miktar

listen to the pronunciation of miktar
Türkisch - Englisch
number

A number of books were stolen. - Bir miktar kitap çalındı.

The councilor tabled a number of controversial motions. - Meclis üyesi bir miktar tartışmalı önerge sundu.

quantity

However, the quantity was not correct. - Ancak, miktar doğru değildi.

I prefer quality to quantity. - Kaliteyi miktara tercih ederim.

amount

Regardless of the amount, Brian wants the correct, entire amount by next week. - Miktarı göz önünde bulundurmaksızın,Brian gelecek haftaya kadar doğru,tam miktar istiyor.

I will marshal a fair amount of scientific data to support my argument. - Benim tartışmayı destekleyecek adil bir miktar bilimsel veriyi sıralayacağım

deal

I can get you a deal. - Sana bir miktar alabilirim.

The project requires a great deal of money. - Proje büyük miktarda para gerektiriyor.

quantum
redundance
yield
quantite
(Kanun) bulk
content

Bananas are slightly radioactive due to their potassium content. - Muzlar potasyum içeriğinden dolayı az miktarda radyoaktiftirler.

quantities

In the city, large quantities of garbage are being produced every day. - Şehirde her gün büyük miktarlarda çöp üretiliyor.

Today’s spacecraft use rockets and rockets use large quantities of propellant. - Bugünün uzay araçları roketler kullanıyor ve roketler büyük miktarda itici yakıt kullanıyor.

stock
(Ticaret) measures
doorbell
extent

I accept what you say to some extent. - Söylediğini bir miktar kabul ediyorum.

gage
(Bilgisayar) qty
ration
(Bilgisayar) amounts are in
abundance
body

A human body consists of a countless number of cells. - Bir insan vücudu sayısız miktarda hücreden oluşur.

measure

Harvard scientists have measured the amount of male hormone in the saliva of 58 single and married men with or without children. - Harvard'ın bilim adamları, çocuk sahibi olan veya olmayan 58 bekâr ve evli erkek tükürüğündeki erkek hormon miktarını ölçtü.

portion
quanta
proportion

You get paid in proportion to the amount of the work you do. - Yaptığınız işin miktarı ile orantılı olarak para alırsınız.

sum

How did you come by such a big sum of money? - Böyle büyük bir miktarda parayı nasıl kazandın?

She deposited a large sum of money in the bank. - O bankaya büyük miktarda bir para yatırdı.

quantity, amount; extent
portion, part; group
quantitative
dosage (of a medicine)
quantity, amount, number
supply

Between meals, he usually manages to stow away a generous supply of candy, ice cream, popcorn and fruit. - Yemekler arasında genellikle bol miktarda şekerleme, dondurma, patlamış mısır ve meyve yiyebiliyor.

We have a plentiful supply of water. - Bol miktarda suyumuz var.

(Kanun) consideration
level
dose
bit
lot

There have been a lot of complaints from students about the amount of homework that Mr. Jackson gives. - Bay Jackson'ın verdiği ödev miktarı ile ilgili öğrencilerden gelen birçok şikâyetler olmaktadır.

He kicked in a lot of money. - O, çok miktarda para bağışladı.

smart
{i} volume

The river carries a huge volume of water. - Nehir çok büyük miktarda su taşır.

bir defada alınan miktar
batch
miktar analizi
(Kimya) quantitative analysis
miktar indirimi
(Ticaret) quantity discount
miktar tayini
quantitation
miktar ölçümü
quantification
miktar belirtir
a
miktar belirtmek
quantify
miktar belirtmesi
quantification
miktar denkliği
(Ticaret) quantity equation
miktar doğrudur
(Tıp) quantum rektum
miktar farkı
(Ticaret) quantity variance
miktar fazlası
(Ticaret) excess quantity
miktar kotası
(Ticaret) quantitative quota
miktar kullanım
(Bilgisayar) amount per use
miktar kısıtlamalarının kaldırılması
(Hukuk) elimination of quantitative restrictions
miktar sapması
(Ticaret) quantity variance
miktar tüzüğü
(Ticaret) quantity theory
minimum miktar
minimum content
alınan miktar
intake
çok miktar
muckle
az miktar
inch
yeterli miktar
enough

It is a common misconception that malnutrition means not getting enough food. - Yetersiz beslenme, yeterli miktarda yiyecek almama anlamına gelen yaygın bir yanlış kavramadır.

It's more than enough. - Bu, yeterli miktardan daha fazla

(miktar) ölçmek
quantify
belirsiz bir miktar
some
epey büyük (bir miktar)
goodly
talep etmek (bir miktar para)
assess
temsili miktar
(Tıp) aliquot
toplam miktar
totality
toplam miktar
absolute
toplam miktar
(Bilgisayar) total amount
toplam miktar
grandtotal
toplam miktar
(Bilgisayar) full amount
az bir miktar
cast
az miktar
suggestion
az miktar
drop
bloke miktar
blocked sum
bloke miktar
blocked amount
ithalat miktar kısıtlamaları
(Ticaret) quantitative import restrictions
miktarlar
amounts

Many of the states owed large amounts of money. - Devletlerin çoğu, büyük miktarlarda para borçluydu.

It is a term used to describe the warming of the earth due to increasing amounts of carbon dioxide in the atmosphere. - O, atmosferdeki karbon dioksit miktarlarının artmasından dolayı Dünyanın ısınmasını tanımlamak için kullanılan bir terimdir.

(hava) (askeri (mil) olarak) görüş, miktar (bulut); (bulut yüksekliği) tavan (bi
(Askeri) (weather) visibility (in miles), amount (of clouds, in eighths), (height of cloud) top (in thousands of feet), (height of cloud) base (in thousands of feet)
(verilen) en yüksek miktar
(Konuşma Dili) top dollar
akan miktar
outflow
akan miktar
flow
az miktar
suspicion
az miktar
fewness
az miktar
twopence
az miktar
trifle
az miktar
tinge
az miktar
smallness
az miktar
shade
az miktar
modicum
az miktar
mickle
az miktar
driblet
az miktar
dribblet
az miktar
little

Poor as she was, she gave him what little money she had. - O, fakir olmasına rağmen, sahip olduğu az miktarda parayı ona verdi.

There is little chance of his winning. - Onun az miktarda kazanma şansı vardır.

az miktar
few

A few years ago, our room had little furniture in it. - Birkaç yıl önce, bizim odanın içinde az miktarda mobilya vardı.

azıcık miktar
spot
azıcık miktar
sprinkling
azıcık miktar
sprinkle
azıcık miktar
denier
azıcık miktar
soupcon
belirsiz miktar
unknown quantity
belirsiz miktar
indefinite quantity
bir miktar
somewhat
bir miktar
some, a little
bir miktar
a number of

Tom's computer crashed and he lost a number of important documents. - Tom'un bilgisayarı çöktü ve o bir miktar önemli belgeleri kaybetti.

A number of books were stolen. - Bir miktar kitap çalındı.

bir miktar para
a sum of money
bir penilik miktar
pennyworth
bol miktar
slathers
büyük miktar
immensity
büyük miktar
muckle
büyük miktar
raft
büyük miktar
slue
cari standart miktar
(Ticaret) standard run quantity
depolama ve taşıma sırasında ziyan olan miktar
outage
dolduracak miktar
fill
ek miktar
plusage
ek miktar
plussage
eksik miktar
less
en az miktar
least
en fazla miktar
most
en fazla miktar
outside
en yüksek miktar
superlative
epey (bir miktar)
quite a/an
epeyce miktar
a fair sum
eser miktar
trace amount
fazla miktar
plus quantity
fazla miktar
slew
fincan dolusu miktar
cupful
fiziksel miktar
(Ticaret) physical quantity
gerekli miktar
required quantity
gerekli miktar
(Gıda) quantum satis
gerekli miktar
deficient amount
iki misli miktar
twice the sum
istenen toplam miktar
(Bilgisayar) total requested
kesin miktar
definite quantity
küçük bir miktar
element
küçük miktar
mickle
kırpılan miktar
clip
nicelik ya da miktar
quantum
nominal miktar
nominal amount
oldukça büyük miktar
an awful lot
oransız miktar
irrational
orantılı miktar
proportional
ortalama miktar
average amount
pozitif miktar
plus
programın gerçekleştirilmesi için ayrılan miktar
(Hukuk) amounts devoted to carrying out the programme
sonsuz küçük miktar
infinitesimal quantity
sınırlı miktar
(Çevre) limited quantity
sınırlı miktar
limited amount
tadımlık miktar
taste
taşan miktar
overspill
taşan miktar
outflow
toplu miktar
parcel
yeterli miktar
sufficiency
yeterli miktar para
a sufficiency of money
yüz katına çıkarılmış miktar
centuplicate
zimmete geçirilen miktar
defalcation
çekilen miktar
sniff
çok az miktar
pittance
çok az miktar
atom
çok fazla miktar
superabundance
çok fazla miktar
oodles
çok miktar
slathers
çok miktar
slew
çok miktar
load
çok miktar
slue
çıkarılan miktar
deduction
önemli miktar
size
önemsiz miktar
negligible quantity
Türkisch - Türkisch
Bir şeyin ölçülebilen, sayılabilen veya azalıp çoğalabilen durumu, nicelik
Ölçü
Bir şeyin ölçülebilen, sayılabilen veya azalıp çoğalabilen durumu, nicelik. Ölçü
misil
(Osmanlı Dönemi) GIRAR
(Osmanlı Dönemi) TAVIR
(Osmanlı Dönemi) ZEVV
(Osmanlı Dönemi) NAHV
(Osmanlı Dönemi) SECİHA
(Osmanlı Dönemi) ZÜHA'
(Osmanlı Dönemi) NÜHA
miktar
Favoriten