i̇çten

listen to the pronunciation of i̇çten
Türkisch - Englisch

Definition von i̇çten im Türkisch Englisch wörterbuch

içten
candid
içten
sincere

I sincerely hope that you will soon recover from your illness. - İçtenlikle umuyorum ki yakında hastalığından iyileşeceksin.

We sincerely apologize for our error. - Hatamız için içtenlikle özür dileriz.

interior

He studied interior decoration. - O, iç dekorasyon eğitimi aldı.

You've done a wonderful job on the interior decoration. - İç dekorasyon üzerine harika bir iş yaptın.

{s} domestic

Would domestic peace be plunged into jeopardy? - İç barış tehlikeye girer mi?

Do you have a cheap flight ticket on a domestic line? - İç hatlarda ucuz bir uçak biletiniz var mı?

inner

There's a button on the inner side of the door. - Kapının iç tarafında bir buton var.

Music is inner life, and he will never suffer loneliness who has inner life. - Müzik iç yaşamdır. İç yaşamı olan asla yalnızlık çekmeyecek.

{s} internal

Tom is bleeding internally. - Tom'un iç kanaması var.

That politician is well versed in internal and external conditions. - O politikacı iç ve dış koşullarda deneyimlidir.

içten
frank
içten
heartfelt

Please accept my heartfelt apology. - Lütfen içten özrümü kabul et.

Where did you acquire your deepest, most heartfelt beliefs? - Sen en derin, en içten inançlarını nerede edindin?

içten
gut
içten
genuine
içten
hearty

On behalf of the company, I would like to express our hearty thanks to you all. - Şirket adına, hepinize içten teşekkürlerimi sunmak isterim.

They gave us a hearty welcome when we arrived. - Vardığımızda bizi içten karşıladılar.

içten
sincere, candid, frank, outspoken, openhearted, friendly, affable; true, unaffected, cordial, warm, heartfelt, hearty, devout; from within, from the inside
içten
bluff
içten
cordial

They greeted each other cordially. - Birbirlerini içtenlikle selamladılar.

içten
deep

I deeply appreciate your advice and kindness. - Tavsiyen ve nezaketin için içten minnettarım.

She bowed deeply to me. - O beni içten selamladı.

içten
heart to heart
içten
truly

I sincerely, truly believe that. - İçtenlikle, gerçekten ona inanıyorum.

içten
sincerely, unfeignedly
içten
interior
içten
deeply

I love him more deeply than any other man. - Ben onu herhangi başka adamdan daha içten seviyorum.

He looked deeply into her eyes. - Onun gözlerine son derece içten baktı.

içten
true

True beauty comes from within. - Gerçek güzellik içten gelir.

içten
honest to god
içten
internally
içten
earnest
içten
sincerely

We sincerely apologize for our error. - Hatamız için içtenlikle özür dileriz.

I sincerely hope not. - Ben içtenlikle ummuyorum.

içten
hail fellow well met
içten
kindly
içten
inwardly
içten
familiar

On the one hand he is kind to everyone, but on the other hand he never behaves with too much familiarity. - Bir taraftan o herkese naziktir fakat diğer taraftan çok fazla içtenlikle davranmaz.

içten
childlike
içten
devout
içten
from within: Onları içten yıkacağız. We are going to destroy them from within
içten
sincere, heartfelt, unfeigned
içten
bona fide
içten
heart whole
içten
forthright
içten
faithful
içten
honest

I honestly think it's better to be a failure at something you love than to be a success at something you hate. - Nefret ettiğin bir şeyde başarılı olmaktansa sevdiğin bir şeyde başarısız olmanın daha iyi olduğunu içtenlikle düşünüyorum.

{i} inside

I opened the box and looked inside. - Kutuyu açtım ve içine baktım.

Outside of a dog, a book is man's best friend. Inside of a dog, it's too dark to read. - Bir köpeğin dışında, bir kitap insanın en iyi arkadaşıdır. Bir köpeğin içinde, okumak için çok karanlıktır.

intrinsic
içten gelen
spontaneous
içten
{s} internal

Internal combustion engines burn a mixture of fuel and air. - İçten yanmalı motorlar, yakıt ve hava karışımını yakarlar.

en içten dileklerimle
best wishes
interrior
içten
profoundly
içten gelen
cheerful
interior equipment
stomach

The stomach is one of the internal organs. - Mide iç organlardan birisidir.

Drinking on an empty stomach is bad for your health. - Boş mideyle içki içmek sağlığa zararlıdır.

offal
internus
intestines
indoor

I stayed indoors because it rained. - Yağmur yağdığı için evde kaldım.

Keep the kids indoors. - Çocukları içeride tutun.

içten
(deyim) from the bottom of one's heart
içten
outright
içten
from the inside
içten
chummy
içten
expansive
içten
kind

I deeply appreciate your advice and kindness. - Tavsiyen ve nezaketin için içten minnettarım.

On the one hand he is kind to everyone, but on the other hand he never behaves with too much familiarity. - Bir taraftan o herkese naziktir fakat diğer taraftan çok fazla içtenlikle davranmaz.

içten
outspoken
drank

John drank many bottles of wine. - John birçok şişe şarap içti.

To make up for his unpleasant experiences in the hospital, Tom drank a little more than he should have. - Hastanedeki kötü deneyimlerini telafi etmek için, Tom içmesi gerekenden biraz daha fazla içti.

{f} drinking

Too much drinking will make you sick. - Çok fazla içmek seni hasta edecek.

It's possible that the drinking water has chlorine, lead, or similar contaminants in it. - İçme suyunda klor, kurşun ya da benzer kirletici madde bulunması mümkün.

quaff
inland
endo-
{f} drink

Do you have alcohol-free drinks? - Alkolsüz içecekleriniz var mı ?

He began his meal by drinking half a glass of ale. - Yarım bardak bira içerek yemeğine başladı.

intra

We have to measure your intraocular pressure. Please open both eyes wide and look fixedly at this object here. - Göz merceğiniz içindeki baskıyı ölçmeliyiz. Lütfen iki gözünüzü genişçe açın ve sabit bir şekilde buradaki bu objeye bakın.

{f} swig

He drank a great swig from the bottle. - O, şişeden büyük bir yudum içti.

If I don't drink a swig of water, I can't swallow these tablets. - Eğer bir yudum su içmezsem bu hapları yutamam.

{i} within

Truman arrived at the White House within minutes. - Truman, Beyaz Saray'a dakikalar içinde ulaştı.

I will answer within three days. - Üç gün içinde cevap vereceğim.

knock back
in
içten
heart-to-heart
içten
openhearted
içten
affable
içten
simple
içten
unreserved
içten
inly
içten
free
içten
authentic
içten
inboard
içten
artless
içten
friendly
içten
on the level
içten
warm

This family gave me a warm welcome. - Bu aile bana nezaket ve içtenlikle karşıladı.

He embraced his son warmly. - O, oğlunu içtenlikle kucakladı.

içten gelen
heartfelt
stuffing
bowels
en içten dileklerimle
sincerely
içten
heartedly
içten
internality
içten
heartiest
içten gelme
spontaneity
içten olmak
to be sincere
içten pazarlıklı
Evil-intentioned, malevolent
en içten duygularımla
with all my heart
en içten tebriklerimle
heartiest congratulations
intestine
the interior, the inside, the inner part or surface
inward

The Japanese are often criticized for being inward looking and insufficiently international in their outlook. - Japonya görünüşte içe dönük ve yetersiz uluslararası yapıya sahip olduğundan dolayı sık sık eleştirilmektedir.

We have become an intolerant, inward-looking society. - Biz hoşgörüsüz, içe dönük bir toplum olduk.

domestic, internal (as opposed to foreign)
core
endo
inland (as opposed to coastal)
inner part (of a nut or seed), kernel; inner part (of a fruit), meat, flesh
biennial
{s} civil

The civil war in Greece ended. - Yunanistan'da iç savaş sona erdi.

There was a danger of civil war. - Bir iç savaş tehlikesi vardı.

{i} guts

Tom doesn't have the guts to do that. - Tom'un onu yapmak için cesareti yok.

No one seems to have the guts to do that anymore. - Artık hiç kimsenin onu yapmak için cesareti var gibi görünmüyor.

inlying
{i} kernel

Virtual memory is a memory management technique developed for multitasking kernels. - Sanal bellek çoklu görev çekirdekleri için geliştirilmiş bir bellek yönetim tekniğidir.

insides, innards (internal organs of a person or animal)
(a person's) true self, heart, soul: Merak etme, Safigül'ün içi temiz. Don't worry, Safigül's a good soul at heart. Eğer içinde varsa, bir yolunu bulup üniversiteyi bitirir. He'll find a way to finish university, if he really wants to do so
inside, interior; stomach, intestines, offal; heart, mind; internal, interior, inner, inside; domestic, home
refill

Tom grabbed his mug and walked into the kitchen to get a refill. - Tom kupasını aldı ve yeniden doldurmak için mutfağa gitti.

Tom held out his cup for a refill. - Tom yeniden doldurulması için fincanını uzattı.

(Hukuk) domestic, inner, internal
inside , internal , intrinsic
knockback
breast

Smoking can cause breast cancer. - Sigara içmek meme kanserine neden olabilir.

I'd like to have a test for breast cancer. - Göğüs kanseri için bir test yaptırmak istiyorum.

stuffing, filling (material used to stuff or fill something)
nucleus

Helium is the second simplest atom. It consists of a nucleus containing 2 protons and two neutrons. Around the nucleus orbits 2 electrons. - Helium ikinci en basit atomdur. O, iki proton ve iki nötron içeren bir çekirdekten oluşur. Çekirdek etrafında 2 elektron döner.

juvenilia
inset
entrails
inner, inside; interior; internal
içten
{s} truthful
içten
open hearted
içten
wholehearted
içten
whole hearted
içten
heartwarming
içten
honest to goodness
içten
{s} unfeigned
içten
earnest(1)
içten
{s} undesigning
içten
{s} ingenuous
içten
true hearted
içten
{s} open
içten
{s} unaffected
içten
willing
içten
open armed
içten
sidesplitting
içten düğmeli bir tür palto
chesterfield
içten evlilik
endogamy
içten gelen
sincere
içten gelme
spontaneousness
içten içe
sneaking
içten içe
sneaky
içten içe
inwardly, secretly
içten içe güdülen
silent
içten içe kaynamak
simmer
içten içe kaynatmak
simmer
içten içe olmak
smolder
içten içe olmak
smoulder
içten içe ölçü
in to in
içten olmayan
hollow hearted
içten olmayan
set
içten pazarlıklı
sneaky, stealthy
içten pazarlıklı
sneaky and two-faced
içten pazarlıklı kimse
dissembler
içten teşekkürler
hearty thanks
içten yanma
spontaneous combustion
içten yanmalı
internal combustion+
içten yanmalı motor
internal combustion engine
içten özür
heartfelt apology
kaba saba ama içten
rough and ready
Türkisch - Türkisch
derinden
içten
Samimi
içten
En önemli, can alıcı noktadan
içten
Yürekten, candan, samimi davranarak: "Yumuşak ve içten sürdürdü konuşmasını."- T. Buğra
içten
Yürekten, candan, samimî (davranarak)
içten pazarlıklı
Gizli niyetini açıklamayan

Onun sinsi, içinden pazarlıklı, hatta hilekâr bir adam olduğunu daima düşünürdüm.- A. İlhan.

Somut kavramlarda iki veya ikiden çok şeyde merkeze daha yakın olan: "İç kapının perdesi yanlara doğru açıldı."- P. Safa. İnsanın manevi varlığıyla ilgili olan
Herhangi bir durumun, cismin veya alanın sınırları arasında bulunan bir yer, dâhil, dış karşıtı: "Deniz gecenin içinde, gece denizin içindedir."- Ç. Altan
Bir ülkede, şehirde, toplulukta vb.de olan veya yapılan
Toplu bir durumda bulunan kimse veya nesnelerin arasında bulunan kimse veya nesne: "Ama hepiniz, hepiniz / Hepiniz geçim derdinde / Bir ben miyim keyif ehli içinizde?"- O. V. Kanık
Ten ile dış giysiler arası: "Boynumda kalın yün atkı, içimde çift kat fanila, gene de titriyorum."- E. Bener
Oyuk olan veya oyuk sayılabilen şeylerin boşluğu
Pirinç, soğan ve baharatla hazırlanan, dolmalarda kullanılan karışım
Herhangi bir durumun, cismin veya alanın sınırları arasında bulunan bir yer, dâhil, dış karşıtı
Cisimlerin yüzeyleri arasında kalan her nokta
Bir ülke, şehir, topluluk vb.nde olan veya yapılan
İnsanın manevî varlığıyla ilgili olan
Mide, bağırsak, karın
Kimse veya nesnelerin arasında bulunan kimse veya nesne
İki veya ikiden çok şeyde merkeze daha yakın olan
Muhteva

Tabiat, her sayfasında mühim muhteva sunan yegâne kitaptır. - Doğa, her sayfasında önemli içerik sunan tek kitaptır.

Şayet bir şeyi anlamıyorsanız, onun muhtevasının farkında olmamanızdandır. - Eğer bir şeyi anlamıyorsanız, onun içeriğinin farkında olmamanızdandır.

derun
Akıl, gönül, irade gibi insanın manevî varlığını oluşturan şeylerden herhangi biri
Değişik yemeklerde kullanılmak üzere et ile sebzelerin ince kıyımının karıştırılması ve yoğrulmasıyla meydana getirilen karışım
Harem dairesi
Kabuğu olan veya dışı kabuk durumunda bulunan yiyeceklerde kabuğun sardığı bölüm
Dolma yapmak için hazırlanan karışım
Akıl, gönül, irade gibi insanın manevi varlığını oluşturan şeylerden herhangi biri: "İçimizdeki sevinçleri, kederleri paylaşacak insan nerde?"- S. F. Abasıyanık
Ten ile dış giysiler arası
içten evlilik
bakınız: iç evlilik
içten içe
Gizli gizli, belli etmeden
İÇ
(Osmanlı Dönemi) Bir şeyin ortasındaki kısım, göbek
İÇ
(Osmanlı Dönemi) Karın, mide
İÇ
(Osmanlı Dönemi) Harem dairesi
İÇ
(Osmanlı Dönemi) Bir şeyin görünmez ciheti, bâtın
İÇ
(Osmanlı Dönemi) t. Herşeyin içerisi, dâhil, derun
İÇ
(Osmanlı Dönemi) Kalb, vicdan, gönül
İç
(Osmanlı Dönemi) ZAMİR
i̇çten
Favoriten