Prime numbers are like life; they are completely logical, but impossible to find the rules for, even if you spend all your time thinking about it.
- Asal sayılar hayata benzer, onlar tamamen mantıksaldır fakat, eğer tüm zamanınızı onun hakkında düşünmek için harcarsanız kurallarının bulunması imkânsızdır.
He will think he has been completely forgotten.
- Tamamen unutulduğunu düşünecek.
That's exactly what I expected to happen.
- Bu tamamen olmasını beklediğim şey.
I didn't have to open the letter. I knew exactly what it said.
- Mektubu açmak zorunda değildim. Ne söylediğini tamamen biliyordum.
He doesn't altogether trust me.
- O bana tamamen inanmaz.
Oh? You stopped altogether?
- Oh? Tamamen durdurdun mu?
We were thoroughly satisfied with his work.
- Onun işinden tamamen tatmin olduk.
The police thoroughly searched the house.
- Polis evi tamamen aradı.
Her words were wholly void of meaning.
- Onun sözleri tamamen anlamsızdı.
I don't wholly agree with you.
- Ben tamamen sizinle aynı fikirde değilim.
I'm perfectly normal.
- Ben tamamen normalim.
Tom can understand perfectly well.
- Tom tamamen iyi bir şekilde anlayabiliyor.
Let's face it: this sentence is simply bad.
- Şunu kabul edelim ki bu cümle tamamen kötü.
What he told us the other day simply doesn't make sense, does it?
- Geçen gün onun bize söylediğinin tamamen bir anlamı yok, değil mi?
Tom is utterly obsessed with food. No wonder Mary dumped him!
- Tom tamamen yiyeceklere saplantılı. Mary'nin onu terkettiğine şaşmamalı.
She is an utter stranger to me.
- O, bana tamamen yabancıdır.
Tom and Mary were finally completely alone.
- Tom ve Mary nihayet tamamen yalnızdı.
That is a pure waste of time.
- O tamamen zaman kaybı.
Our meeting was purely accidental.
- Karşılaşmamız tamamen tesadüfi.
You guys are totally clueless.
- Siz acayip kılıklı herifler tamamen cahilsiniz.
It isn't totally exact.
- O tamamen kesin değildir.
He fully realizes that he was the cause of the accident.
- Kazanın sebebi olduğunun tamamen farkındadır.
I was fully alive to the danger.
- Ben tamamen tehlikenin farkındaydım.
He's American through and through.
- O tamamen Amerikalıdır.
All the cherry trees in the park are in full bloom.
- Parktaki tüm kiraz ağaçları tamamen çiçek açmış.
The cherry blossoms are in full bloom.
- Kirazlar tamamen çiçek açtılar.
He's American through and through.
- O tamamen Amerikalıdır.
Tom is about through here.
- Tom neredeyse tamamen burada.
He was good and drunk.
- O tamamen sarhoş olmuştu.
It's already 3 a.m., but I'm wide awake and couldn't fall asleep if I tried.
- Saat sabahın üçü fakat ben tamamen uyanığım ve çabalasamda uyuyamadım.
The window was wide open.
- Pencere tamamen açıktı.
I am quite all right now.
- Ben şimdi tamamen iyiyim.
You're exactly right, Tom.
- Tamamen haklısın, Tom.
He's American through and through.
- O tamamen Amerikalıdır.
I just couldn't go through with it.
- Ben sadece onu tamamen bitiremedim.
The judgment isn't entirely fair.
- Yargılama tamamen adil değil.
That seems completely fair to me.
- O benim için tamamen adil görünüyor.
I resolved to break up with her cleanly.
- Onunla ilişkimi tamamen bitirmeye kesin karar verdim.
His house is cleaned thoroughly once a week.
- Onun evi haftada bir kez tamamen temizlenir.
This place is downright creepy.
- Bu yer tamamen tüyler ürpertici.
It sounds downright frightening.
- Bu tamamen korkutucu görünüyor.
Tom is trying to pay off all his debts.
- Tom bütün borçlarını tamamen ödemek için çalışıyor.