tamamen

listen to the pronunciation of tamamen
Türkçe - İngilizce
completely

Prime numbers are like life; they are completely logical, but impossible to find the rules for, even if you spend all your time thinking about it. - Asal sayılar hayata benzer, onlar tamamen mantıksaldır fakat, eğer tüm zamanınızı onun hakkında düşünmek için harcarsanız kurallarının bulunması imkânsızdır.

Her words were completely meaningless. - Onun sözleri tamamen anlamsızdı.

exactly

I didn't have to open the letter. I knew exactly what it said. - Mektubu açmak zorunda değildim. Ne söylediğini tamamen biliyordum.

You and Tom are exactly the same. - Sen ve Tom tamamen aynısınız.

thoroughly

We were thoroughly satisfied with his work. - Onun işinden tamamen tatmin olduk.

I checked Tom thoroughly. - Tom'u tamamen kontrol ettim.

altogether

Oh? You stopped altogether? - Oh? Tamamen durdurdun mu?

His speech was not altogether bad. - Onun konuşması tamamen kötü değildi.

definite
precisely
wholly

I am wholly in agreement with you. - Seninle tamamen aynı fikirdeyim.

The statement is not wholly true. - İfade tamamen gerçek değil.

definitely
perfectly

I'm perfectly normal. - Ben tamamen normalim.

Tom is perfectly satisfied with his current salary. - Tom şu anki aylığından tamamen memnun.

properly
simply

What he told us the other day simply doesn't make sense, does it? - Geçen gün onun bize söylediğinin tamamen bir anlamı yok, değil mi?

Let's face it: this sentence is simply bad. - Şunu kabul edelim ki bu cümle tamamen kötü.

mature
truly
starkly
thro

He's American through and through. - O tamamen Amerikalıdır.

Tom is about through here. - Tom neredeyse tamamen burada.

all-out
down the line
(deyim) good and

He was good and drunk. - O tamamen sarhoş olmuştu.

lock stock and barrel
through and through

He's American through and through. - O tamamen Amerikalıdır.

to the core
in full

The cherry trees are in full blossom. - Kiraz ağaçları tamamen çiçeklenmişler.

The cherry blossoms are in full bloom. - Kirazlar tamamen çiçek açtılar.

out-and-out
richly
lock, stock and barrel
as a whole
plenty
through

Tom is about through here. - Tom neredeyse tamamen burada.

I just couldn't go through with it. - Ben sadece onu tamamen bitiremedim.

right

I am not wholly convinced that you are right. - Haklı olduğuna tamamen ikna olmadım.

I am quite all right now. - Ben şimdi tamamen iyiyim.

sheerly
entirety
hopelessly
precise
staring
wide

For some reason, I'm wide awake and can't fall asleep. - Nedense, tamamen uyanığım ve uykuya dalamıyorum.

I'm not wide awake yet. - Henüz tamamen uyanık değilim.

at large
toto
trans-
ex
(deyim) first and last
to the finger tips
per-
without reserve
neck and crop
(deyim) to the backbone
stock
flatly
thru and thru
bodily
all the way
pure

I only found out about it purely by accident. - Ben onun hakkında tamamen tesadüfen öğrendim.

It was pure accident that I came to know her. - Onu tanımam tamamen tesadüftü.

finally

Tom and Mary were finally completely alone. - Tom ve Mary nihayet tamamen yalnızdı.

in its entirely
totally

Tom was totally wasted. - Tom tamamen heder olmuş.

Tom looks totally wiped out. - Tom tamamen yok olmuş görünüyor.

thru
the whole way
out and out
unbelieving
bang-on
utter

The shy boy was utterly embarrassed in her presence. - Utangaç erkek çocuğu onun varlığında tamamen sıkıldı.

Tom is utterly obsessed with food. No wonder Mary dumped him! - Tom tamamen yiyeceklere saplantılı. Mary'nin onu terkettiğine şaşmamalı.

boots and all
throughout
full

Tom is fully aware of the problem. - Tom tamamen problemin farkında.

He fully realizes that he was the cause of the accident. - Kazanın sebebi olduğunun tamamen farkındadır.

fair

The judgment isn't entirely fair. - Yargılama tamamen adil değil.

That seems completely fair to me. - O benim için tamamen adil görünüyor.

downright

This place is downright creepy. - Bu yer tamamen tüyler ürpertici.

It sounds downright frightening. - Bu tamamen korkutucu görünüyor.

clean

Tom cleaned the garage all by himself. - Tom garajı tamamen tek başına temizledi.

His house is cleaned thoroughly once a week. - Onun evi haftada bir kez tamamen temizlenir.

precious
quite

The bear is quite tame and doesn't bite. - Ayı tamamen uysal ve ısırmaz.

Tom still hasn't quite learned the rules of the game. - Tom hâlâ oyunun kurallarını tamamen öğrenmemişti.

completely, entirely, wholly, altogether
bang
tamamen açılmış
full blown
tamamen farklı
disparate
tamamen açmış
full-blown
tamamen bitirmek
finish up
tamamen bozulmuş
shot to pieces
tamamen değiştirmek
transmute
tamamen doldurmak
top up
tamamen dolu
fully loaded
tamamen farklı
contrary
tamamen kanat uçak
(Havacılık) all-wing type airplane
tamamen kapalı
(Bilgisayar) fully enclosed
tamamen kör
completely blind
tamamen uyanık
wide-awake
tamamen yasal
perfectly legal
tamamen yeni
completely new
tamamen yünlü
all-wool
tamamen ödemek
pay off

Tom is trying to pay off all his debts. - Tom bütün borçlarını tamamen ödemek için çalışıyor.

tamamen ödemek
pay in full
tamamen ödenmiş
fully paid
tamamen ödenmiş
paid off
tamamen anlamak
(Konuşma Dili) get into one's head
tamamen anlaşılmaz
utterly inconceivable
tamamen aynı fikirde olmak
see eye to eye with smb
tamamen açmış
full blown
tamamen açık (belirgin)
crystal-clear
tamamen başka
quite another
tamamen belirgin
crystal-clear
tamamen bitmek
(Konuşma Dili) be over and done with
tamamen bozulmak
go phut
tamamen büyümüş
full grown
tamamen dolu
booked solid
tamamen dolu olma
full house
tamamen doyurma
sating
tamamen doğru
bang on
tamamen doğru
(Argo) (right) on the money
tamamen durmak
come to a dead stop
tamamen durmak
come to a full stop
tamamen dönüşme
(Kimya) transmogrification
tamamen düzgün uzay
(Matematik,Teknik) completely regular space
tamamen farklı olarak
disparately
tamamen feshedici
diriment
tamamen feshetmek
terminate in part or in whole
tamamen hakedilmiş
well-deserved
tamamen harcanmış
consumed
tamamen hatalı
(Argo) all wet
tamamen hükümsüz
(Politika, Siyaset) vanitas vanitatum
tamamen iyi kalite
(Ticaret) fully good
tamamen karşısında
dead set against
tamamen karşısında
directly opposed
tamamen karşısında
dead against
tamamen karşıt
diametrical
tamamen kurumak
dry out
tamamen kör
stone-blind
tamamen kör
blind as a bat
tamamen saçma
all moonshine
tamamen saçma
yo-ho-ho
tamamen saçmalık
full of shit
tamamen sağır
(deyim) as deaf as an adder
tamamen sağır
stone-deaf
tamamen sağır
deaf as a post
tamamen sentetik
fully synthetic
tamamen silinmiş
obliterated
tamamen simetrik
(Kimya) totaly symmetric
tamamen sona ermek
(Konuşma Dili) be over and done with
tamamen soyunmak
strip to the skin
tamamen tazmin
(Kanun) full compensation
tamamen unuttum
I clean forgot
tamamen unutulmak
(Konuşma Dili) be over and done with
tamamen uyanık
wide awake
tamamen yakmak
burn out
tamamen yanlış
quite afield
tamamen yanlış
completely wrong
tamamen yanlış
quite wrong
tamamen yanmak
burn to a cinder
tamamen yenmek
(deyim) beat hollow
tamamen yıkılma
ruination
tamamen zıt olan
(Dilbilim) antipodal
tamamen çıplak
buck-naked
tamamen çıplak
buck naked
tamamen çıplak
entirely naked
tamamen ödemek
pay scot and lot
bir devlet ülkesinin bir bölümünün tamamen başka bir devlet ülkesince çevrilmesi
(Hukuk) enclave
birbirinin tamamen zıttı olmak
be poles apart
kısmen veya tamamen feshetmek
(Kanun) terminate in part or in whole
kısmen ya da tamamen
partially or wholly
mümkün olduğunca tamamen
as fully as possible
Türkçe - Türkçe
(Osmanlı Dönemi) Büsbütün, eksiksiz ve tam olarak, mükemmel biçimde
Bütün olarak, büsbütün: "Hanımlar tamamen çıktıktan sonra, beylere de numaraları dağıtılacaktır."- S. F. Abasıyanık
Bütün olarak, büsbütün
tamamen