düşüncesiz

listen to the pronunciation of düşüncesiz
Türkçe - İngilizce
thoughtless

Tom was thoughtless, wasn't he? - Tom düşüncesizdi, değil m?

It's thoughtless of her to say so. - Öyle söylemesi onun düşüncesizliğidir.

inconsiderate

You're very inconsiderate. - Sen çok düşüncesizsin.

I didn't mean to be inconsiderate. - Düşüncesiz olmak istemedim.

rash

You don't want to do anything rash. - Düşüncesiz bir şey yapmak istemiyorsun.

brusque
freewheeling
careless
impulsive

Tom is a little impulsive, isn't he? - Tom biraz düşüncesiz, değil mi?

Tom is an impulsive buyer. - Tom düşüncesiz bir alıcı.

ill judged
gauche
incautious
injudicious
heady
blind
thoughtless, tactless, inconsiderate, imprudent, impulsive, indiscreet, unthinking, injudicious; reckless, rash, heedless, incautious, impetuous, unkind, cavalier; unworried, carefree
imprudent

Mary is an imprudent young woman. - Mary düşüncesiz bir genç kadındır.

thoughtless, inconsiderate, tactless
headlong
out of turn
unworried; carefree
indiscreet
flighty
half baked
blindfold
ill advised
unmindful
mindless
{s} reckless
{s} witless
heedlessly
insensitive
unkind
feckless
ill-advised
brash
half cocked
unthinking
hoitytoity
cavalier
ill-judged
incogitant
illadvised
{s} unadvised
brute
{s} hasty
{s} unreflecting
without tact
{s} tactless
precipitate
{s} wanton
gormless
{s} slapdash
düşünce
idea

With Renaissance, scholastic ideas gave place to positive ideas. - Rönesans ile skolastik düşünce yerini pozitif düşünceye bırakmıştır.

Is there any difference between your idea and hers? - Senin düşüncenle onunki arasında bir farklılık var mı?

düşünce
notion

He had no notion of leaving his hometown. - Onun memleketi terk etme düşüncesi yoktu.

düşünce
opinion

Don't confuse opinions with facts. - Düşüncelerle gerçekleri karıştırmayın.

He stuck to his opinion though I told him not to. - Ona yapmamasını söylememe rağmen o düşüncesine yapışmış.

düşünce
consideration

Such considerations ultimately had no effect on their final decision. - Bu tür düşüncelerin sonuçta onların nihai kararı üzerinde herhangi bir etkisi olmamıştır.

düşünce
thought

Words express thoughts. - Kelimeler düşünceleri ifade eder.

She put down her thoughts on paper. - Düşüncelerini kağıda döktü.

düşüncesiz, kaygısız, rahat yaşayanlar
careless, carefree, comfortable residents
düşüncesiz kimse
harum scarum
düşünce
mind

His mind was filled with happy thoughts. - Aklı mutlu düşüncelerle doluydu.

I have no mind to go for a walk. - Bir yürüyüş gitme düşüncem yok.

düşünce
{i} think

His book incorporates all his thinking on the subject. - Kitabı konu üzerindeki bütün düşüncelerini barındırıyor.

I managed to bring him around to my way of thinking. - Onu benim düşünce tarzıma ikna edebildim.

düşünce
{i} remark

For a girl of her age, Mary expresses very clever, remarkable thoughts. - Onun yaşındaki bir kız için, Mary çok zeki, dikkat çekici düşünceler ifade eder.

I'm sick of your stupid remarks. - Senin aptalca düşüncelerinden bıktım.

düşünce
thought, consideration; idea, opinion; anxiety, worry, care
düşünce
reasoning
düşünce
belief
düşünce
take

what's your take? / what's your opinion? / what do you think? - Senin düşüncen/fikrin nedir?.

Please, take a look at my first post and let me know what you think about it. - Lütfen ilk mesajıma bir göz atın ve bu konudaki düşüncelerinizi bana bildirin.

I need to drop these useless perceptions to take full throttle over my life. - Hayatı son sürat yaşamam için bu faydasız düşünceleri bırakmam gerek.

düşünce
fancy
düşünce
sentiments
düşünce
judgement [Brit.]
düşünce
thinking

This article will affect my thinking. - Bu makale düşüncemi etkileyecek.

His book incorporates all his thinking on the subject. - Kitabı konu üzerindeki bütün düşüncelerini barındırıyor.

düşünce
mentality
düşünce
idee
düşünce
plan

I can't agree with you with regard to the new plan. - Yeni plan hakkında seninle aynı düşüncede değilim.

düşünce
prognosis
düşünce
reflexion
düşünce
view

I love our little jokes and I'm quite jealous of your thinking and views on things. - Ben küçük esprileri seviyorum ve senin şeyler üzerinde düşünceni ve görüşlerini oldukça kıskanıyorum.

He studied day and night with a view to becoming a lawyer. - Bir avukat olma düşüncesiyle gece gündüz çalıştı.

düşünce
communion
düşünce
(Politika, Siyaset) position
düşünce
assessment
düşünce
argument
düşünce
observation
düşünce
voice
düşünce
sense
düşünce
estimate
düşünce
judgment
düşünce
conception
düşünce
attitude
düşünce
sight

Because of the bad weather, any thought of sight-seeing in the city was abandoned. - Kötü hava nedeniyle, şehir gezisi düşünceleri terk edildi.

düşünce
to thought
düşünce
thinking in
düşünce
prognoses
düşünce
comment
düşünce
counsel
düşünce
{i} conceit

He is so full of conceit that everybody dislikes him. - O herkesin ondan hoşlanmadığı düşüncesiyle çok dolu.

düşünce
{i} apprehension
düşünce
idea, opinion, reflection, observation
düşünce
sentiment

Anti-Chinese sentiment is on the rise in Myanmar. - Myanmar'da Çin karşıtı düşünceler artıyor.

düşünce
{i} cogitation
düşünce
thought, thinking
düşünce
say so

It's thoughtless of her to say so. - Öyle söylemesi onun düşüncesizliğidir.

düşünce
estimation
düşünce
{i} judgement
düşünce
concept
düşünce
ideo
düşünce
anxiety, worry
düşünce
construct

Tom has constructive ideas. - Tom'un yapıcı düşünceleri var.

Your opinion is very constructive. - Düşünceniz çok yapıcı.

Türkçe - Türkçe
Düşüncesi olmayan
Tasasız, kaygısız
Düşünmeden davranan, anlayışsız
(Osmanlı Dönemi) AHAFF
düşünce
Dış dünyanın insan zihnine yansıması
düşünce
Niyet, tasarı. İlke, yönetici sav
düşünce
Tasa, kaygı, sıkıntı
düşünce
Düşünme sonucu varılan, düşünmenin ürünü olan görüş, mütalaa, fikir, mülahaza, ide: "Anlaşmazlıklarda aracılığına, zor durumlarda düşüncesine başvurulur."- T. Buğra
Düşünce
mülahaza
Düşünce
endişe
Düşünce
mütalaa
Düşünce
(Osmanlı Dönemi) GAİLE
düşünce
İlke, yönetici sav
düşünce
Niyet, tasarı
düşünce
Düşünme sonucu varılan, düşünmenin ürünü olan görüş, mütalâa, fikir, mülâhaza, ide
düşüncesiz