I am more beautiful than you.
- Ben senden daha güzelim.
She earns more than she spends.
- O harcadığından daha fazla para kazanıyor.
I can't take it anymore! I haven't slept for three days!
- Artık daha fazla dayanamıyorum! Üç gündür uyumadım!
Mom was innocent enough to ask him: Would you like any more beer?
- Annem yeteri kadar masum bir halde Biraz daha bira ister misin? diye sordu.
You'd be able to do the puzzle if only you had a little bit more patience.
- Biraz daha sabırlı olsaydın, bulmacayı yapabilecektin.
Ken's father loved Ken all the more because he was his only son.
- Tek oğlu olduğu için, baba, Ken'i daha çok seviyordu.
A bird in hand is safer than one overhead.
- Eldeki bir kuş yukardakinden daha emniyetlidir.
This movement from rural to urban areas has been going on for over two hundred years.
- Kırsaldan şehir bölgelerine yapılan bu taşınma iki yüzyıldan daha fazla bir süredir devam etmektedir.
Much still remains to be done.
- Daha yapılacak çok iş var.
In comparison to him, I am still older.
- Onunla kıyaslarsak, ben hâlâ daha büyüğüm.
We cannot offer a further price reduction under the current circumstances.
- Biz, mevcut koşullar altında daha fazla fiyat indirimi teklif edemeyiz.
In the north, there's Scotland; in the south, England; in the west, Wales; and further west, Northern Ireland.
- Kuzeyde İskoçya, güneyde İngiltere, batıda Galler ve daha batıda da Kuzey İrlanda var.
Seeing the face of his wife covered in green spots, he had a heart attack. Yet another victim of the killer cucumber!
- Karısının yeşil noktalarla kaplanmış yüzünü görünce kalp krizi geçirdi. Katil salatalığın bir kurbanı daha!
You ain't seen nothing yet.
- Daha bir şey görmedin ki.
He is richer than anyone else in this town.
- O bu şehirdeki başka herkesten daha zengindir.
Tom speaks French much better than anyone else.
- Tom Fransızcayı başka herhangi birinden daha iyi konuşur.
She can swim further than I can.
- O benden daha ileriye yüzebilir.
I'm too tired to walk any further.
- Daha ileri yürüyemeyecek kadar çok yorgunum.
We've got a lot more than just biceps in our arms, Per.
- Kollarımızdaki pazularımızdan çok daha fazlasına sahibiz,Per.
She earns more than she spends.
- O harcadığından daha fazla para kazanıyor.
As people get older, their brain cells become less efficient.
- İnsanlar yaşlanırken, beyin hücreleri daha az verimli olur.
I am less afraid of heights than I was.
- Yükseklerden eskisinden daha az korkuyorum.
Nakido is better than Twitter.
- Nakido, Twitter'dan daha iyidir.
A laptop is better than a desktop.
- Bir dizüstü, bir masaüstünden daha iyidir.
I almost missed the train.
- Az daha treni kaçırıyordum.
She'll try it once more.
- O onu bir kez daha deneyecek.
Read it once more, please.
- Onu bir kez daha okuyun, lütfen.
France and Britain were at war once again.
- Fransa ve İngiltere bir kez daha savaştaydı.
Could you please repeat it once again?
- Lütfen onu bir kez daha tekrarlar mısın?
I will never fall in love again.
- Bir daha asla âşık olmayacağım.
Tom said that nothing like that would ever happen again.
- Tom öyle bir şeyin bir daha asla olmayacağını söyledi.
Global warming since 1997 has occurred more than twice as fast as previously estimated.
- 1997 yılından beri küresel ısınma, daha önce tahmin edilenden iki kat daha hızlı daha meydana geldi.
In which house did you live previously?
- Daha önce hangi evde yaşıyordun?
Tom had no further questions.
- Tom'un daha fazla sorusu yoktu.
That absolves me from further responsibility.
- O, beni daha fazla sorumluluktan kurtarıyor.
Tom didn't want to spend any more time than necessary in Boston.
- Tom Boston'da gerektiğinden daha fazla zaman geçirmek istemedi.
Let's take a short rest here. My legs are tired and I can't walk any more.
- Burada kısa süre dinlenelim. Bacaklarım yorgun ve ben daha fazla yürüyemiyorum.
I don't feel good or rather, I feel terrible.
- İyi hissetmiyorum veya daha doğrusu, kötü hissediyorum.
Does a government have to serve ideologies, or rather, the interests of the people?
- Bir hükümet ideolojiler mi sunmak zorunda? Daha doğrusu insanların çıkarlarına mı hizmet etmek zorunda?
I spoke with Tom earlier today.
- Bugün daha evvel Tom'la konuştum.
You should've told me earlier.
- Bana daha evvel söylemeliydin.
This thread is thinner than a human hair.
- Bu iplik insan saçından daha incedir.
He appeared thinner every day.
- O her gün daha ince görünüyordu.
Peace is preferable to war.
- Barış savaştan daha iyidir.
It would be preferable for you to surrender.
- Teslim olmanız daha iyi olurdu.
Afterwards, he assumed a new identity.
- Daha sonra, yeni bir kimlik üstlendiler.
Do you plan to join us for a drink afterwards?
- Daha sonra bir şey içmek için bize katılmayı planlıyor musunuz?
Tom was subsequently arrested.
- Tom daha sonra tutuklandı.
Sami was subsequently murdered.
- Sami daha sonra öldürüldü.
Let me call you back later, OK?
- Seni daha sonra tekrar arayayım,tamam mı?
One more person will be joining us later.
- Daha sonra bir kişi daha bize katılıyor olacak.
There is no telling what will happen next.
- Daha sonra ne olacağını anlatmak yok.
What happened next, I don't know.
- Daha sonra ne oldu bilmiyorum.
Mary told Tom: Let's begin with a short sentence, and then we'll see...
- Mary Tom'a söyledi: Kısa bir cümle ile başlayalım, ve daha sonra göreceğiz...
The thief hit me and gave me a black eye and then ran off.
- Hırsız bana vurdu ve gözümü morarttı ve daha sonra kaçtı.
She is older and wiser now.
- O,şimdi daha yaşlı ve daha akıllıdır.
Mom is older than Dad.
- Annem babamdan daha yaşlı.
Tom's bicycle is much newer than mine.
- Tom'un bisikleti benimkinden çok daha yeni.
Tom's computer is much newer than mine.
- Tom'un bilgisayarı benimkinden çok daha yeni.
This substance is mostly composed of hydrogen and oxygen.
- Bu madde, daha çok hidrojen ve oksijenden oluşur.
She is rather an idealist.
- O daha doğrusu bir idealist.
Does a government have to serve ideologies, or rather, the interests of the people?
- Bir hükümet ideolojiler mi sunmak zorunda? Daha doğrusu insanların çıkarlarına mı hizmet etmek zorunda?
The more you know about him, the more you like him.
- Onu tanıdıkça daha çok seversin.
Humility often gains more than pride.
- Alçak gönüllülük çoğunlukla kibirden daha çok yükseltir.
We need to discuss this further.
- Bunu daha da tartışmak istiyoruz.
Tom will need to go further.
- Tom'un daha da ileri gitmesi gerekecek.
The wind blew harder yet when we reached the top of the hill.
- Tepenin üstüne ulaştığımızda rüzgar daha da sert esti.
Our car is three years older than yours.
- Arabamız sizinkinden üç yıl daha eski.
Which book is older, this one or that one?
- Hangi kitap daha eskidir, bu mu yoksa şu mu?
Phenolphthalein will turn fuchsia in the presence of a base with a pH of or above 10.0 and will remain colorless in the presence of a solution with a pH of or below 8.2.
- Fenolftalein, 10.0 ya da daha fazla bir pH'a sahip olan bir baz varlığında parlak mora dönüşecektir ve 8.2 ya da daha az bir pH değerine sahip bir çözeltinin varlığında renksiz kalacaktır.
Tom could no longer control himself.
- Tom daha fazla kendini kontrol edemedi.
Foreign accent syndrome is an as-yet unexplained medical condition where the patient can no longer pronounce his mother tongue correctly and seems to have a foreign accent.
- Yabancı aksan sendromu henüz açıklanamayan, hastanın anadilini daha fazla düzgün şekilde telaffuz edemeyip yabancı bir aksanla konuşmaya başlamasıyla vuku bulan tıbbi bir durumdur.
He kept me waiting for more than an hour.
- O beni bir saatten daha fazla bekletti.
She earns more than she spends.
- O harcadığından daha fazla para kazanıyor.
I was too tired to walk any farther.
- Daha fazla yürüyemeyecek kadar çok yorgundum.
I can't stand his arrogance any longer.
- Onun küstahlığına daha fazla dayanamam.
I cannot stand his arrogance any longer.
- Ben artık onun küstahlığına daha fazla dayanamam.
The patient was quite beyond help, so that the doctors could do no more.
- Hasta yardım almanın ötesindeydi, onun için doktorlar daha fazlasını yapamadı.
the worst is still to come - en kötüsünü daha görmedik , henüz en kötü dönemi görmedik.
the worst is still to come - en kötüsünü daha görmedik , henüz en kötü dönemi görmedik.
You should've come sooner.
- Daha çabuk gelmeliydin.
We should've done that sooner.
- Onu daha çabuk yapmalıydık.
Apply to the office for further details.
- Daha çok bilgi için ofise başvurun.
His new job further separates him from his family.
- Onun yeni işi onu ailesinden daha çok ayırıyor.
I don't think any more students want to come.
- Daha çok öğrencinin gelmek istediğini sanmıyorum.
I don't like you any more than you like me.
- Seni senin beni sevdiğinden daha çok sevmiyorum.
Experts say coffee prices are rising mainly because people are willing to pay more.
- Uzmanlar, insanlar daha fazla ödemeye istekli olduğu için kahve fiyatlarının daha çok arttığını söylüyorlar.
I got together with her mainly because we seemed to share the same feelings about things.
- Daha çok şeyler hakkında aynı hisleri paylaşıyor gibi göründüğümüzden onunla anlaşmaya vardım.
I like English better.
- İngilizceyi daha çok severim.
I like vocal music better than instrumental music.
- Ben vokal müziği enstrümantal müzikten daha çok severim.
Tom is more of a singer than a guitarist.
- Tom bir gitaristten daha çok birşarkıcıdır.
Tom has already signed up for that class.
- Tom o sınıfa daha önce kaydoldu.
Tom has already made up his mind.
- Tom daha önce karar verdi.
Have you ever visited Kyoto before?
- Daha önce Kyoto' yu ziyaret etti mi?
I had never seen such a beautiful girl before.
- Ben daha önce böyle güzel bir kız hiç görmemiştim.
I can't remember of the subsequent events.
- Ben daha sonraki olayları hatırlamıyorum.
Keep your eyes wide open before marriage, half shut afterwards.
- Evlenmeden önce gözlerinizi tam açın, daha sonra yarı kapatın.
I know you want to marry me now, but don't you think you'll have second thoughts afterward?
- Ben, şimdi benimle evlenmek istediğini biliyorum, ama siz daha sonra ikinci düşüncelere sahip olacağınızı düşünmüyor musunuz?
Keep your eyes wide open before marriage, half shut afterwards.
- Evlenmeden önce gözlerinizi tam açın, daha sonra yarı kapatın.
I know you want to marry me now, but don't you think you'll have second thoughts afterward?
- Ben, şimdi benimle evlenmek istediğini biliyorum, ama siz daha sonra ikinci düşüncelere sahip olacağınızı düşünmüyor musunuz?
Send for the doctor at once, or the patient will get worse.
- Derhal doktoru çağır, yoksa hasta daha kötü olacak.
Shylock is greedy, and what is worse, very stingy.
- Shylock aç gözlü, ve daha kötüsü,çok pintidir.
As I recall, Tom's house is a little farther in from the main road.
- Hatırladığım kadarıyla, Tom'un evi ana yoldan biraz daha uzak.
Luna is close by. Mars is much farther away.
- Ay yakındır. Mars çok daha uzaktır.
Prices are going to rise still further.
- Fiyatlar daha da artacak.
I'll let you know all about it later on.
- Onun hakkında her şeyi daha sonra sana bildireceğim.
I'll explain the matter to you later on.
- Konuyu size daha sonra açıklayacağım.
There were fewer accidents this year than last.
- Bu yıl geçen yıla göre daha az kaza vardı.
My hens laid fewer eggs last year.
- Benim tavuklar geçen yıl daha az yumurtladı.
With some books, the more I read them, the less I understand them.
- Bazı kitaplarla, ben daha fazla okudukça, ben onları daha az anlıyorum.
Tom can't put up with Mary's behavior anymore.
- Tom Mary'nin davranışına daha fazla katlanamaz.
Don't look at it anymore, please!
- Daha fazla bakma, lütfen!
Tom probably has better things to do than hang out with us.
- Tom'un muhtemelen bizimle takılmaktan yapacağı daha iyi şeyleri vardır.
Better to remain silent and be thought a fool than to speak out and remove all doubt.
- Sessiz kalmak ve bir aptal olarak düşünülmek bütün şüpheyi açıkça konuşmak ve gidermekten daha iyidir.
It's always cheaper in the end to buy the best.
- Sonunda en iyisini satın almak her zaman daha ucuzdur.
Do you have a cheaper room?
- Daha ucuz bir odanız var mı?
His old company gave him the shaft. But I admire the way he turned bad luck into good and did even better with his own business.
- Eski şirketi ona kazık attı. Fakat onun kötü şansını iyiye çevirmesine ve kendi işinde daha da iyisini yapmasına hayranım.
The storm became even more violent.
- Fırtına daha da şiddetlendi.
He is superior to her in math.
- Matematikte ondan daha iyi.
Later, Chris felt ashamed and apologized and Beth forgave him.
- Daha sonra, Chris utandı ve özür diledi ve Beth onu bağışladı.
You walk on and I will catch up with you later.
- Sen ilerle ve ben sana daha sonra yetişirim.
Our school is further away than the station.
- Okulumuz istasyondan daha uzaktır.
It's just a little further.
- O sadece biraz daha uzak.
I am a writer rather than a teacher.
- Bir öğretmenden daha ziyade bir yazarım.
The key determinants in impact are not the number of authors or articles in the field but, rather the citation density and the age of the literature cited.
- Etkisi önemli belirleyiciler alandaki yazarlar ya da makalelerin sayısı değil daha ziyade atıf yoğunluğu ve edebiyat yaş göstergesiydi.
He values honor above anything else.
- O, onura her şeyden daha çok değer verir.
I prefer bananas rather than apples.
- Muzu elmadan daha çok tercih ederim.
A man's worth should be judged by his character rather than by his social position.
- Bir insanın değeri onun sosyal konumundan daha çok onun karakteriyle değerlendirilmelidir.
Tom is in worse trouble than I thought.
- Tom'un başı düşündüğümden daha çok dertte.
He knows little of mathematics, still less of chemistry.
- O biraz matematik, daha az kimya bilir.
He writes to me less and less often these days.
- Bu günlerde bana gittikçe daha az sıklıkta yazıyor.
In those days, I went to bed earlier.
- O günlerde ben daha erken yatmaya gittim.
Sorry I haven't replied to your letter earlier.
- Üzgünüm, mektubuna daha erken cevap vermedim.
They wanted no further spread of slavery.
- Köleliğin daha fazla yayılmasını istemediler.
Tom had no further questions.
- Tom'un daha fazla sorusu yoktu.
Of two evils, choose the lesser.
- İki kötülükten daha az olanını seç.
Let's find out more about them.
- Onlar hakkında daha çok şey öğrenelim.
I should've worked out more.
- Daha çok antrenman yapmalıydım.