You are now on the way to recovery.
- Şimdi iyileşme yolundasın.
My wishes for your father's rapid recovery.
- Babanızın çabuk iyileşmesi için isteklerim.
The healing can now begin.
- Artık iyileşme başlayabilir.
This herbal ointment relieves pain and promotes healing.
- Bu bitkisel merhem ağrıyı hafifletir ve iyileşmesini destekler.
This food is perfect for a convalescent.
- Bu yiyecek iyileşme için idealdir.
Although the life of Chinese people is getting better and better now, there is still room for improvement.
- Çin halkının yaşamı şimdi gittikçe iyileşmesine rağmen, gelişme için hâlâ bir neden vardır.
Little by little, you will notice improvement in your writings.
- Yavaş yavaş, kendi yazılarındaki iyileşmeyi fark edeceksin.
Things keep getting better.
- İşler iyileşmeye devam ediyor.
I still miss my ex-wife, but my aim is getting better.
- Eski karımı hâlâ özlüyorum ama benim amacım iyileşmek.
Tom prayed for Mary to get well.
- Tom Mary'nin iyileşmesi için dua etti.
You can't rely on medicine alone if you want to get well.
- İyileşmek istiyorsan yalnız tıpa güvenemezsin.
The wound has not yet healed.
- Yara henüz iyileşmedi.
Her broken leg has not healed yet.
- Onun kırık bacağı henüz iyileşmedi.
I want to get better at tennis.
- Teniste iyileşmek istiyorum.
I want to get better at guitar.
- Ben gitarda iyileşmek istiyorum.
Tom got a decent grade on the test he took last week.
- Tom geçen hafta girdiği sınavda iyi bir not aldı.
Tom can't seem to find a decent job.
- Tom iyi bir iş bulamıyor gibi görünüyor.
Will it take long to recover?
- İyileşmek uzun zaman alacak mı?
Most of Tom's friends know that he's a recovering alcoholic.
- Tom'un arkadaşlarının çoğu onun iyileşmekte olan bir alkolik olduğunu biliyor.
John can't speak French well.
- John, Fransızcayı iyi konuşamıyor.
These scissors don't cut well.
- Bu makas iyi kesmiyor.
This is a good book, but that is better.
- Bu iyi bir kitaptır ama şu daha iyidir.
He is no good as a doctor.
- Doktor olarak iyi değil.
I want to get better at chess.
- Satrançta iyileşmek istiyorum.
I want to get better at tennis.
- Teniste iyileşmek istiyorum.
He became the finest actor on the American stage.
- O, Amerikan sahnesinde en iyi aktör oldu.
Fine, thank you. And you?
- İyiyim, teşekkürler. Ya siz?
She was kind enough to give me good advice.
- Bana iyi bir tavsiye verecek kadar nazikti.
I am deeply grateful to you for your kindness.
- İyiliğin için sana derinden minnettarım.
You are a really good secretary. If you didn't take care of everything, I couldn't do anything. You are just great.
- Sen gerçekten iyi bir sekretersin. Her şeyle ilgilenmemiş olsaydın , ben hiçbir şey yapamazdım. Sen harikasın.
The small house had come to look shabby, though it was just as good as ever underneath.
- Küçük ev, şimdiye kadar tıpkı altındaki kadar iyi olmasına rağmen,eski püskü görünmeye başladı.
Cheer up! It will soon come out all right.
- Neşelen! Yakında her şey iyi olacak.
As long as we love each other, we'll be all right.
- Birbirimizi sevdiğimiz sürece, biz iyi olacağız.
Tom, are you feeling alright?
- Tom, kendini iyi hissediyor musun?
Is everything alright here?
- Burada her şey iyi mi?
Sometimes you have to choose between looking good and being comfortable.
- Bazen iyi görünme ve rahat olma arasında seçim yapmak zorundasın.
It is better for an animal to live a comfortable life in a zoo than to be torn apart by a predator in the wild.
- Bir hayvanın bir hayvanat bahçesinde rahat bir hayat yaşaması vahşi doğada bir vahşi hayvan tarafından parçalanmasından daha iyidir.
Good health is a great blessing.
- İyi sağlık büyük bir nimettir.
The growth of online shopping and booking has greatly improved life for the consumers.
- Online alışveriş ve rezervasyonun büyümesi tüketiciler için hayatı oldukça iyileştirdi.
If you want to get well, you need to keep taking this medicine.
- Eğer iyileşmek istiyorsan bu ilacı almayı sürdürmelisin.
You can't rely on medicine alone if you want to get well.
- İyileşmek istiyorsan yalnız tıpa güvenemezsin.
His eyes searched my face to see if I was talking straight.
- Doğru söyleyip söylemediğimi anlamak için beni iyice süzdü.
This is a good book, but that is better.
- Bu iyi bir kitaptır ama şu daha iyidir.
Nakido is better than Twitter.
- Nakido, Twitter'dan daha iyidir.
One can hardly find a more suitable climate.
- Bundan daha iyi bir ortam bulunamaz.
Tom didn't treat Mary very nicely.
- Tom Mary'ye çok iyi davranmadı
Tom doesn't treat Mary very nicely.
- Tom Mary'ye çok iyi davranmaz.
This translation is not quite up to snuff.
- Bu çeviri oldukça iyi değil.
I always thought Tom was so cool.
- Ben hep Tom'un çok iyi olduğunu düşündüm.
Your dad is really cool. Not really.
- Baban gerçekten iyidir. Pek sayılmaz.
A good doctor is sympathetic to his patients.
- İyi bir doktor hastalarına sempatiktir.
In my opinion, a well-designed website shouldn't require horizontal scrolling.
- Bence, iyi tasarlanmış bir web sitesi yatay kaydırma gerektirmemeli.
Hoover was well-known to Americans.
- Hoover, Amerikalılar için iyi tanınmış biriydi.
Happy birthday, Muiriel!
- İyi ki doğdun, Muiriel!
I decided to be happy because it's good for my health.
- Mutlu olmaya karar verdim çünkü sağlığım için iyi.
Tom said that he thought the economy was likely to get better.
- Tom ekonominin muhtemelen iyileşeceğini düşündüğünü söyledi.
You know as well as I do that that isn't likely to happen.
- Onun muhtemelen olmayacağını benim bildiğim kadar iyi biliyorsun.
It takes time to heal from a divorce.
- Bir boşanmadan iyileşmek zaman alır.
I want to get better at chess.
- Satrançta iyileşmek istiyorum.
I still miss my ex-wife, but my aim is getting better.
- Eski karımı hâlâ özlüyorum ama benim amacım iyileşmek.
Cheer up! It will soon come out all right.
- Neşelen! Yakında her şey iyi olacak.
As long as we love each other, we'll be all right.
- Birbirimizi sevdiğimiz sürece, biz iyi olacağız.
He speaks English fairly well.
- O, İngilizceyi oldukça iyi konuşur.
Tom is a fairly decent golfer.
- Tom oldukça iyi bir golfçüdür.
The table in that room is very nice.
- Şu odadaki masa çok iyi.
It is lucky that the weather should be so nice.
- Havanın o kadar iyi olması tesadüftür.
That's a pretty good idea.
- O oldukça iyi bir fikir.
Tom can speak French pretty well.
- Tom Fransızcayı oldukça iyi konuşabilir.
I know it well enough.
- Ben onu yeterince iyi tanıyorum.
He can read well enough.
- O yeterince iyi okuyabilir.
It sounds pretty good.
- O, oldukça iyi görünüyor.
That sounds too good to be true.
- O gerçek olamayacak kadar iyi görünüyor.
Everything will be okay. I promise.
- Her şeyin iyi olacağına söz veriyorum.
Tom did okay on the test.
- Tom sınavda iyi yaptı.
This climate doesn't agree with me.
- Bu iklim bana iyi gelmiyor.
Tom agreed that Mary's suggestions were good ones.
- Tom Mary'nin önerilerinin iyi olanlar olduğunu kabul etti.
He is not handsome, to be sure, but he is good-natured.
- O yakışıklı değil, şüphesiz, fakat o iyi huyludur.
He is a good boy, and what is better, very handsome.
- O iyi bir çocuk ve daha da iyisi, çok yakışıklı.
As a whole his works are neither good nor bad.
- Eserleri bir bütün olarak ne iyi nede kötü.
Swimming is good exercise for the whole body.
- Yüzme vücudun bütünü için iyi bir egzersizdir.
Attendance should be good provided the weather is favorable.
- Hava güzel olması koşuluyla, katılım iyi olmalı.