uzak

listen to the pronunciation of uzak
Türkçe - İngilizce
remote

She was born in a remote village in Nepal. - O, Nepal'de uzak bir köyde doğdu.

The activists were last seen in a remote, forested corner of Brazil. - Eylemciler en son Brezilya'nın uzak, ormanlık bir köşesinde görüldüler.

away

An apple a day keeps the doctor away. - Her gün bir elma, doktoru uzak tutar.

The capital of Himachal Pradesh, Shimla, is only 115 kilometres away from Chandigarh. - Himachal Pradesh'in başkenti Shimla, Chandigarh'tan sadece 115 kilometre uzak.

distant

We can see distant objects with a telescope. - Bir teleskopla uzak nesneleri görebiliriz.

She is distantly related to him. - O, ona uzaktan akrabadır.

far

The story is set in Neuilly-on-the-Seine, a French town not far from Paris. - Hikaye Neuilly -on-the -Seine'da sahnelenmiştir, Paris'ten çok uzak olmayan bir Fransız kasabası.

To take something too far. - Bir şey alamayacak kadar çok uzak.

far away

I saw a light far away. - Ben uzakta bir ışık gördüm.

Tom wanted to get as far away from Mary as he could. - Tom elinden geldiği kadar Mary'den uzaklara gitmek istedi.

outlying
improbable
out-of-the-way

Nobody ever comes to see us in this out-of-the-way village. - Bu uzak köyde hiç kimse asla bizi görmeye gelmez.

outside

Fadil's job kept him removed from the outside world. - Fadıl'ın görevi onu dış dünyadan uzak tuttu.

faraway

Books can transport you to faraway lands, both real and imagined. - Kitaplar sizi hem gerçek hem de hayali uzak memleketlere götürebilir.

farther

As I recall, Tom's house is a little farther in from the main road. - Hatırladığım kadarıyla, Tom'un evi ana yoldan biraz daha uzak.

The school is farther than the station. - Okul istasyondan daha uzaktır.

distent
apart

Tom and Mary are growing further and further apart. - Tom ve Mary gittikçe birbirlerinden uzaklaşıyorlar.

Tom found Mary an apartment not too far from where she works. - Tom, Mary'ye çalıştığı yerden çok uzak olmayan bir daire buldu.

a long way off
off the beaten track
at a distance, faraway
(Pisikoloji, Ruhbilim) distal
distance place
(Askeri) deep
free

You must keep this machine free from dust. - Bu makineyi tozdan uzak tutmalısınız.

Emergency exits must be kept free of blockages for public safety. - Acil çıkış yolları, kamu güvenliği için tıkanıklıklardan uzak tutulmalıdır.

unlikely

It's very unlikely Tom knows how to play mahjong. - Tom'un Çin dominosu oynamayı bildiği çok uzak ihtimal.

I think it's highly unlikely that Tom will go bowling. - Bence Tom'un bowlinge gideceği uzak ihtimal

afar

The traveler saw a light from afar and rejoiced. - Gezgin uzaktan bir ışık gördü ve sevindi.

If you look from afar, most things will look nice. - Uzaktan bakıldığında pek çok şey hoş görünecektir.

beyond the reach of
out

Keep out of the way, please. - Yoldan uzak durun, lütfen.

We need to keep bacteria out of food. - Gıdaları bakterilerden uzak tutmalıyız.

far-off
(someone, something) who or which has nothing to do with, who or which has no connection with
back

Tom got back in his car and drove away. - Tom arabasına döndü ve uzaklaştı.

He returned back home after being away for ten months. - On ay uzak kaldıktan sonra eve geri döndü.

outlandish
out of the way

With his mother out of the way, Duke was able to proceed with his plan to embezzle the money from the company. - Yoldan uzakta bulunan annesi ile birlikte, Duke şirketinden zimmetine para geçirme planına devam edebildi.

Keep out of the way, please. - Yoldan uzak durun, lütfen.

unlikely, improbable
off

Keep your hands off my bicycle. - Ellerini bisikletimden uzak tut.

Other people are always off the point. - Diğer insanlar her zaman konudan uzaklar.

distance

It happened that I saw my friend walking in the distance. - Tesadüfen arkadaşımın uzakta yürüdüğünü gördüm.

She heard a dog barking in the distance. - O, uzakta bir köpek havlaması duydu.

recluse
distant, remote, far, faraway, far-off
aloof

He always stands aloof from the masses. - O her zaman kitlelerden uzak duruyor.

distant; far, far-off, faraway, remote, off the beaten track, out-of-the-way; improbable, unlikely, outside; distance place
standoffish
(someone) who has no talent at all for; (someone) who is unable to (do something)
insofar
far off

There is a place not far off from here where we can use the phone. - Telefon kullanabileceğimiz buradan uzakta olmayan bir yer var.

He who wants to travel the path of wisdom must not fear failure, for no matter how much progress he makes, his goal remains unattainably far off. - Bilgelik yolunda yürümek isteyen hatadan korkmamalı, zira ne kadar çok gelişme yaparsa yapsın hiç önemi yok, onun amacı elde edilemeyecek kadar uzak kalır.

tele

The invention of the telephone made it possible to communicate with people far away. - Telefonun icadı, uzak mesafelerdeki insanlarla haberleşmeyi mümkün hale getirdi.

We can see distant objects with a telescope. - Bir teleskopla uzak nesneleri görebiliriz.

out of reach
remoteness
from far
trap
outoftheway
removed

They must be removed. - Onlar uzaklaştırılmalı.

Fadil's job kept him removed from the outside world. - Fadıl'ın görevi onu dış dünyadan uzak tuttu.

wide

You're wide of the mark. - Sizin tahmin hedeften uzak.

cool

Please store in a cool and dry place, out of direct sunlight. - Lütfen doğrudan güneş ışığından uzakta, serin ve kuru bir yerde saklayın.

uzak durmak
keep away
uzak durma
abstinence

The church teaches abstinence before marriage. - Kilise evlilikten önce seksten uzak durmayı öğretir.

They advocate complete abstinence. - Onlar tüm formlarda içkiden uzak durmayı savunuyor.

uzak durmak
get out of
uzak durmak
shun
uzak durun
keep out
uzak durmak
avoid
uzak alan
(Çevre) far-field
uzak batı
westernmost
uzak bilgisayara yüklemek
(Bilgisayar) upload
uzak dur!
keep back!
uzak durma
eschewal
uzak durmak
keep aloof from something
uzak durmak
avoid somebody
uzak durmak
keep one's distance from
uzak durmak
abstain
uzak durmak
funk
uzak durmak
stay out of

They wanted to stay out of international conflicts. - Uluslararası tartışmalardan uzak durmak istediler.

uzak durmak
hold aloof
uzak durmak
stand clear
uzak durmak
(deyim) give a wide berth
uzak durmak
give a wide berth to
uzak durmak
(deyim) fight shy of
uzak durmak
keep one's eyes off
uzak durmak
(deyim) freeze off
uzak durmak
abstain from
uzak durmak
short-circuit
uzak durmak
(deyim) be at arm's length
uzak durmak
stand clear of
uzak durmak
absent oneself from
uzak durmak
keep away from something
uzak durmak
stand back
uzak durmak
skirt
uzak durmak
keep one's hands off
uzak erişim
(Bilgisayar) remote access
uzak eğitim
distance education
uzak kalmak
keep away
uzak pusu
(Askeri) far-ambush
uzak sebep
(Sigorta) remote cause
uzak site
(Bilgisayar) remote site
uzak sunucu
(Bilgisayar) remote server
uzak
(Biyokimya) distal
uzak yer
distance
uzak yol
(Askeri) ocean going
uzak çekim
(Fotoğrafçılık) master shot
uzak durmak
Keep away from
uzak durunuz
Avoid
uzak lara
remote lara
uzak olma
distance
uzak sağlayıcı
remote provider
uzak akraba
distant relative
uzak aygıt
(Bilgisayar) remote device
uzak ağ işlemcisi
(Askeri) remote network processor
uzak batı
Far West
uzak bağlı
(Bilgisayar) link-attached
uzak bir ihtimal
off chance
uzak bölge
(Dilbilim) relic area
uzak bölge
(Dilbilim) marginal area
uzak bölge
(Askeri) far field
uzak değil
not far

We're not far from Boston now. - Biz artık Boston'dan uzak değiliz.

The station is not far from here. - İstasyon buradan uzak değildir.

uzak doğu
the far east
uzak doğu
Far East

Khabarovsk is among the largest cities of the Russian Far East. - Habarovsk, Rus Uzak Doğusu'nun en büyük şehirleri arasındadır.

uzak duran
shunner
uzak duran
eschewer
uzak duran
offish
uzak durma
staying away
uzak durma
standoff
uzak durma
aloofness
uzak durma
avoidance
uzak durma
keeping away
uzak durma
abstention
uzak durma
keeping aloof
uzak durmak
keep off
uzak durmak
dissociate oneself from
uzak durmak
stay away from

You have to stay away from her. - Ondan uzak durmak zorundasın.

You want to stay away from that guy. - O adamdan uzak durmak istiyorsun.

uzak durmak
to keep away from, to keep off (sb/sth), to avoid, to abstain (from sth), to shun, to keep one's distance (from sb/sth)
uzak durmak
stand aloof
uzak durmak
to stay away from. (birbirinden/birbirlerinden)
uzak durmak
stand apart
uzak durmak
keep out
uzak durmak
short circuit
uzak durmak
keep aloof
uzak durmak
stand off
uzak durmak
avoid smb
uzak durmak
keep out of
uzak durmak
shrink away
uzak durmak
keep one's distance
uzak durmasını söylemek
warn from
uzak durmasını söylemek
warn off
uzak durmuş
eschewed
uzak dövüş boksörü
outfighter
uzak düşmek
to be far from one another
uzak etki
(Pisikoloji, Ruhbilim) distal effect
uzak gelecek
remote future
uzak hava desteği (Birleşik Devletler Deniz Piyadesi); dorudan erişimli abone; d
(Askeri) deep air support (USMC); direct access subscriber; direct air support
uzak hesap
remote account
uzak ihtimal
remote possibility
uzak istasyon
remote station
uzak işlemci
remote processor
uzak keşif
(Askeri) distant reconnaissance
uzak mesafe kara taarruz füzesi
(Askeri) stand-off land attack misilse
uzak olmak
disto
uzak plan
long shot
uzak satır yazıcı
(Askeri) remote line printer
uzak tepki
(Pisikoloji, Ruhbilim) distal response
uzak terminal
remote terminal
uzak terminal; engebeli arazi
(Askeri) remote terminal; rough terrain
uzak tutmak
hold at bay
uzak tutmak
keep out
uzak tutmak
to keep sb/sth out (of sth)
uzak tutmak
keep off

This net here is to keep off mosquitoes. - Buradaki ağ, sivrisinekleri uzak tutmak içindir.

uzak tutmak
keep something out of
uzak tutmak
keep at bay
uzak tutmak
stand off
uzak tutmak
keep away
uzak tutmak
keep apart
uzak tutmak
curb
uzak tutmak
shut off from
uzak tutmak
keep something out
uzak tutmak
keep somebody out of
uzak tutmak
hold off
uzak tutmak
keep somebody out
uzak umut
faint hope
uzak video terminali
(Askeri) remote video terminal
uzak yazıcı değişimi
(Askeri) teletypewriter exchange
uzak yazıcı özel hattı
(Askeri) teletypewriter private line
uzak yazılım
tele-software
uzak yere göndermek
sending away
uzak çekim
extreme long shot
uzak çoklayıcı birleştiricisi; kurtarma görev komutanı; Kurtarma Yönetim Komites
(Askeri) remote multiplexer combiner; rescue mission commander; Resource Management Committee (CSIF); returned to military control
uzak ıp adr
(Bilgisayar) remote ip addr
en uzak
furthest
denizden uzak olan
inland
en uzak
endmost
gözlerden uzak yer
seclusion
içkiden uzak durma
abstinence

They advocate complete abstinence. - Onlar tüm formlarda içkiden uzak durmayı savunuyor.

toplumdan uzak yaşayan kimse
recluse
(insan) uzak
unapproachable
pek uzak olmayan olay
in the offing
uzak durmak
to stay away
uzak durmak
eschew
uzak kalmak
keep off
uzak tutmak
exclude
uzak tutmak
call off
uzak tutmak
keep at arms length
dünyanın güneşe en uzak olduğu nokta
the world's most remote point to the sun
evin uzak olması
being away from home
uzak durmak
stand away
uzak durmak
keep its hands out of
uzak olmak
be aloof
uzak olmak
be far from
Deniz piyade uzak bölge erişim ve çıkartma sistemi
(Askeri) Marine remote area approach and landing system
bar buradan çok uzak
Is it far to the bar
başkentten çok uzak yer
outpost
benden uzak dursun
far be it from me
birbirinden uzak
asunder
birinden uzak durmak
stand away
bulutsu uzak yıldız topluluğu
nebula
buradan oldukça uzak
It's quite far from here
buradan çok uzak
Is it far from here
bütün suçlamalardan uzak
beyond all blame
ciddiyetten uzak
flip
ciddiyetten uzak
flippant
daha uzak
farther, further
daha uzak
farther

Luna is close by. Mars is much farther away. - Ay yakındır. Mars çok daha uzaktır.

The school is farther than the station. - Okul istasyondan daha uzaktır.

direkt uzak arama
(Telekom) direct distance dialling
en uzak
farthest

Neptune is the farthest planet from the Sun. - Neptün güneşten en uzak gezegendir.

The eclipse type that occurs when the Moon is at its farthest distance from the Earth is an annular eclipse. The Moon then appears too small to completely block out the disk of the Sun. - Ay dünyadan en uzak mesafede olduğunda meydana gelen tutulma tipi halkalı güneş tutulmasıdır. Ay sonra güneş diskini tamamen engellemek için çok küçük görünür.

en uzak
farthermost
en uzak
outermost
en uzak
furthermost
en uzak
outmost
en uzak
uttermost
Türkçe - Türkçe
Gidilmesi çok süren, çok ötelerde bulunan, ırak, yakın karşıtı: "Muallâ, uzaklardan bir ses duyar gibi oldu."- P. Safa
Uzak yer
Ayrı, birbiriyle yakın ilgisi olmayan: "Ne iyi!Sizinle birlikte uzak şeylerden bahsedebileceğiz."- P. Safa
Eli, gücü veya hükmü yetişmez
İhtimali az olan
Gidilmesi çok süren, çok ötelerde bulunan, ırak, yakın karşıtı
Nuri Bilge Ceylan'ın bir filmi
Nuri Bilge Ceylan'ın, 2002 Antalya Film Festivali'nde en iyi film ödülünü kazanan filmi
Ayrı, birbiriyle yakın ilgisi olmayan
Eli, gücü veya hükmü yetişmez. İhtimali az olan
Arada çok zaman bulunan
(Osmanlı Dönemi) ŞESU'
(Osmanlı Dönemi) SAHİK
(Osmanlı Dönemi) TAMİS
ırak
dür
finnari
(Osmanlı Dönemi) HACUN
(Osmanlı Dönemi) IRÂK
baide
münezzeh
(Osmanlı Dönemi) baîd
Uzak Doğu
Asya'nın doğu ve güneydoğusuna verilen ad
uzak akraba
Yakınlığı, ilgi derecesi az olan akraba
uzak benzeşme
Bir kelimede bir sesin uzakta bulunan başka bir sesi etkilemesi: Etmek > ekmek, tepme > tekme gibi
uzak benzeşmezlik
Bir kelimede yan yana bulunmayan iki aynı sesten birinin değişikliğe uğraması: Kehribar > kehlibar, fincan > filcan gibi
uzak görüş
İleride olabilecekleri düşünme ve sezme
uzak görüşlü
Uzak görüş sahibi olan
uzak görüşlülük
İleride gelecekte olabilecekleri düşünme ve sezme gücü
uzak göçüşme
Yanyana bulunmayan ünsüzlerin yer değiştirmesi ödünç > öndüç, lânet > nalet, zerdali > zeldari vb
uzak metatez
Uzak göçüşme
Uzak olmak
(Osmanlı Dönemi) ZÜMUH
Uzak olmak
(Osmanlı Dönemi) TEMADİ
Uzak olmak
(Osmanlı Dönemi) ŞETEN
Uzak olmak
(Osmanlı Dönemi) TERR
Uzak olmak
(Osmanlı Dönemi) NE'Y
Uzak olmak
(Osmanlı Dönemi) TEZAHZUH
Uzak olmak
(Osmanlı Dönemi) SUHK
Uzak olmak
(Osmanlı Dönemi) ZEYH
uzaklar
ülker Köksal'ın bir tiyatro yapıtı
uzaklar
ülker Köksal'ın bir oyunu