özünde

listen to the pronunciation of özünde
Türkçe - İngilizce
in substance
substantially
fundamentally
(Konuşma Dili) in spite of appearance
(Konuşma Dili) deep down
(Konuşma Dili) inside

We are all alike, on the inside. - Özünde, hepimiz birbirimize benzeriz.

essentially
intrinsically
in itself
in and of itself
to its core
öz
{i} self

Tom's self-confidence was shattered after his boss dressed him down in front of his workmates. - Tom'un öz güveni, patronu iş arkadaşlarının yanında kendisini haşlayınca kırıldı.

Tom sent Mary a selfie. - Tom Mary'ye bir özçekim gönderdi.

öz
core

He seems like a softy on the surface, but at the core he's got an iron will that makes him an extremely tough negotiator. - Dış görünüşte bir sümsük gibi görünüyor. Fakat özünde onu zorlu bir delege yapan sağlam bir iradesi var.

öz
essence

The essence of liberty is mathematics. - Özgürlüğün özü matematiktir.

Loving is the essence of life. - Sevmek yaşamın özüdür.

özünde olan
inherent
özünde olma
inherence
özünde olmak
inhere
özünde var olan
immanent
öz
own

You are at liberty to state your own views. - Kendi görüşlerinizi ifade etmekte özgürsünüz.

Railway workers have their own particular terminology. - Demiryolu işçilerinin kendi özel terminolojileri var.

öz
matter

Tom spoke to Mary in private about the matter. - Tom konu hakkında Mary ile özel görüştü.

This is strictly a private matter. - Bu kesinlikle özel bir mesele.

öz
substance
öz
whole

I apologized to the whole team. - Bütün takım için özür diledim.

He covered the whole continent in his private jet. - O, özel jetiyle tüm kıtayı katetti.

öz
{s} genuine
öz
{i} epitome
öz
principle

This country is founded upon the principles of freedom, equality and fraternity. - Bu ülke, özgürlük, eşitlik ve kardeşlik ilkeleri üzerine kurulmuş.

öz
(Gıda) intrinsic
öz
echt
öz
juice

I feel amazing thanks to Tom's special orange juice. - Tom'un özel portakal suyu sayesinde harika hissediyorum.

öz
substantiality
öz
essential

A free press is essential for democracy. - Özgür bir basın demokrasi için gereklidir.

öz
spirit

All human beings are born free and equal in dignity and rights. They are endowed with reason and conscience and should act towards one another in a spirit of brotherhood. - Tüm insanlar özgür, şeref ve haklar bakımından eşit doğar. Akıl ve vicdana sahiplerdir ve birbirlerine karşı kardeşlik ruhuyla hareket etmelidir.

I have a free spirit. - Özgür ruhlu birisiyim.

öz
(Denizbilim) orijin
öz
(Biyokimya) bio

A good biography is interesting and instructive. - İyi bir özgeçmiş, ilgi çekici ve öğreticidir.

Those green suits are special suits for reducing the risk of biological contamination. - Bu yeşil takım elbiseler, biyolojik kirlenme riskini azaltmak için özel takım elbiselerdir.

öz
auto-
öz
(Biyokimya) auto

If I borrow the money, I feel like I'll lose my autonomy. - Ödünç para alırsam özerkliğimi kaybedeceğim gibi hissediyorum.

In his autobiography, he repeatedly refers to his unhappy school days. - Öz yaşam öyküsünde, defalarca mutsuz okul günlerinden bahsediyor.

öz
soul

Individual freedom is the soul of democracy. - Bireysel özgürlük, demokrasinin ruhudur.

öz
mind

Freedom is a state of mind. - Özgürlük aklın bir halidir.

Do you have anything special in mind? - Aklınızda özel bir şey var mı?

öz
(Denizbilim) code
öz
(İnşaat) net

Hackers find new ways of infiltrating private or public networks. - Hackerlar, özel ya da kamuya açık ağlara gizlice girmek için yeni yollar arıyorlar.

öz
self-

I lost all my self-confidence. - Tüm özgüvenimi kaybettim.

His self-denial is admirable. - Onun özverisi takdire değer.

öz
guts
öz
essential oil
öz
base

Dachshund sausages first became popular in New York, especially at baseball games. - Dachshund sosisleri ilk olarak New York'ta popüler oldu, özellikle beyzbol oyunlarında.

Do you like sports? Yes, I especially like baseball. - Spordan hoşlanır mısın? Evet, özellikle beyzboldan hoşlanırım.

öz
extract

Add the vanilla extract. - Vanilya özütünü ekleyin.

öz
crux
öz
pith
öz
eigen-
öz
guarded
öz
eigen
öz
kernel
öz
gist

Nobody will say it so bluntly, but that is the gist of it. - Hiç kimse bunu çok açıkça söylemeyecek ama bunun özü odur.

In reality, the explanation is a bit more complicated than this, but you get the gist. - Açıklama gerçekte bundan biraz daha karmaşık, ama sen özü anladın.

öz
nucleus
öz
{i} content

I want to summarize the content of the presentation and draw a conclusion. - Sunumun içeriğini özetlemek ve bir sonuç çıkarmak istiyorum.

öz
marrow
öz
goodness
öz
{i} pulp
öz
{i} substratum
öz
{i} sum

I have read the article and now I am writing a summary. - Ben yazıyı okudum ve şimdi bir özet yazıyorum.

Can you briefly sum up what was said at the meeting? - Toplantıda ne söylendiğini kısaca özetleyebilir misin?

öz
{i} entity
öz
safety

Could you explain all the safety features to me once again? - Bana bir kez daha tüm güvenlik özelliklerini açıklayabilir misin?

öz
{i} elixir
öz
{i} distillation
öz
{i} heartbeat
öz
{i} quick
öz
{i} extraction
öz
{i} quintessence
öz
{i} distillate
öz
{i} stuff
öz
full

Full religious freedom is assured to all people. - Tam din özgürlüğü tüm insanlar için güvence altına alınmıştır.

Tom's summaries are always full of misprints. - Tom'un özetleri daima yazım hatalarıyla doludur.

öz
{i} medulla
öz
genuine, real
öz
inherent
öz
compendious
öz
meat

Hindus don't eat meat, in particular beef, and they are mainly vegetarian in order to respect the animals' lives. - Hindular et, özellikle sığır eti yemezler, onlar hayvanların yaşamlarına saygı duymak için temel olarak vejetaryendirler,

öz
pith and marrow
öz
German

Feel free to speak German. - Almanca konuşmak için kendini özgür hisset.

Was Nazism peculiar to Germany? - Nazizm Almanya'ya mı özgüydü?

öz
(Hukuk) own, substance
öz
pure, unadulterated, unmixed
öz
{i} cream

Tom has a craving for chocolate ice cream. - Tom'un çikolatalı dondurmaya bir özlemi vardı.

öz
subject
öz
{s} compact
öz
{i} quiddity
öz
noumenon
öz
brook, stream
Türkçe - Türkçe

özünde teriminin Türkçe Türkçe sözlükte anlamı

Öz
nektar
öz
Sulak, verimli yer
öz
(Osmanlı Dönemi) lüb
öz
Nehirlerin etrafında bulunan eğimli arazi
öz
Bitkilerin kök, gövde ve dallarının boydan boya ortasında bulunan, hafif, gevrek ve çoğu yumuşak bölüm
öz
"Kendine, kendi kendini" anlamında birleşik kelimeler türetir
öz
Bir kimsenin benliği, kendi manevi varlığı, iç, nefis, derun: "Özünü bir yerde bırakıp sadece kalıbını gezdirmişti."- H. Taner
öz
Can alıcı nokta
öz
Kan bağı ile bağlı, üvey olmayan: "Çocuğun bu yalanı bir anda onu bana bir öz evlat sevgisiyle bağladı."- R. N. Güntekin. İçine, arılığını, saflığını bozacak hiçbir şey karışmamış olan, saf, arı
öz
Kendi, zat: "Bir od düştü yanar tatlı özüme / Dünya zindan görünüyor gözüme."- Karacaoğlan. "Kendine, kendi kendini" anlamında birleşik kelimeler türetir
öz
Küçük dere
öz
Bir şeyin temel ögesi, künh, zübde: "Ortalıktaki krizi sebep gösteriyorlar ama asıl kriz şirketin kendi özünde."- A. Gündüz
öz
çayırlık
öz
Çıbanların içinde ölmüş dokudan oluşan irinle birlikte çıkan parça
öz
Bir şeyin en kuvvetli veya kıvamlı bölümü, hulâsa
öz
Bir şeyin en kuvvetli veya kıvamlı bölümü, hülasa
öz
Bir şeyin temel ögesi, künh, zübde
öz
Dere, çay
öz
Bitkilerin kök, gövde ve dallarının boydan boya ortasında bulunan, hafif, gevrek ve çoğu yumuşak bölüm. Çıbanların içinde ölmüş dokudan oluşan irinle birlikte çıkan parça
öz
Sulak yer
öz
Bir kimsenin benliği, kendi manevî varlığı, iç, nefis, derun
öz
İçine, arılığını, saflığını bozacak hiçbir şey karışmamış olan, saf, arı
öz
Kan bağı ile bağlı, üvey olmayan
öz
Kendi, zat
İngilizce - Türkçe

özünde teriminin İngilizce Türkçe sözlükte anlamı

öz
(Felsefe) Değişebilenin altında yatan değişmeyen
özünde