dolu

listen to the pronunciation of dolu
Türkçe - İngilizce
hail

Have you ever seen it hail? - Hiç dolu yağdığını gördün mü?

The hail harmed the crops. - Dolu ekinlere zarar verdi.

full

Japan is full of beautiful cities. Kyoto and Nara, for example. - Japonya güzel kentlerle doludur. Örneğin Kyoto ve Nara.

Don't speak with your mouth full. - Ağzın doluyken konuşma.

crowded

The street was crowded with people. - Cadde insanlarla doluydu.

The room was crowded with furniture. - Oda mobilya ile doluydu.

occupied

All the apartments are occupied. - Tüm apartmanlar doludur.

charged
vibrant with
sleet
(Gıda) full bodied
thick
crammed
fraught with
(Konuşma Dili) beyond measure
full of
(Avcılık) load
abundant
fraught
steeped in
engaged
shot through
instinct
capacity

The hall was filled to capacity. - Salon tam kapasite doluydu.

The bus was filled to capacity. - Otobüs tam kapasite doluydu.

alive with

The pond was alive with various tiny fishes. - Gölet çeşitli küçük balıklarla doluydu.

The place was alive with creative young people. - Yer yaratıcı genç insanlarla hayat doluydu.

thick with
laden
filled

The garden was filled with flowers. - Bahçe çiçeklerle doluydu.

The park is filled with children. - Park çocuklarla doludur.

abounding
rife
replete

The annals of sports are replete with the names of great black athletes. - Spor yıllıkları, büyük siyah sporcuların isimleriyle doludur.

shot
loaded

Tom didn't know the gun was loaded. - Tom silahın dolu olduğunu bilmiyordu.

Tom checked to see if his gun was loaded. - Tom silahının dolu olup olmadığını anlamak için kontrol etti.

instinct with
brimful of
a load of
haıl
ridden
teeming

The street was teeming with people. - Sokak insanlarla doluydu.

racked
hayat dolu
vivacious
su dolu
watery
dolu fırtınası
hailstorm

The hailstorm ruined crops. - Dolu fırtınası ürünleri mahvetti.

dolu olmak
bristle
dolu olmak
abound
dolu (bol)
abundant
dolu daire
(Bilgisayar) filled circle
dolu kutu
(Bilgisayar) filled box
dolu olan
abounding
dolu olmak
alive with
dolu olmak
be alive with
dolu çerçeve
(Bilgisayar) bevel
dolu yağmak
hail
dolu yağışı
full precipitation
dolu ağırlık
gross vehicle weight
dolu bant
(Bilgisayar,Teknik) filled band
dolu birim
(Dilbilim) plerem
dolu derz
(İnşaat) flat joint
dolu dolu
good
dolu duvar
(İnşaat) filled wall
dolu döküm
(İnşaat) casting solid
dolu elips
(Bilgisayar) filled ellipse
dolu film
(Sinema) exposed film
dolu gövde
(Muzik) solid body
dolu kabuk
(Kimya) closed shell
dolu kapı
plain door
dolu kovuk
filled cavity
dolu musunuz
Are you occupied
dolu olmak
be filled with
dolu olmak
crawl
dolu olmak
to teem with sth, to be alive with, to crawl with sth, to abound in/with sth
dolu olmak
be full
dolu olmak
spill over with
dolu oval
(Bilgisayar) filled oval
dolu savak
(Tarım) spilway
dolu savak
spillway
dolu sağanağı
hail shower
dolu tanesi
hailstone
dolu tanesi
stone
dolu tohum
(Tarım) filled seed
dolu yay
(Bilgisayar) filled arc
dolu yağmak
to hail
dolu yağıyor
it is hailing
dolu yolu
(Sinema) modulated track
dolu çizgi
full line
dolu şey
full
ağzına kadar dolu olmak
brim
deyimlerle dolu
idiomatic
aşk dolu
loving
gereksiz sözlerle dolu
verbose
hakaret dolu
sardonic
kuşku dolu
suspicious
su dolu
waterlogged
bellek dolu
(Bilgisayar) out of memory
bellek dolu
(Bilgisayar) memory full
deli dolu
alive and kicking
disk dolu
(Bilgisayar) disk is full
dizin dolu
(Bilgisayar) directory full
hasret dolu
wistful
hayat dolu
vibrant
hayat dolu olmak
full of life
hayat dolu olmak
be full of beans
hayat dolu olmak
be full of life
hayat dolu olmak
full of beans
huzur dolu
peaceful
kin dolu
venemous
minnet dolu
thankful
nefret dolu
venomous
nefret dolu
catty
nefret dolu
wicked
sevgi dolu
warm
sevgi dolu
exorable
sevgi dolu
affectionate

He sent me an affectionate letter. - Bana sevgi dolu bir mektup gönderdi.

She is always very affectionate with her relatives. - O her zaman akrabalarına karşı çok sevgi doludur.

sevgi dolu
fond

Tom has fond memories of Mary. - Tom'un Mary ile ilgili sevgi dolu anıları var.

sevgi dolu
loving

I have a loving family. - Sevgi dolu bir ailem var.

Tom grew up in a loving home. - Tom sevgi dolu bir evde büyüdü.

sevgi dolu
warmhearted
sevgi dolu bir halde
adoringly
sevgi dolu bir halde
warmly
stres dolu
stress-filled
tamamen dolu
fully loaded
özlem dolu
wistful
özlem dolu
nostalgic
hayat dolu
alive

The place was alive with creative young people. - Yer yaratıcı genç insanlarla hayat doluydu.

dolu ol
abound
dolu ol
{f} abounding
Dolu dolu
(deyim) to the fullest
acı dolu
sardonically
arabayı deposu dolu mu iade etmeliyim
Should I return the car with a full tank
arzu dolu bakmak
ogle
arzu dolu bakış
ogle
ağaç kökleri ile dolu
stubby
ağzına kadar dolu
full to overflowing
ağzına kadar dolu
flush
ağzına kadar dolu
brimful
ağzına kadar dolu
chock a block
ağzına kadar dolu kadeh
bumper
ağzına kadar dolu olmak
to brim
ağız ağza dolu
completely full
ağız ağıza dolu
brimful, brimming
aşk dolu
amative
aşk dolu
amatory
aşk dolu
adoring
balık dolu
fishy
bereket simgesi sayılan meyve vb. dolu boynuz
cornucopia
beğeni dolu
admiring
bilinmezlerle dolu
secretive
binalarla dolu
built up
bir madde ile dolu yer
plenum
birim dolu
(Bilgisayar) volume full
bit yumurtası (sirke) dolu
nitty
blok yükleme dolu
(Bilgisayar) block load full
boş atıp dolu tutmak
drawing a bow at venture
boş atıp dolu tutmak
to make a lucky shot, to draw a bow at a venture
boş atıp dolu tutmak/vurmak
to make a lucky hit, guess the truth by chance
bu koltuk dolu mu
Is this seat occupied
cebi dolu
sitting pretty
cepi dolu
rich, loaded
daha fazla otla dolu
weedier
dedikoduyla dolu
newsy
dibi ağaç kökleri ile dolu
snaggy
dibi ağaç kökleri ile dolu
(nehir) snagged
disket sürücü dolu
(Bilgisayar) disk drive full
disket sürücüsü dolu
(Bilgisayar) disk drive full
dolu olmak
{f} teem
duman veya kurum dolu
fuliginous
enerji dolu
full of vim
erik dolu
plummy
eğlence dolu
rollicking
eğreltiotuyla dolu
ferny
fazla dolu
overfull
fazla dolu olma
repletion
fındık dolu
nutty
gereksiz laflarla dolu olma
diffuseness
gereksiz sözlerle dolu
pleonastic
güve dolu
mothy
güçlüklerle dolu
spiny
haberlerle dolu
newsy
hakaret dolu
(Kanun) libellous
hakaret dolu
opprobrious
hasret dolu
wishful
hayat dolu
vital
hayat dolu
lively, full of beans, full of life
hayat dolu
lively

He is a lively young man. - O, hayat dolu bir genç adam.

She is a lively girl. - O hayat dolu bir kız.

hayat dolu
sprightly
hayat dolu
quick
hayat dolu
animate
hayat dolu
vivid
hayat dolu
corky
hayat dolu
genial
hayat dolu
alive and kicking
hayat dolu
full of life

He is full of life even though he is very old. - O, çok yaşlı olsa bile hayat dolu.

He was a strong boy, full of life, before he was stricken with the plague. - O, vebaya kapılmadan önce güçlü bir çocuktu, hayat doluydu.

hayat dolu
exuberant

I was very exuberant. - Ben çok hayat doluydum.

Tom is exuberant, isn't he? - Tom hayat dolu, değil mi?

hayat dolu
animated
hayat dolu
as fresh as daisy
hayat dolu
dewy
hayat dolu
fresh
hayat dolu
live

She is a lively girl. - O hayat dolu bir kız.

He is a lively young man. - O, hayat dolu bir genç adam.

hayat dolu olma
corkiness
hayat dolu olmak
to be full of beans, to be full of life
heyecan dolu
charged
heyecan dolu yarışma
(Televizyon) cliff-hanger
heyecan dolu yarışma
(Televizyon) cliffhanger
kamış dolu
reedy
kanla dolu
haematic [Brit.]
kanla dolu
hematic
keyif dolu
delighting
kin dolu
venomous
kin dolu
virulent
kin dolu bir biçimde
venomously
kin ve nefretle dolu olma
despitefulness
kuyruk dolu
(Bilgisayar) queue is full
mağaralarla dolu
cavernous
mutluluk dolu olma
blissfulness
nefret dolu
hateful

You're really hateful! - Sen gerçekten nefret dolusun!

We should avoid writing sentences that are disrespectful, offensive or hateful. - Saygısız, saldırgan ve nefret dolu cümleler yazmaktan kaçınmamız gerekir.

nefret dolu
baleful
nefret dolu bir şekilde
hatefully
nefret dolu olma
hatefulness
nefret dolu olmak
be full of hate
neşe dolu
blest
ortam dolu
(Bilgisayar) media full
pire yenikleriyle dolu
flea bitten
rüya dolu
dreamy
saygı dolu
worshipful
Türkçe - Türkçe
Bir duygunun güçlü etkisinde olan
Çok olan
İçi boş olmayan, dolmuş, meşbu, boş karşıtı
Boş vakit olmayan, meşgul
İçinde atılacak mermisi bulunan
Bir yerde sayıca çok
Boş vakti olmayan, meşgul. Çok olan (iş, uğraş, olay vb.). İçinde atılacak mermisi bulunan (top, tüfek vb.). İçki doldurulmuş bardak
İçki doldurulmuş bardak
Delik açılmamış, (gereç)
Havada su buğusunun birden yoğunlaşıp katılaşmasından oluşan, türlü irilikte, yuvarlak veya düzensiz biçimli saydam buz parçaları durumunda yere hızla düşen bir yağış türü: "Dolu ekinlerini vurmuşsa bir yıl aç demekti."- T. Buğra. İçi boş olmayan, dolmuş, meşbu, boş karşıtı
Boş yeri yok, her yeri tutulmuş
Boş yeri olmayan, her yeri tutulmuş olan: "Haftaya pazartesiye kadar bütün uçaklar dolu."- A. İlhan
Tornacılıkta delik açılmamış (gereç)
(Osmanlı Dönemi) FA'M
pür
kırcı
(Osmanlı Dönemi) BEREDE
komple
fam
dolu serpme
Zımpara üretiminde tanecikler arasında belirli boşluklar kalmayacak biçimde düzenlenen tane yapıştırma işlemi
Dolu olmak
(Osmanlı Dönemi) TAFAF
Dolu olmak
(Osmanlı Dönemi) TAMV
Dolu olmak
(Osmanlı Dönemi) TEAKK
Dolu olmak
(Osmanlı Dönemi) FEHEK
Dolu olmak
(Osmanlı Dönemi) TAFH
bir dolu
Birçok
deli dolu
İlerisini gerisini düşünmeden davranan, rastgele konuşan, patavatsız (bir biçimde)
deli dolu
Çok hareketli, aktif, enerjik
hayat dolu
Yaşama isteği çok olan, neşeli, canlı
yüreği dolu
Kinli, hınçlı
dolu