğer oyun kasetinin metal plaka terminali pis ise oyun konsoluna kaset yerleştirildiğinde oyunun başlaması zor olabilir.

Although Go is probably the most popular Japanese game in my country, at most only a few university students know it. - Go büyük ihtimalle benim ülkemdeki en popüler Japon oyunu olsa da o bile bazı üniversite öğrencileri dışında pek bilinmiyor.

oyun
play

Resident Evil 4 is one of the best games I have ever played. - Resident Evil 4 şu ana kadar oynadığım en iyi oyunlardan biridir.

Daddy, may I go out and play? - Baba, dışarıya çıkıp oyun oynayabilir miyim?

oyunculuk yapmak
Fun to do
oyun
performance

The game's outcome hangs on his performance. - Oyunun sonucu onun performansına bağlı.

The coach had a one-on-one discussion with each player to evaluate his performance on the field. - Koç'un onun saha performansını değerlendirmek için her oyuncuyla bire bir görüşmesi vardı.

oyun
{i} act

She is said to have been an actress about twenty years ago. - Onun yaklaşık yirmi yıldır bir oyuncu olduğu söyleniyor.

Her acting is on the level of a professional. - Onun oyunculuğu profesyonel düzeydedir.

oyun
{i} playing

I am playing a browser game. - Bilgisayar oyunu oynuyorum.

Whenever you visit him, you will find him playing video games. - Onu her ziyaret edişinizde, onu video oyunları oynarken bulacaksınız.

oyun
canard
oyun
{i} hoax

I believe it's all a hoax. - Bunun hepsinin bir oyun olduğuna inanıyorum.

oyun
stage play
oyun
trick

I trained the dog to do tricks. - Oyun yapması için köpeği eğittim.

She would often play tricks on me. - Sık sık bana oyunlar oynardı.

oyun
acting

Tom got an acting job in Hollywood. - Tom Hollywood'ta bir oyunculuk işi aldı.

His acting left nothing to be desired. - Onun oyunculuğu mükemmeldi.

oyun
jeu (fr)
oyun
piece

Climbing that mountain was a piece of cake. - O dağa tırmanmak çok oyuncağıydı.

oyun
representment
oyun
wiles
oyun
pretense
oyun
sham
oyun
dalliances
oyun
intrigue
oyun
presentation
oyun
sell

The toy seller was very friendly. - Oyuncak satıcısı çok samimiydi.

That toy is selling like hot cakes. - O oyuncak çok satılıyor.

oyun
prank

Stop playing pranks on me! - Bana oyun oynamayı kes!

oyun
ruse
oyun
artifice
oyun
spectacle
oyun
representation
oyun
dodge
oyun
show

A friend of mine showed me all the dolls he had bought abroad. - Arkadaşlarımdan biri yurt dışında aldığı bütün oyuncak bebekleri bana gösterdi.

Do you like game shows? - Oyun programlarından hoşlanıyor musun?

Oyun
gameplay
oyun
diversion
oyun
gamers
oyun
playgrounds
OYUN
(Askeri) gaming
oyun
stratagem
oyun
cheat
oyun
{i} presentment
oyun
{i} sport
oyun
dalliance
oyun
flimflam
oyun
practice

Tom hurt his left knee during practice, so John had to play the game in his place. - Tom uygulama sırasında sol dizini incitti, bu yüzden John oyunu yerinde oynamak zorunda kaldı.

oyun
gambol
oyun
ludo
oyun
{i} frolic
oyun
gouge
oyun
device
oyun
wheeze
oyun
dance, folk dance
oyun
play, theatrical presentation
oyun
dance

He knows many folk dances. - O birçok halk oyunu biliyor.

oyun
trick, ruse
oyun
game; play, performance; drama; dance; trick, ruse, game, hoax, prank
oyun
wrestling a movement designed to throw one's opponent off guard
oyun
gull
oyun
stratsgem
oyun
pelota
oyun
rounders
oyun
chouse
oyun
double

I enjoy playing doubles with Tom. - Tom'la teniste çiftli oyun oynamaktan hoşlanıyorum.

yardımcı oyunculuk yapmak
understudy
Türkçe - Türkçe
Sahne sanatçılığı: "Oyunculuk ki, o devirde toplum dışı bir parya işi sayılmaktadır."- H. Taner
Oyun oynama işi
Düzencilik, hilecilik
Sahne sanatçılığı
Oyun
(Osmanlı Dönemi) ŞEMA'
Oyun
(Osmanlı Dönemi) DEYDENUN
Oyun
lub
Oyun
(Osmanlı Dönemi) LAG
Oyun
baziçe
Oyun
(Osmanlı Dönemi) DÜABE
oyun
Müzik eşliğinde yapılan hareketlerin bütünü: "Büyük annem yeni dansları eski kabakçı Arapların oyunu kadar bile güzel bulmuyor."- H. E. Adıvar
oyun
Oğuz Atay'ın yarattığı, yazınsal karakterlerin genel davranış biçimi
oyun
Müzik eşliğinde yapılan hareketlerin bütünü
oyun
Şaşkınlık uyandırıcı hüner
oyun
Teniste taraflardan birinin dört sayı kazanmasıyla elde edilen sonuç
oyun
Kumar: "Bazıları oyun başından kalkar kalkmaz her şeyi unuturlar."- P. Safa. Şaşkınlık uyandırıcı hüner
oyun
Vakit geçirmeye yarayan, belli kuralları olan eğlence
oyun
Eski Türkler'de şaman, baksı, kam, ozan gibi adlar verilen büyücü-şairler için kullanılan bir başka sözcük
oyun
Hile, düzen, desise, entrika: "Atatürk hiçbir zaman onların oyununa kanmış değildir."- H. Taner
oyun
Güreşte rakibini yenmek için yapılan türlü biçimlerde şaşırtıcı hareket
oyun
Sahne veya mikrofonda oynamak için hazırlanmış eser, temsil, piyes
oyun
Tiyatro veya sinemada sanatçının rolünü yorumlama biçimi
oyun
Hile, düzen, desise, entrika
oyun
Taraflardan birinin dört sayı kazanmasıyla elde edilen sonuç
oyun
Kumar
oyun
Hasmını yenmek için yapılan türlü biçimlerde şaşırtıcı hareket
oyun
Bedence ve kafaca yetenekleri geliştirmek amacıyla yapılan, çevikliğe dayanan her türlü yarışma
oyunculuk