yükse

listen to the pronunciation of yükse
Türkisch - Englisch
overlook
yük
(Hukuk) burden

The trainee could hardly bear the burden of the task. - Stajyer, görevin yüküne dayanamadı.

He was a burden to his parents. - O, ebeveynlerine bir yüktü.

yük
charge

The police charged him with leaking information to a neighboring country. - komşu ülke için bilgi sızıntılarıyla yüklüdür,polis.

Mr. Brown took charge of this class last year. - Bay Brown geçen yıl bu sınıfın sorumluluğunu yüklendi.

yük
load

The vessel was loaded with coal, lumber, and so on. - Gemi kömür, kereste, ve benzeri şeylerle yüklüydü.

This camera is not loaded with film. - Bu kamera, film yüklü değil.

yük
freight

A freight train has derailed just south of Stockholm. - Bir yük treni Stokholm'ün tam güneyinde raydan çıktı.

The freight on the ship got soaked. - Gemideki yük sırılsıklam oldu.

yük
cargo

A cargo vessel, bound for Athens, sank in the Mediterranean without a trace. - Atina'ya giden bir yük gemisi, bir iz bırakmadan Akdeniz'de battı.

yük
{i} incident
yük
{i} onus
yük
burdensome or difficult task, obligation, or responsibility; burden; encumbrance; incubus
yük
goods

The ship anchored in the harbour and unloaded its goods. - Gemi limana demir attı ve yükünü boşalttı.

Their goods are of the highest quality. - Onların malları en yüksek kalitedir.

yük
(Bilgisayar) height

What's the height of the Empire State Building? - Empire State Building'in yüksekliği nedir?

The two mountains are of equal height. - İki dağ eşit yüksekliktedir.

yük
(Telekom) payload
yük
(Askeri) head

The loud drill gave her husband a headache. - Yüksek sesli matkap, kocasına baş ağrısı verdi.

yük
pack

He fastened the horse's pack with a rope. - O, atın yükünü iple bağladı.

yük
load variation
yük
(Pisikoloji, Ruhbilim) cathexis
yük
responsibility

I can't burden Tom with that responsibility. - Ben bu sorumluluğu Tom'a yükleyemem.

yük
drain
yük
(İnşaat) force
yük
incumbrance
yük
(Bilgisayar) vol

The radio is too loud. Turn the volume down. - Radyonun sesi çok yüksek. Sesi kısın.

The radio is too loud. Please turn the volume down. - Radyonun sesi çok yüksek. Lütfen sesi kısın.

yük
draft
yük
(Ticaret) parcel
yük
(Ticaret) cargo load
yük
(Askeri) fright

She's frightened by loud noises. - O, yüksek seslerden korkuyor.

yük
weight

If you load too much weight in this box, it's going to blow up. - Bu kutuya çok fala ağırlık yüklersen patlar.

Her weight increased to 50 kilograms. - Onun ağırlığı 50 kilograma yükseldi.

yük
encumbrance

Since the temperature has warmed, my coat has become an encumbrance. - Sıcaklık arttığından beri, ceketim bir yük oldu.

yük
impedimenta
yük
freightage
yük
{i} charging

The store where we used to buy those started charging outrageous prices, so we had to find another store. - Onları satın aldığımız mağaza, aşırı yüksek fiyat koymaya başladı, o yüzden başka bir mağaza bulmak zorunda kaldık.

yük
carload
yük
load with
yük
accouterments
yük
{i} bulk
yük
{i} fardel
yük
{i} shipment
yük
{i} imposition
yük
{i} strain

Tom's expensive tastes put a strain on the family's finances. - Tom'un pahalı zevkleri ailenin mali durumuna bir yük oluyordu.

Air traffic controllers are under severe mental strain. - Hava trafik kontrolörleri ağır zihinsel yük altındadırlar.

yük
tote
yük
{i} tax

He said Bill Clinton would raise taxes. - Bill Clinton'un vergileri yükselteceğini söyledi.

They oppose the plan to raise taxes. - Onlar vergi yükseltme planına karşılar.

yük
{i} loading

Tom is loading the car. - Tom arabayı yüklüyor.

They're loading crude oil onto the ship. - Gemiye ham petrol yüklüyorlar.

yük
{i} haul
yük
{i} impost
yük
sumpter
yük
lading
yük
out

Although the pressure of studying at the University of Cambridge is very high, many students still have time to go out and have fun. - Cambridge Üniversitesi'nde öğrenim zorluğu çok yüksek olmasına rağmen, çok sayıda öğrencinin hâlâ dışarı çıkmak ve eğlenmek için zamanı var.

Tom eventually figured out how to install a free database application on his computer. - Tom sonunda kendi bilgisayarına ücretsiz bir veritabanı uygulamasını yüklemeyi anladı.

yük
accoutrements
yük
stowage
yük
cargo; freight; lading
yük
plummet
yük
pile
yük
load; burden
yük
large cupboard (where bedding is stored during the day)
yük
electric charge, charge
yük
load; burden; cargo, freight, goods; the onus, responsibility; charge
yük
shipload
Türkisch - Türkisch

Definition von yükse im Türkisch Türkisch wörterbuch

Yük
bar
Yük
hamule
Yük
(Osmanlı Dönemi) ZİFR
Yük
himl
Yük
(Osmanlı Dönemi) HAML
yük
Bir cismin yüzeyinde biriken elektrik miktarı, şarj
yük
(Osmanlı Dönemi) bûr
yük
Birinin üzerine almak zorunda kaldığı ağır görev
yük
Araba, hayvan vb.nin taşıyabildiği miktar
yük
Yüz bin kuruşluk mal veya tutar
yük
Yüklük
yük
Araba, hayvan vb.nin taşıdığı şeylerin hepsi: "Çölde yük götüren vasıta develer, insan taşıyan vasıta hecinlerdir."- F. R. Atay
yük
Yüz bin kuruşluk mal veya tutar: "Mademki öyledir, bir yük getirip satan herkes iki akçe versin."- T. Buğra
yük
Yüklük: "Haydi şu yüke giriver!.."- S. F. Abasıyanık
yük
Tedirginlik veren şey, engel
yük
Araba, hayvan vb.nin taşıdığı şeylerin hepsi
yük
Eşya
yük
Doğacak bebek, cenin
yükse
Favoriten