kötüleşme

listen to the pronunciation of kötüleşme
Türkisch - Englisch
a change for the worse
setback
retrogression
growing worse, deterioration
degradation
relapse
worsening

Tom's condition is worsening. - Tom'un durumu kötüleşmektedir.

growing worse
slump
exacerbation
(Biyoloji) deterioration
kötü
wicked

Once there lived a very wicked king in England. - Bir zamanlar İngiltere'de çok kötü bir kral yaşarmış.

Murder is a wicked crime. - Cinayet kötü bir suçtur.

kötü
poor

We had a poor harvest because of the lack of water. - Su yokluğu nedeniyle kötü hasat hasat yaptık.

He's still in poor health after his illness. - Hastalığından sonra onun sağlığı hâlâ kötü.

kötüleşmek
worsen

Tom's condition is worsening. - Tom'un durumu kötüleşmektedir.

kötüleşmek
get worse
kötüleşmek
go worse
kötü
evil

The Twitter bird is evil. - Twitter kuşu kötüdür.

Money is the root of all evil. - Para bütün kötülüğün köküdür.

kötüleşmek
{f} deteriorate
kötü
bad

Don't say bad things about others. - Diğerleri hakkında kötü şeyler söyleme.

The decorating isn't bad. - Dekorasyon kötü değil.

kötü
nasty

Tom gave Mary a nasty look. - Tom Mary'ye kötü bir görünüm verdi.

Tom can't seem to get rid of his nasty cold. - Tom kötü soğuk algınlığından kurtulamıyor gibi görünüyor.

kötü
worse

The wind was blowing violently, and to make matters worse, it began raining. - Rüzgar şiddetli esiyordu ve daha da kötüsü, yağmur yağmaya başladı.

The weather today is worse than yesterday. - Bugün hava dünkünden daha kötü.

kötü
haunted
kötü
lousy

We're expecting lousy weather today. - Bugün kötü hava bekliyoruz.

I'm a lousy fisherman. - Ben kötü bir balıkçıyım.

kötü
dreadfull
kötü
baneful
kötü
bleak

My prognosis is bleak. - Benim prognozum kötü.

kötü
eviler
kötü
gross
kötü
not good
kötü
evilest
kötü
fatal
kötü
perverted
kötü
miserable

The weather was miserable yesterday. - Hava dün çok kötüydü.

The experiment resulted in a miserable failure. - Deney çok kötü bir başarısızlıkla sonuçlandı.

kötü
frightful
kötü
dissolute
kötü
evildoer

He is an evildoer, are you aware of that? - O bir kötülük eden bir kimse, bunun farkında mısın?

kötü
(Konuşma Dili) really (used as an intensifier): Kötü acıyor. It really hurts
kötü
angrily; malevolently; maliciously
kötü
poorly

I speak French very poorly. - Çok kötü bir şekilde Fransızca konuşuyorum.

Tom did poorly on the test. - Tom testte kötü şekilde yaptı.

kötü
adverse
kötü
{s} rough

Tom had a rough day at work. - Tom iş yerinde kötü bir gün geçirdi.

kötü
{s} dark

It got dark, and what was worse, it began to rain. - Hava karardı ve daha da kötüsü yağmur yağmaya başladı.

It grew dark, and what was worse, we lost our way. - Hava karardı, ve daha da kötüsü, yolumuzu kaybettik.

kötü
{s} malign

George III has been unfairly maligned by historians. - George III, tarihçiler tarafından haksız yere kötü muamele gördü.

Tom is a malignant narcissist. - Tom kötü huylu bir narsisist.

kötü
sorry

We are sorry about the bad weather. - Kötü hava hakkında üzgünüz.

I'm sorry that I said such mean things about you and Tom. - Sen ve Tom hakkında böylesine kötü şeyler söylediğime üzgünüm.

kötü
crummy
kötü
badly

I must have expressed myself badly. - Ben kendimi kötü bir şekilde ifade etmiş olmalıyım.

He behaved badly to his sons. - O, oğullarına kötü davrandı.

kötü
{s} horrible

This medicine tastes horrible. - Bu ilacın tadı çok kötü.

This medicine tastes horrible. - Bu ilaç çok kötü tadıyor.

kötü
{s} dreadful
kötü
hedge
dereceli kötüleşme
(Bilgisayar) graceful degradation
kötü
(Argo) wack
kötü
beastly
kötü
(deyim) go hard for
kötü
unfortunate

Unfortunately, my teachers are not the worst ones. - Maalesef öğretmenlerim en kötüleri değil.

Unfortunately, I have bad news. - Maalesef kötü haberlerim var.

kötü
unwell

Sami was feeling unwell. - Sami kendini kötü hissediyordu.

kötü
(Tıp) mis-
kötü
unfavourable
kötü
sticky
kötü
(deyim) go hard with
kötü
(Felsefe) wrong

There was nothing wrong with their ability, it was just that the expense for each unit was so vast that the cost performance was bad. - Onların yeteneğiyle ilgili yanlış bir şey yoktu, o sadece maliyet performansı kötü olan her bir ünite için giderin çok yüksek olmasıydı.

I felt bad, so I was admitted into the hospital. However, it turned out that there was nothing really wrong with me. - Kötü hissediyordum, bu yüzden hastaneye kabul edildim. Fakat bende gerçekten sağlıksız bir şey olmadığı anlaşıldı.

kötü
vice

I have many vices, but fast food isn't one of them. - Birçok kötü alışkanlıklarım var ama hamburger türü yiyecek onlardan biri değil.

An army is a nation within a nation; it is one of the vices of our age. - Ordu, devlet içinde bir devlettir, çağımızın kötülüklerinden biridir.

kötü
corrupt

Money was corrupting Tom. - Para Tom'u kötü yola sürüklüyordu.

The corruption of the best is the worst. - En iyi yolsuzluk, en kötüdür.

kötü
worthless
kötü
transgressive
kötü
reprobate
kötü
wrongful
kötü
bitter

I had a bad cough, so I took the bitter medicine. - Kötü bir öksürüğüm vardı, bu yüzden acı reçete aldım.

kötü
wretched
kötüleşmek
relapse
kötüleşmek
(Konuşma Dili) go from bad to worse
kötü
awful

How awful to reflect that what people say of us is true! - İnsanların hakkımızda söylediklerinin doğru olduğunu bilmek ne kadar kötü!

Although natto smells awful, it is delicious. - Natto kötü kokmasına rağmen, lezzetlidir.

kötü
unrighteous
kötü
sinister
kötü
poisonous

Thousands of people lost their lives in the Bhopal Gas Tragedy, and even today hundreds of thousands of people still suffer from the ill-effects of the poisonous gas. - Binlerce insan Bhopal Gaz Trajedisi'nde hayatlarını kaybetti ve bugün bile yüzlerce, hatta binlerce insan hâlâ zehirli gazın kötü etkilerinden muzdariptir.

kötü
hateful
kötü
sinful
kötü
maleficent
kötü
ill

He's still in poor health after his illness. - Hastalığından sonra onun sağlığı hâlâ kötü.

He resigned on the grounds of ill health. - O kötü sağlık gerekçesiyle istifa etti.

kötü
amiss
kötü
hopeless
kötü
iniquitous
kötü
unwholesome
kötü
nice

He is very nice. He never speaks ill of others. - O çok kibardır. Başkalarının hakkında asla kötü konuşmaz.

One of the nice things about being bald is that you never have a bad hair day. - Kel olmakla ilgili güzel şeylerden biri, asla kötü bir saçlı bir gününün olmamasıdır.

kötü
foul

There was a strange, foul-smelling brown liquid in the waste basket. - Çöp sepetinde garip, kötü kokulu kahverengi bir sıvı vardı.

That foul odor is coming from the river. - O kötü koku nehirden geliyor.

kötü
deep
kötü
rotten

One rotten apple spoils the barrel. - Bir kötünün bin iyiye zararı var.

kötü
malignant

Tom is a malignant narcissist. - Tom kötü huylu bir narsisist.

kötü
seamy
kötü
pernicious
kötü
{s} purple
kötü
poor to
kötü
be bad
kötü
bad to
kötü
the evil

He held forth for more than an hour on the evils of nuclear power. - O, nükleer enerjini kötülükleri üzerine bir saatten daha fazla nutuk çekti.

The evil spirit was driven away from the house. - Kötü ruh evden kovuldu.

kötü
the worse
kötü
rank
kötü
{s} devilish
kötü
{s} feeble
kötü
{s} stinking

This fish is stinking. - Bu balık kötü kokuyor.

kötü
crook
kötü
execrable
kötü
{s} harmful
kötü
{s} chintzy
kötü
{i} abuse

Tom abuses his authority, so no one likes him. - Tom otoritesini kötüye kullanıyor, bu yüzden hiç kimse onu sevmiyor.

The king abused his power. - Kral, gücünü kötüye kullandı.

kötü
{s} nefarious
kötü
{s} vicious

Sami was a vicious malicious salesman. - Sami kötü niyetli bir satıcıydı.

kötü
{s} indifferent
kötü
disagreeable
kötü
{s} hellish
kötü
{s} unhallowed
kötü
mis

Tom speaks French so badly that he is often misunderstood. - Tom Fransızcayı o kadar kötü konuşuyor ki çoğunlukla yanlış anlaşılıyor.

The weather was miserable yesterday. - Hava dün çok kötüydü.

kötü
mark

At worst, I will get an average mark. - En kötü ihtimalle, ortalama bir puan alacağım.

kötü
{s} grotty
kötü
miscreant
kötü
ungodly
kötü
{s} obnoxious
kötü
{s} portentous
kötü
horrid
kötü
off

Tom had put off telling Mary the bad news for as long as possible. - Tom, Mary'ye kötü haberi söylemeyi mümkün olduğu kadar uzun süre erteledi.

He is badly off, because his book doesn't sell well. - O oldukça kötü, çünkü kitabı iyi satmıyor.

kötü
black

Blackbeard was a notorious English pirate. - Karasakal kötü şöhretli bir İngiliz korsandı.

I don’t believe that black cats cause bad luck. - Kara kedilerin kötü şans getirdiklerine inanmıyorum.

kötü
worthless, poor in quality
kötü
bad, evil, nasty, foul
kötü
evil, wicked
kötü
fierce
kötü
offensive

Nigger is an offensive word. - Zenci kötü bir kelimedir.

kötü
dread
kötü
flyblown
kötü
shabby
kötü
{s} ugly

Your English doesn't sound ugly. - İngilizcen kötü görünmüyor.

Tom and Mary had an ugly divorce. - Tom ve Mary kötü bir ayrılma yaşadı.

kötü
currish
kötü
sardonic
kötü
heinous
kötü
ropy
kötü
iniqultous
kötüleşmek
{f} retrograde
kötüleşmek
{f} sink
kötüleşmek
go down
kötüleşmek
{f} retrogress
kötüleşmek
to become bad, to worsen, to deteriorate
kötüleşmek
to become bad, deteriorate
kötüleşmek
to become a prostitute
yeniden kötüleşme
recrudescence
Türkisch - Türkisch
Kötüleşmek işi
kötü
Zararlı, tehlikeli
kötü
Korku, endişe veren: "Yabancının bu kötü kasdına yalnız azmimizle karşı koyduk."- R. E. Ünaydın
kötü
Kişi veya toplum üzerinde olumsuz etkileri olan. İyi, gerekli niteliklere sahip olmayan. İstenilmeyen, gereksiz davranışları olan veya bu davranışlara eğilimli olan (kimse). İstenilmeyen, beğenilmeyen, yararsız, uygun olmayan bir biçimde
kötü
İstenilen, beğenilen nitelikte olmayan (nesne), fena, iyi karşıtı
kötü
Hoşa gitmeyen
kötü
Aşırı, çok
kötü
Kaba ve kırıcı: "Kızına söylemedik kötü lakırtı bırakmamış."- M. Ş. Esendal
Kötü
berbat
Kötü
(Osmanlı Dönemi) FENA
Kötü
(Hukuk) MALUS
Kötüleşmek
biri fena olmak
Kötüleşmek
fena olmak
kötü
İstenilmeyen, gereksiz davranışları olan veya bu davranışlara eğilimli olan (kimse)
kötü
İstenilmeyen, beğenilmeyen, yararsız, uygun olmayan bir biçimde
kötü
İstenilen, beğenilen nitelikte olmayan, fena, iyi karşıtı
kötü
İyi, gerekli niteliklere sahip olmayan
kötü
Kişi veya toplum üzerinde olumsuz etkileri olan
kötü
Az, yetersiz
kötü
Korku, endişe veren
kötü
Kaba ve kırıcı
kötüleşmek
Hasta kişinin durumundaki olumsuz gelişme. İyilik özelliğini yitirmek
kötüleşmek
Toplumun ahlâk kurallarına aykırı davranmaya başlamak
kötüleşmek
Kötü duruma gelmek
kötüleşme
Favoriten