parçalı

listen to the pronunciation of parçalı
Türkçe - İngilizce
in piece
Partly as in 'parçalı bulutlu'
splintery
biting or insinuating (remark)
partite
sectional
pieced
patchwork, patchworked (piece of cloth)
(something) made up of (so many) pieces
(Meteoroloji) scattered
partial
bitty
fragmental
split
segmentary
articulated
parça
piece

Tom cut the pie into six pieces. - Tom pastayı altı parçaya böldü.

Give me two pieces of chalk. - Bana iki parça tebeşir ver.

parça
part

Mathematics is the part of science you could continue to do if you woke up tomorrow and discovered the universe was gone. - Matematik, yarın kalkarsan ve evrenin gittiğini keşfedersen yapmaya devam edebileceğin, bilimin bir parçasıdır.

This factory manufactures automobile parts. - Bu fabrika, otomobil parçaları üretmektedir.

parçalı bulutlu
Partly cloudy
parçalı bohça
patchwork cloth
parçalı bohça gibi
(something) which is a mishmash
parçalı bulmaca
jigsaw puzzle
parçalı bulutlu gökyüzü
mackerel sky
parçalı yorgan
patchwork quilt
parçalı zincir
split link
parçalı örtü
patchwork
parça
bit

Tom hasn't changed a bit since college. - Tom üniversiteden beri bir parça değişmedi.

Tom brushed a bit of dirt off of his hat. - Tom şapkasındaki bir parça kiri fırçaladı.

parça
fragment

Fragments of the mirror were scattered on the floor. - Ayna parçaları zemin üzerinde dağıldı.

The American invasion of Iraq left the country devastated, fragmented and broke. - Irak'ın Amerikan istilası ülkeyi harap, parçalanmış ve beş parasız bıraktı.

parça
passage

Read this passage and translate it into Japanese. - Bu parçayı okuyup Japonca'ya çevir.

The following passage is a quotation from a well-known fable. - Aşağıdaki parça iyi bilinen bir fabldan bir alıntıdır.

parça
{i} component

He instantly regretted taking apart the laptop after realizing how many complex components there were inside. - İçinde ne kadar karmaşık parçalar olduğunu farkettikten sonra dizüstünü söktüğüne anında pişman oldu.

parça
{i} catch
parça
segment
parça
{i} item

Your item will be shipped as soon as possible. - Parçanız en kısa sürede gönderilecektir.

These fragile items must be insured against all risks. - Kırılabilir bu parçalar bütün risklere karşı sigortalanmalıdır.

parça
portion

I'd like a large portion, please. - Lütfen, büyük bir parça istiyorum.

parça
{i} scrap

I wrote down his phone number on a scrap of paper. - Bir kağıt parçasına onun telefon numarasını not aldım.

Tom asked for Mary's address and wrote it down on a piece of scrap paper. - Tom Mary adresini istedi ve onu bir parça kâğıt üzerine not etti.

parça
cake

Mother divided the cake into three parts. - Anne pastayı üç parçaya böldü.

I tried a piece of cake and it was delicious. - Bir parça kek tattım ve o lezzetliydi.

parça
lump

He gave him a lump of silver as big as his head. - Ona kafası kadar büyük gümüş bir parça verdi.

Then little Gerda wept hot tears, which fell on his breast, and penetrated into his heart, and thawed the lump of ice, and washed away the little piece of glass which had stuck there. - Sonra küçük Gerda, onun göğsüne dökülen, oradan kalbine nüfuz edip, buz kalıbını eriten ve orada saplanmış olan küçük cam parçasını alıp götüren sıcacık gözyaşlarını döktü.

üç parçalı
tripartite
parça
{i} fraction
parça
pass

There is a limit of two pieces of luggage for each passenger. - Her yolcu için iki parça bagaj limiti vardır.

Read this passage and translate it into Japanese. - Bu parçayı okuyup Japonca'ya çevir.

parça
song

Did you listen to her new song? - Onun yeni parçasını dinledin mi?

parça
(Bilgisayar) parts

Mother divided the cake into three parts. - Annem pastayı üç parçaya böldü.

Tom divided the pie into three equal parts. - Tom pastayı üç eşit parçaya böldü.

parça
stretch

The dough broke up when Tom tried to stretch it. - Tom onu germeye çalıştığında hamur parçalandı.

parça
length
parça
slug 
parça
chop

And the servant came and chopped the Tree into little pieces. - Uşak geldi ve ağacı küçük parçalara ayırdı.

Before forks and chopsticks, people usually ate food with a piece of flat bread. - Çatal ve çubuklardan önce, insanlar genellikle düz bir parça ekmek ile yemek yerdi.

parça
(Muzik) pieces

There were four pieces of furniture in the room. - Odada dört parça mobilya vardı.

I bought three pieces of furniture. - Ben üç parça mobilya satın aldım.

parça
clod
parça
clump
parça
particle

I become a transparent eyeball; I am nothing; I see all; the currents of the Universal Being circulate through me; I am part or particle of God. - Ben saydam bir göz küresi olurum; ben hiçbir şeyim; Ben her şeyi görürüm; Evrensel varlığın akımları beni dolaşır; Ben Allah'ın parçası ya da parçacığıyım.

The Higgs boson has been called the God particle. - Higgs bozonu, Tanrı parçacığı olarak adlandırıldı.

parça
(Politika, Siyaset) extract
parça
{i} moiety
parça
slice

Would you slice me a piece of ham, please? - Bana bir parça jambon dilimler misin?

parça
chapter
parça
chick

On the plate was a piece of chicken, a potato and some green peas. - Tabakta bir parça piliç, bir patates ve biraz yeşil bezelye vardı.

parça
quote
parça
dibs
parça
snippet
parça
slide
parça
clip
parça
article

Nouns, pronouns, verbs, adjectives, adverbs, articles, prepositions, conjunctions, and interjections are the parts of speech in English. - İsimler, zamirler, fiiller, sıfatlar, zarflar, makaleler, edatlar, bağlaçlar, ve ünlemler İngilizcede konuşma parçalarıdır.

parça
jot
parça
track

I found the track of the tire. - Lastik parçasını buldum.

Possibly the fossilized tracks belong to animals of the Jurassic period. - Muhtemelen fosilleşmiş parçalar jura dönemi hayvanlarına aittir.

parça
cantle
parça
unit

Work is a very important part of life in the United States. - Çalışma ABD'de hayatın çok önemli bir parçasıdır.

Scotland is part of the United Kingdom. - İskoçya Birleşik Krallığın parçasıdır.

parça
cut

Cutting a cake into equal pieces is rather difficult. - Bir pastayı eşit parçalara ayırma oldukça zordur.

Tom cut his finger on a piece of glass. - Tom bir cam parçası ile parmağını kesti.

parça
slug
parça
text
parça
grain
parça
snatch
parça
quotation

The following passage is a quotation from a well-known fable. - Aşağıdaki parça iyi bilinen bir fabldan bir alıntıdır.

parça
gusset
parça
dollop
parça
iota
parça
ounce

It's clear Tom doesn't have an ounce of humanity. - Tom'un bir parça insanlığının olmadığı açık.

parça
bar

Can you break an apple in half with your bare hands? - Çıplak ellerinle bir elmayı parçalayabilir misin?

I can rip you apart with my bare hands. - Seni çıplak ellerimle parçalayabilirim.

parça
section
parça
{i} tool

A pick is a long handled tool used for breaking up hard ground surfaces. - Bir kazma sert zemin yüzeyleri parçalamak için kullanılan uzun saplı bir araçtır.

I fixed the flashlight using a small tool. - Ben küçük bir parça kullanarak el fenerini onardım.

ayrılabilir parçalı mobilya
sectional furniture
beş parçalı
quinate
birkaç parçalı mobilya
sectional furniture
dört parçalı
quadripartite
dört parçalı yaprak
quatrefoil
iki eşit parçalı
bifid
iki parçalı
bipartite
iki parçalı
two-piece
parça
(Hukuk) article, component, fragment
parça
(İnşaat) armature
parça
a poor substitute for ..., a worthless thing that goes by the name of ...: bu hekim parçası this worthless individual who's supposed to be a doctor
parça
gob
parça
flake
parça
slang pretty woman, nice piece of goods
parça
patch

Tom has a patch of gray in his hair. - Tom'un saçında bir parça gri var.

parça
member
parça
slang hashish, hash
parça
driblet
parça
(et) gobbet
parça
piece (of literature, music, fine art); passage (from a piece of literature, music, or fine art)
parça
used as a counting word: beş parça kumaş five lengths of cloth
parça
attachment
parça
versicle
parça
gobbet
parça
avulsion
parça
(Nükleer Bilimler) substrates
parça
dregs
parça
division
parça
{i} morsel
parça
{i} batch
parça
remnant
parça
tablet
parça
{i} shred

He tossed the paper into a shredder. - Kağıdı parçalayıcıya attı.

Tom put a bag of shredded cheese into his shopping cart. - Tom alışveriş sepetine bir kutu parçalanmış peynir koydu.

parça
{i} dribblet
parça
piece; bit; fragment; particle; component; morsel; item; part; piece, song; chick; quotation, quote, passage
parça
clast
parça
fritter
parça
smithereen
parça
piece; fragment; bit
parça
item (in a set of several items)
tek parçalı
one-piece, single-piece
üç parçalı
three-piece
üç parçalı
ternary
üç parçalı
ternate
üç parçalı tablo
triptych
üç parçalı şey
tern
Türkçe - Türkçe
Birden çok parçadan oluşmuş
parçalı bohça
Renk renk ve çeşit çeşit kumaş parçaları birbirine eklenerek yapılan bohça
Parça
(Osmanlı Dönemi) FİRK
Parça
(Osmanlı Dönemi) FİLK
Parça
lime
Parça
(Osmanlı Dönemi) FİRZE
Parça
(Osmanlı Dönemi) HABBE
Parça
(Osmanlı Dönemi) HUZVE
Parça
(Osmanlı Dönemi) PERGÂLE
parça
Bir bütünden kopmak, kırılmak, yırtılmak vb. yoluyla ayrılmış bölüm
parça
Az bir miktar
parça
Güzel, alımlı kız veya kadın
parça
Birkaçı bir araya gelince bir bütünü oluşturan şeylerin her biri
parça
"benzeri", "bir örneği" gibi anlamlarda kullanılır
parça
Belirtilen durumunda bazen küçümseme ve değersiz sayma anlatır
parça
Edebiyat eserinin bir bölümü
parça
Ay parçası, elmas parçası gibi deyimlerde "benzeri", "bir örneği" gibi anlamlarda kullanılır
parça
Bir müzik eserinden alınmış tam bir bölüm
parça
Tane. Edebiyat eserinin bir bölümü: "Hayatımın en acı ve tatlı saatleri bunun başında geçti, eserimin en güzel parçalarını onun kenarında yazdım
parça
Sayı sıfatıyla "tane" anlamına gelir
parça
Müzik eseri
parça
Bir bütünden kopma, kırılma, yırtılma vb. yoluyla ayrılmış bölüm: "Alınacakları bir gece önceden küçük bir karton parçasına yazmıştır."- H. Taner
parça
Kısa bir süre
parça
Belirtilen durumunda bazen küçümseme ve değersiz sayma anlatır: "Bir çoban parçasısın, olmasa bile koyun / Daima eğeceksin başkalarına boyun."- K. Kamu
parça
Bir bütünden ayrılan, ayrı sayılan veya artakalan şey
parçalı