hafiflik

listen to the pronunciation of hafiflik
Türkisch - Englisch
{i} lightness
slightness
lightness, mildness (of food); lightness (of a meal, drink)
thinness
lightness, easiness, mildness
lightness (in weight)
giddiness
lightness, frivolity, flightiness
lightness, slightness, mildness, lack of intensity
airiness
slowness
lightness; mildness, slightness; relief, ease of mind; flightiness, frivolity
relaxation, ease; relief, comfort, ease of mind
lightness (of sleep)
lightness, gentleness, mildness
frailness
looseness
frivolity
tenuous
featheriness
digestibleness
flippancy
weightlessness
lightweightness
thinnes
hafif
light

The burden is light on the shoulder. - Sorumluluk omuzda hafiftir.

I usually have a light breakfast. - Genellikle hafif bir kahvaltı yaparım.

hafif
mild

I have a mild headache. - Hafif bir baş ağrım var.

We have a mild winter this year. - Bu yıl hafif bir kış var.

hafif
{s} slight

Several slight shocks followed the earthquake. - Depremi çok sayıda hafif şoklar izledi.

A nerve cell responds to a slight stimulus. - Bir sinir hücresi hafif bir uyarıcıya yanıt verir.

hafif
lightweight

This titanium bicycle made in Italy is incredibly lightweight. - İtalya'da yapılan bu titanyum bisiklet inanılmaz hafiftir.

This carbon fiber bicycle is incredibly lightweight. - Bu karbon fiber bisiklet inanılmaz hafiftir.

hafiflik etmek
1. to do or say something improper. 2. to act frivolously
hafif
{s} small
hafif
{s} weak

I'd like my coffee weak. - Kahvemi hafif istiyorum.

I like my coffee weak. - Kahvemi hafif severim.

hafif
{s} distant
hafif
bland
hafif
delicate
hafif
thin

I think you underestimate us. - Sanırım bizi hafife alıyorsun.

You shouldn't take those things for granted. - Bu şeyleri hafife almamalısın.

hafif
flimsy
hafif
subtle
hafif
insubstantial
hafif
favonian
hafif
feathery
hafif
tap

Someone tapped me on the shoulder. - Birisi omuzuma hafifçe vurdu.

Tom felt someone tap him on the shoulder. - Tom birinin hafifçe omuzuna dokunduğunu hissetti.

hafif
hooly
hafif
{s} cushy
hafif
lite
hafif
flighty
hafif
salinity
hafif
wishywashy
hafif
flippant
hafif
weightless
hafif
casual
hafif
corky
hafif
diluted
hafif
subdued
hafif
tenuous
hafif
soft

Tom whispered softly to Mary. - Tom Mary'ye hafifçe fısıldadı.

Just close your eyes, whispered Tom, and when Mary closed her eyes, he kissed her softly on the lips. - Tom Sadece gözlerini kapat. diye fısıldadı ve Mary gözlerini kapatınca, onun dudaklarını hafifçe öptü.

hafif
gauzy
hafif
gentle

She gave the door a gentle push. - O, kapıyı hafifçe itti.

hafif
skittish
hafif
{s} frivolous
hafif
feint
hafif
loose
hafif
gaseous
hafif
gossamer
hafif
{s} lenient
hafif
slang penniless, broke
hafif
{s} digestible
hafif
{s} frail
hafif
light, easy, mild
hafif
piano
hafif
{s} airy
hafif
{s} feeble
hafif
gauze
hafif
{s} dulcet
hafif
underproof
hafif
light, relaxed, at ease, free from trouble
hafif
(yemek) blancmange
hafif
light, slight, slightly evident
hafif
light, thin, slight
hafif
light, slight, mild, not intense
hafif
light, mild (punishment, penalty, sentence, etc.)
hafif
slight, gradual (incline, slope, etc.)
hafif
light (sleep)
hafif
lightly

Tom knocked lightly on Mary's door. - Tom Mary'nin kapısını hafifçe çaldı.

I dress lightly all the time. - Her zaman hafifçe giyinirim.

hafif
light " yeğni; easy" " kolay; weak, dilute; slight, gentle, mild; (yiyecek, içecek, vb.) mild; (ağrı) dull; unimportant, insignificant; flighty" hoppa
hafif
lightly, slightly, mildly
hafif
(çay vs.) wishy-washy
hafif
light (in weight)
hafif
light, gentle, mild
hafif
slight, small, little (sound, voice, noise)
hafif
easy of digestion
hafif
lightminded
hafif
light, frivolous, flighty
hafif
unsubstantial
hafif
dilute
hafif
(tartışma) unsound
hafif
light, mild, not heavy or strong
hafif
light (music)
hafif
light, mild (food); light (meal, drink)
Türkisch - Türkisch
Davranışları içinde bulunduğu toplumun ahlâk anlayışına uymama durumu
Rahatlık
Hafif olma durumu
(Osmanlı Dönemi) ALZ
(Osmanlı Dönemi) VEŞVEŞE
(Osmanlı Dönemi) HİFFET
(Osmanlı Dönemi) SEBH
(Osmanlı Dönemi) KABAS
(Osmanlı Dönemi) SAHAFET
(Osmanlı Dönemi) DUMR
(Osmanlı Dönemi) KAFS
(Osmanlı Dönemi) TAYİŞ
yeğnilik
(Osmanlı Dönemi) TÎŞ
(Osmanlı Dönemi) NEZK $
hafiflik etmek
Yakışıksız bir davranışta bulunmak veya söz söylemek
HAFÎF
(Osmanlı Dönemi) Kuş uçarken, at koşarken veya rüzgâr eserken meydana gelen hışırtı, hışlama
HAFİF
(Osmanlı Dönemi) Ağır olmayan. Hafif. Yeğni
Hafif
(Osmanlı Dönemi) VESN
Hafif
yeyni
Hafif
(Osmanlı Dönemi) FEZR
hafif
Çabuk uyanılan
hafif
Miktarı az, sindirimi kolay
hafif
Güç veya yorucu olmayan, kolay
hafif
Önemli olmayan
hafif
Ağır başlı olmayan, ciddi olmayan, hoppa
hafif
Etkisi az olan. Önemli olmayan. Çabuk uyanılan (uyku). Çok dik olmayan (sırt, yokuş): "Hafif bir meyilden indik."- H. R. Gürpınar
hafif
Tartıda ağırlığı az gelen, yeğni, ağır karşıtı
hafif
Gücü az olan, belli belirsiz: "Kaskatı kesilmiş vücudu, suyun hafif akıntısına uyarak yavaş yavaş uzaklaştı."- R. N. Güntekin
hafif
Aruz vezninde bir birim
hafif
Kalınlığı veya yoğunluğu az olan: "Dışarıda yanan lambanın aydınlığıyla burası hafif bir karanlık içindeydi."- M. Ş. Esendal
hafif
Ağırbaşlı olmayan, ciddi olmayan, hoppa
hafif
Miktarı az, sindirimi kolay (yiyecek): "Onlar da akşam yemeğini pek hafif yerlerdi."- S. F. Abasıyanık
hafif
Gücü az olan, belli belirsiz
hafif
Zorlu olmayan
hafif
Çok dik olmayan (sırt, yokuş)
hafif
Kalınlığı veya yoğunluğu az olan
hafif
Etkisi az olan
hafif
Sıkıntısız, ferah, rahat
Englisch - Türkisch

Definition von hafiflik im Englisch Türkisch wörterbuch

hafif
(Meteoroloji) kar sağanağı
hafiflik
Favoriten