rahatlık

listen to the pronunciation of rahatlık
Türkisch - Englisch
ease
comfort

I can give you comfort. - Ben size rahatlık verebilirim.

No matter how cold it is outside, the rooms are heated to a comfortable temperature. - Dışarısı ne kadar soğuk olursa olsun, odalar bir rahatlık sıcaklığına kadar ısıtılır.

facility
cosiness
leisureliness
comfort, ease
easiness
peace and quiet, peace
boon
comfort, ease, quiet
easygoingness, relaxedness
quiet
contentment
content
comfortableness
lift
snugness
coziness

There was a large stove that gave lovely warmth and coziness. - Güzel sıcaklık ve rahatlık veren büyük bir soba vardı.

accommodation
easement
latitude
amenity
luxurious
wellbeing
rahat
easy

I'll do whatever I can to make it easy for you. - Seni rahat ettirebilmek için elimden gelen her şeyi yaparım.

This easy chair is quite comfortable. - Bu basit sandalye oldukça rahattır.

rahat
{s} comfortable

Everybody feels comfortable with him. - Herkes onunla birlikte rahat hisseder.

She didn't feel comfortable with my friend. - O benim arkadaşımla birlikte rahat hissetmedi.

rahat
{s} comfy
rahat
ease

His smile put her at ease. - Onun tebessümü onu rahatlattı.

I'm beginning to feel at ease when I speak in Chinese. - Çince konuştuğumda içim rahat hissetmeye başlıyorum.

rahat
comfort

Are people comfortable? No. - İnsanlar rahat mı? Hayır.

Tom found the chair quite comfortable. - Tom sandalyeyi gayet rahat buldu.

rahatlık ve huzur diyarı
cockaigne
rahatlık ve huzur diyarı
cockayne
rahat
complacent
rahat
{s} cushy
rahat
cozy

He lives in a little cozy house. - Küçük rahat bir evde yaşıyor.

He lives in a cozy little house. - O, rahat küçük bir evde yaşar.

rahat
cosy
rahat
peace, calm; comfort, ease; comfortable, comfy; peaceful; relieved; free and easy; (iş) cushy, easy; easily; at ease!
rahat
relaxed, easygoing; (someone) who has an easy manner
rahat
complacency

If indifference is the kiss of death for a relationship, then complacency is the kiss of death for a business. - İlgisizlik bir ilişki için ölüm öpücüğü ise öyleyse rahatlık bir iş için ölüm öpücüğüdür.

maddi rahatlık
prosperity
rahat
in comfort

The property left him by his father enables him to live in comfort. - Babası tarafından ona bırakılan servet onun rahat bir şekilde yaşamasını sağlar.

My aunt now lives in comfort. - Teyzem şu anda rahat içinde yaşıyor.

rahat
homelike
rahat
contented
rahat
homely
rahat
affable
rahat
(Konuşma Dili) all right

Just relax. Everything's going to be all right. - Sadece rahatla her şey yoluna girecek.

It must bother you to have taken a bad master. I'm stupid too. So, it's all right. - Kötü bir öğretmene sahip olmak sizi rahatsız ediyor olmalı. Ben de aptalım. Öyleyse, tamam.

rahat
unhurried
rahat
fluent
rahat
unembarassed
rahat
free and easy
rahat
equable
rahat
easily

This sofa can seat three people easily. - Bu kanepeye rahatlıkla üç kişi oturtulabilir.

Tom won the race easily. - Tom yarışı rahat kazandı.

rahat
content
rahat
easy going
rahat
calm

They say that music soothes the savage beast, but for me personally, it neither relaxes me nor calms me. - Onlar müziğin vahşi canavarı sakinleştirdiğini söylüyorlar ama benim için şahsen, o beni ne rahatlatıyor ne de sakinleştiriyor.

Calm down and be cool. - Sakin ol ve rahat ol.

rahat
convenience

Luxury and convenience do not equate to happiness. - Lüks ve rahatlık mutluluğa eşit değildir.

rahat
easeful
rahat
welfare
rahat
cosey
rahat
unmoved
rahat
easygo
rahat
relieved

I felt very relieved when I heard the news. - Haberi duyduğumda çok rahatladım.

Tom was relieved to hear that Mary had arrived home safely. - Tom Mary'nin güvenli şekilde eve vardığını duyduğunda rahatladı.

rahat
canny
rahat
fine

Relax, you're doing fine. - Rahatla, iyi gidiyorsun.

rahat
rest

Tom looks relaxed and rested. - Tom rahatlamış ve dinlenmiş görünüyor.

I felt out of place in the expensive restaurant. - Pahalı bir restoranda rahatsız hissettim.

rahat
rakish
rahat
homey
rahat
repose
rahat
at peace
rahat
peaceful
rahat
commodious
rahat
above water
rahat
easygoing
rahat
peace

The dead are gone and they cannot defend themselves. The best thing to do is to leave them in peace! - Ölüler gitti, onlar kendilerini savunamazlar. Yapılacak en iyi şey onları rahat bırakmaktır!

rahat
at ease

I'm beginning to feel at ease when I speak in Chinese. - Çince konuştuğumda içim rahat hissetmeye başlıyorum.

I never felt at ease in my father's company. - Babamın şirketinde asla rahat hissetmedim.

Rahat
loosey-goosey

The actor displayed a loosey–goosey attitude.

allah rahatlık versin
Let God give comfort
rahat
be comfortable
rahat
snugger
rahat
gemütlich
rahat
{s} cushioned
rahat
serene
rahat
{s} unembarrassed
rahat
leisure

During the bubble, people dreamt of a life of leisure. - Hayal sırasında, insanlar rahat bir hayatı hayal ettiler.

rahat
comfort, ease
rahat
peace and quiet, peace
rahat
facile
rahat
undisturbed

Where we can talk undisturbed? - Nerede rahat konuşabiliriz?

Very few places on our earth remain undisturbed by civilization. - Dünyamız üzerinde çok az yer uygarlık tarafından rahatsız edilmeden kalmıştır.

rahat
untroubled
rahat
{s} cavalier
rahat
unconventional
rahat
at ease, easy, untroubled
rahat
luxurious
rahat
composure
rahat
snug
rahat
At Ease!

She had an unassuming air that put everyone at ease. - Onun herkesi rahatlatan alçakgönüllü bir havası vardı.

His smile put her at ease. - Onun tebessümü onu rahatlattı.

rahat
sweet
rahat
unconstrained
rahat
(Hukuk) smooth
rahat
at rest
rahat
unlabored
rahat
free

Sami could move freely around the prison. - Sami cezaevinde rahatça dolaşabilirdi.

May I use the phone? Please feel free. - Telefonu kullanabilir miyim? Lütfen rahat olun.

rahat
snuggery
rahat
restful
rahat
{s} quiet

Work quietly lest you disturb others. - Başkalarını rahatsız etmemek için sessizce çalışın.

rahat
comfortable (place, thing)
Türkisch - Türkisch
Üzüntüsü, sıkıntısı, tedirginliği olmama durumu, rahat
Üzüntüsü, sıkıntısı, tedirginliği olmama durumu, rahat: "Nilgün'ü sükûna kavuşmuş görmenin rahatlığı içindeyim."- R. H. Karay
Yorgunluk veya sıkıntı vermeme durumu
Yorgunluk veya sıkıntı vermeme durumu: "Başkalarının rahatlık saydığı işlerde sıkıldım, sinir kesildim."- N. Cumalı
(Osmanlı Dönemi) SULH
hafiflik
RAHAT
(Osmanlı Dönemi) El ayası
RAHAT
(Osmanlı Dönemi) Dinlenmek
RAHAT
(Osmanlı Dönemi) Üzüntüsüz, tasasız, kedersiz bir halde olmak. İstediği her şeyi bulup telâşsız olmak. Müsterih
Rahat
rahatça
Rahat
(Osmanlı Dönemi) DIA
Rahat
(Osmanlı Dönemi) FEVAK
Rahat
(Osmanlı Dönemi) MUTÎ'
rahat
İnsanda üzüntü, sıkıntı, tedirginlik olmama durumu, huzur: "Eniştem de üşengen bir adamdır, rahatı kaçar diye üstüne düşmedi."- M. Ş. Esendal. Üzüntü, sıkıntı ve tedirginliği olmayan: "Ben o kadar rahatım, öyle okşayıcı, huzur ve mutluluk verici tatlı rüzgâr karşısındayım ki..."- R. H. Karay
rahat
Sıkıntı veya yorgunluk, tedirginlik vermeyen: "Ben sana güzel ve rahat bir oda hazırlattım."- P. Safa
rahat
Sıkıntı veya yorgunluk, tedirginlik vermeyen
rahat
Bir saatte rahat varırız."- M. Ş. Esendal. "Hazır ol" durumunda bulunanlara, oldukları yerde serbest bir durum almaları için verilen komut
rahat
Aldırmaz, gamsız
rahat
üzüntüsü, sıkıntısı olmama durumu
rahat
Kolay bir biçimde, kolaylıkla
rahat
Haydi al torbanı
rahat
Üzüntü, sıkıntı ve tedirginliği olmayan
rahat
Kolay bir biçimde, kolaylıkla: "İstersen beraber gidelim
rahat
İnsanda üzüntü, sıkıntı, tedirginlik olmama durumu, huzur
rahat
"Hazır ol" durumunda bulunanlara, oldukları yerde serbest bir durum almaları için verilen komut
rahatlık
Favoriten