yükse

listen to the pronunciation of yükse
Türkçe - İngilizce
overlook
yük
(Hukuk) burden

He was a burden to his parents. - O, ebeveynlerine bir yüktü.

I am afraid I'll be a burden to you. - Ben sana bir yük olmaktan korkuyorum.

yük
charge

The police charged him with leaking information to a neighboring country. - komşu ülke için bilgi sızıntılarıyla yüklüdür,polis.

You'll be in charge of the women working in this factory. - Bu şirkette çalışan kadınlardan yükümlü olacaksın.

yük
load

He keeps this gun loaded. - O, bu silahı yüklü bulundurur.

He had to carry many loads from the house to station. - O, evden istasyona çok fazla yük taşımak zorunda kaldı.

yük
freight

A freight train has derailed just south of Stockholm. - Bir yük treni Stokholm'ün tam güneyinde raydan çıktı.

The freight on the ship got soaked. - Gemideki yük sırılsıklam oldu.

yük
cargo

A cargo vessel, bound for Athens, sank in the Mediterranean without a trace. - Atina'ya giden bir yük gemisi, bir iz bırakmadan Akdeniz'de battı.

yük
{i} incident
yük
{i} onus
yük
burdensome or difficult task, obligation, or responsibility; burden; encumbrance; incubus
yük
goods

Import goods are subject to high taxes. - İthalat malları yüksek vergilere tabidir.

They attract customers by offering high-quality goods. - Onlar yüksek kalitede ürünler sunarak müşteri çekerler.

yük
(Bilgisayar) height

Tom is afraid of heights. - Tom yüksekten korkar.

I am less afraid of heights than I was. - Yükseklerden eskisinden daha az korkuyorum.

yük
(Telekom) payload
yük
(Askeri) head

The loud drill gave her husband a headache. - Yüksek sesli matkap, kocasına baş ağrısı verdi.

yük
pack

He fastened the horse's pack with a rope. - O, atın yükünü iple bağladı.

yük
load variation
yük
(Pisikoloji, Ruhbilim) cathexis
yük
responsibility

I can't burden Tom with that responsibility. - Ben bu sorumluluğu Tom'a yükleyemem.

yük
drain
yük
(İnşaat) force
yük
incumbrance
yük
(Bilgisayar) vol

Tom thought the music was too loud, but he was too tired to get up and turn the volume down. - Tom müziğin çok yüksek olduğunu düşünüyordu fakat kalkıp kısamayacak kadar yorgundu.

Danger! High voltage. - Tehlike! Yüksek voltaj.

yük
draft
yük
(Ticaret) parcel
yük
(Ticaret) cargo load
yük
(Askeri) fright

She's frightened by loud noises. - O, yüksek seslerden korkuyor.

yük
weight

If you load too much weight in this box, it's going to blow up. - Bu kutuya çok fala ağırlık yüklersen patlar.

The box fell apart due to the weight of the load. - Kutu yükün ağırlığı nedeniyle düştü.

yük
encumbrance

Since the temperature has warmed, my coat has become an encumbrance. - Sıcaklık arttığından beri, ceketim bir yük oldu.

yük
impedimenta
yük
freightage
yük
{i} charging

The store where we used to buy those started charging outrageous prices, so we had to find another store. - Onları satın aldığımız mağaza, aşırı yüksek fiyat koymaya başladı, o yüzden başka bir mağaza bulmak zorunda kaldık.

yük
carload
yük
load with
yük
accouterments
yük
{i} bulk
yük
{i} fardel
yük
{i} shipment
yük
{i} imposition
yük
{i} strain

Tom's expensive tastes put a strain on the family's finances. - Tom'un pahalı zevkleri ailenin mali durumuna bir yük oluyordu.

Air traffic controllers are under severe mental strain. - Hava trafik kontrolörleri ağır zihinsel yük altındadırlar.

yük
tote
yük
{i} tax

They were burdened with heavy taxes. - Ağır vergi yükü altındaydılar.

They oppose the plan to raise taxes. - Onlar vergi yükseltme planına karşılar.

yük
{i} loading

They are loading coal into a ship now. - Şimdi gemiye kömür yüklüyorlar.

They are loading oil into the ship. - Onlar gemiye petrol yüklüyorlar.

yük
{i} haul
yük
{i} impost
yük
sumpter
yük
lading
yük
out

Tom laughed out loud. - Tom yüksek sesle güldü.

Tom eventually figured out how to install a free database application on his computer. - Tom sonunda kendi bilgisayarına ücretsiz bir veritabanı uygulamasını yüklemeyi anladı.

yük
accoutrements
yük
stowage
yük
cargo; freight; lading
yük
plummet
yük
pile
yük
load; burden
yük
large cupboard (where bedding is stored during the day)
yük
electric charge, charge
yük
load; burden; cargo, freight, goods; the onus, responsibility; charge
yük
shipload
Türkçe - Türkçe

yükse teriminin Türkçe Türkçe sözlükte anlamı

Yük
bar
Yük
hamule
Yük
(Osmanlı Dönemi) ZİFR
Yük
himl
Yük
(Osmanlı Dönemi) HAML
yük
Bir cismin yüzeyinde biriken elektrik miktarı, şarj
yük
(Osmanlı Dönemi) bûr
yük
Birinin üzerine almak zorunda kaldığı ağır görev
yük
Araba, hayvan vb.nin taşıyabildiği miktar
yük
Yüz bin kuruşluk mal veya tutar
yük
Yüklük
yük
Araba, hayvan vb.nin taşıdığı şeylerin hepsi: "Çölde yük götüren vasıta develer, insan taşıyan vasıta hecinlerdir."- F. R. Atay
yük
Yüz bin kuruşluk mal veya tutar: "Mademki öyledir, bir yük getirip satan herkes iki akçe versin."- T. Buğra
yük
Yüklük: "Haydi şu yüke giriver!.."- S. F. Abasıyanık
yük
Tedirginlik veren şey, engel
yük
Araba, hayvan vb.nin taşıdığı şeylerin hepsi
yük
Eşya
yük
Doğacak bebek, cenin
yükse