zorlamak

listen to the pronunciation of zorlamak
Türkçe - İngilizce
force

I don't want to force you to go. - Gitmen için seni zorlamak istemiyorum.

Persuasion is often more effectual than force. - İkna genellikle zorlamaktan daha etkilidir.

compel
impose
inflict
coerce
urge
strain
do violence to
come down
force to be
push somebody for
muscle in
put
worry
press into
(deyim) twist someone's arm
force to

I had to force Tom to take it. - Onu alması için Tom'u zorlamak zorunda kaldım.

stretch
push smb for
cow somebody into
compel to
pluck
stampede
demand
crack
compel to be
clamour down
wrest
sweat
railroad into doing
be urgent with somebody
make
subdue
bring pressure to bear on
oblige
obtrude
obligate
to strain, exert (oneself) to the utmost
bludgeon
to force; to coerce, to compel, to oblige; to strain
twist smb.'s arm
exact
to force, constrain, coerce, or compel (someone) (to do something)
bully
to strain, put a strain upon (something)
push smb. for
cow smb. into
pressure

I don't want to pressure you. - Seni zorlamak istemiyorum.

cozen
clamor down
drive
impel
outrage
drag in
to put pressure on, put (someone) under pressure, pressure (someone) insistently, press (someone) insistently
press

I don't want to pressure you. - Seni zorlamak istemiyorum.

railroad
push

You don't want to push yourself too hard. - Kendini çok zorlamak istemiyorsun.

I didn't want to push my luck. - Şansımı zorlamak istemedim.

(Hukuk) constrain
enforce
edge on
lean upon
impress
to try to force (something) open, try to break (something) open: Kapıyı zorlama! Don't try to force the door open!
press gang smb. into doing smth
steamroller
dare
rape
pressurize
tie down
zorla
hardly

I could hardly make out what she said. - Söylediği şeyi zorla anlayabildim.

Tom could hardly make himself understood. - Tom meramını zorla anlatabildi.

zorlama
force

Don't force the child to eat. - Çocuğu yemesi için zorlama.

Persuasion is often more effectual than force. - İkna genellikle zorlamaktan daha etkilidir.

zorlama
strain

Take care not to strain your eyes. - Gözlerini zorlamamaya dikkat et.

zorlamak (takat/sabır vb'ni)
tax
zorla
ill

A sudden illness forced her to cancel her appointment. - Ani bir hastalık onu randevusunu iptal etmeye zorladı.

Illness forced him to give up school. - Hastalık onu okuldan vazgeçmesi için zorladı.

zorlama
Contrived
zorla
(Bilgisayar) push

My parents pushed me to quit the baseball club. - Anne babam beni beyzbol klübünden ayrılmaya zorladı.

You don't want to push yourself too hard. - Kendini çok zorlamak istemiyorsun.

zorlama
urge

Tom felt an urge to kill Mary. - Tom Mary'yi öldürmek için bir zorlama hissetti.

zorlama
compulsion
zorlama
coercion
zorla
{f} force

The force of the wind made it difficult to walk. - Rüzgarın gücü yürümeyi zorlaştırdı.

Don't force the child to eat. - Çocuğu yemesi için zorlama.

zorla
just
zorla
dominantly
zorla
by main force
zorla
obtrusively
zorla
forcefully
zorla
scarce
zorla
against one's will
zorlama
obliging
zorlama
{i} violence
zorlama
(Fizik) coercitive
zorlama
arm-twisting
zorlama
(Tıp) rupture
zorlama
exacting
zorlama
(deyim) far-fetched
zorlama
(Muzik) drive
zorlama
compulsory
zorlama
obligate
zorla
force to be
zorla
forcible
zorla
compel to be
zorla
compulsorily
zorla
{f} compelling
zorla
{f} obligate
zorla
{f} obliging
zorla
by brute force
zorla
force to

You can't force Tom to help Mary. - Tom'u Mary'ye yardım etmeye zorlayamazsın.

We can't force Tom to do that. - Onu yapması için Tom'u zorlayamayız.

zorla
{f} forcing

Nobody's forcing you to stay. - Hiç kimse seni kalman için zorlamıyor.

I'm not forcing them to pay extra. - Ekstra ödemeleri için onları zorlamıyorum.

zorla
{f} constrained
zorla
{f} forced

In the end, the Germans were forced to withdraw. - Sonunda, Almanlar geri çekilmeye zorlandı.

I was forced to submit to my fate. - Ben kaderime boyun eğmek için zorlandım.

zorla
compel to
zorla
inflict
zorla
by force

They took it by force. - Onlar onu zorla aldılar.

Snorri Sturluson's stories tells, among other things, how Christianity was spread in Norway by force. - Snorri Sturluson'un hikayeleri diğer şeylerin arasında Hristiyanlığın Norveç'te nasıl zorla yayıldığını anlatır.

zorla
forcibly

The rioters were forcibly removed from the plaza. - Göstericiler zorla plazadan çıkarıldılar.

zorla
{f} obliged

Kate was obliged to read the book. - Kate kitap okumaya zorlandı.

zorla
constrain
zorla
bulldoze
zorla
compel

I was compelled to do this against my will. - Zorla bunu yapmak için zorlandım.

War compelled soldiers to go to the front. - Savaş askerleri cepheye gitmeye zorladı.

zorla
muscle in
zorla
uneasily

Tom shifted uneasily. - Tom zorla değiştirdi.

zorlama
{i} constraining
zorlama
duress
zorlama
insistency
zorlama
restraint
zorlama
{i} stress
zorlama
infliction
zorlama
coaction
zorlama
constraint
zorlama
{i} forcing
zorlama
pressure

I don't want to pressure you. - Seni zorlamak istemiyorum.

zorlama
enforcement
sınırları zorlamak
Push the lines
zorla
forced on
zorla
impel
şansını zorlamak
Push one's luck/chance
ateşkese zorlamak
silence
aşırı zorlamak
overstrain
aşırı zorlamak
to overstrain
inişe zorlamak
force land
işverenleri fazla işçi çalıştırmaya zorlamak
featherbed
kandırarak zorlamak
shanghai
karar vermeye zorlamak
worry smb. into a decision
konuyu zorlamak
(Konuşma Dili) force an issue
manivela ile zorlamak
prise
yapmaya zorlamak
shanghai into doing
zorla
coerce

We haven't been coerced in any way. - Hiçbir şekilde zorlanmadık.

Tom claimed that the contract was invalid because he'd been coerced into signing it. - Tom onu imzalamaya zorlanıldığı için sözleşmenin geçersiz olduğunu iddia etti.

zorla
under compulsion
zorla
1. by force, by main force. 2. by exerting pressure
zorla
hard

I could hardly make out what she said. - Söylediği şeyi zorla anlayabildim.

Life is getting hard these days. - Hayat bu günlerde zorlaşıyor.

zorla
only just
zorla
by violence
zorla
perforce
zorla
constraining
zorla
at the point of the bayonet
zorla
forceto
zorla
constrainedly
zorla
compelled

Black people were compelled to work in cotton fields. - Siyah insanlar pamuk tarlalarında çalışmak için zorlandılar.

No one may be compelled to belong to an association. - Hiç kimse bir derneğe üye olmaya zorlanamaz.

zorla
forceful
zorla
compelto
zorla
pressgang
zorlama
{i} screw
zorlama
forced: zorlama yürüyüş forced march
zorlama
impellent
zorlama
push

Don't push your luck. - Şansınızı zorlamayın.

You don't want to push yourself too hard. - Kendini çok zorlamak istemiyorsun.

zorlama
compulsion, constraint, coercion; rupture; forced, compulsory
zorlama
pressuring (someone) insistently
zorlama
arm twisting
zorlama
forcing; constraint; coercion; compelling, compulsion
zorlama
trying to force (something) open
Türkçe - Türkçe
Birine bir şey yaptırmak amacıyla güç kullanmak, boyun eğdirmeye çalışmak, zor kullanmak, mecbur etmek: "Bir realite hissi ile değil, bir tarih hissi ile kendimizi zorluyorduk."- F. R. Atay
Açılması, kırılması, sökülmesi gereken şeyler için güç kullanmak. Üstelemek, ısrar etmek: "Bütün köylü zorladı da, bu sefer izin alabildi."- Ö. Seyfettin
Açılması, kırılması, sökülmesi gereken şeyler için güç kullanmak
Üstelemek, ısrar etmek
Birine bir şey yaptırmak amacıyla güç kullanmak, boyun eğdirmeye çalışmak, zor kullanmak, mecbur etmek
(Hukuk) ZECİR
sıkıştırmak
yırtmak
(Osmanlı Dönemi) UBUR
mecbur etmek
cebretmek
Zorla
metazori
Zorla
(Osmanlı Dönemi) MÜKREHEN
Zorlama
(Hukuk) İCBAR ETME
Zorlama
(Osmanlı Dönemi) TECAVÜZ
zorla
Zor kullanarak, zecren, metazori: "Ona da bu hakikati zorla kabul ettirecekti."- Ö. Seyfettin. İstemeyerek, isteksiz olarak, zoraki: "Adama beş lira verdik, zorla başımızdan savdık."- B. Felek
zorla
İstemeyerek, isteksiz olarak, zoraki
zorla
Zor kullanarak, zecren; metazori
zorlama
(Osmanlı Dönemi) cebr
zorlama
Zorlanarak sağlanan, cebrî
zorlama
Zorlanmak işi, zecir: "İlk gençliğimin en büyük sıkıntısı bu şiir zorlamasıdır."- F. R. Atay. Özellikle oynaklarda ara keseciklerinin fıtığı olarak beliren, bir organın zorlanmış olmasıyla ortaya çıkan aksaklık veya bozukluk
zorlama
Zorlanarak sağlanan, cebrî: "Melodram ile vodvilin temelde eş yapıda, zorlama türler olduğunu yazar durmadan."- N. Cumalı
zorlama
Özellikle oynaklarda ara keseciklerinin fıtığı olarak beliren, bir organın zorlanmış olmasıyla ortaya çıkan aksaklık veya bozukluk
zorlama
Zorlanmak işi, zecir
zorlamak