taraf

listen to the pronunciation of taraf
Türkçe - İngilizce
side

In America cars drive on the right side of the road. - Amerika'da arabalar yolun sağ tarafını kullanırlar.

Everyone is a moon, and has a dark side which he never shows to anybody. - Herkes bir aydır, ve herhangi birine asla göstermeyeceği karanlık bir tarafı vardır.

way

Would you mind looking the other way while I change my clothes? - Elbiselerimi değiştirirken diğer tarafa bakar mısın?

Ladies and gentlemen, please come this way. - Hanımefendiler ve beyefendiler, lütfen bu tarafa gelin.

(Hukuk) party

The police regarded him as a party to the crime. - Polis onu suçun bir taraftarı olarak görüyordu.

I intend to take my position as a third party. - Üçüncü bir taraf olarak pozisyon almaya niyetliyim.

part

I intend to take my position as a third party. - Üçüncü bir taraf olarak pozisyon almaya niyetliyim.

Both parties opposed war. - Her iki taraf savaşa karşı çıktı.

facet
district
backside
outside

Sami was spotted by police outside a gas station. - Sami, polis tarafından bir benzin istasyonunun dışında fark edildi.

I was distracted by those protesters outside. - Benim dışarıda bu protestocular tarafından dikkatim dağıtıldı.

streak
(Ticaret) stakeholder
favour
end

I'm getting endlessly annoyed by this foolishness. - Bu aptallık tarafından sonsuz bir şekilde rahatsız oluyorum.

The two sides must reach an agreement in principle by the end of June. - Haziran ayı sonuna kadar tarafların ilke anlaşmasına varmaları gereklidir.

used in formal language to show the agent of a passive verb: Bu nişan büyük babama padişah tarafından ihsan edilmiş. This medal was bestowed on my grandfather by the sultan. Ancak belediye encümeni tarafından onaylanmış ruhsatlar geçerli sayılacaktır. Only those permits which have received the approval of the municipal council will be deemed valid
contractor
side; aspect; direction; district; part
hand

On the other hand, there are some disadvantages. - Diğer taraftan, bazı dezavantajları var.

On the one hand we suffered a heavy loss, but on the other hand we learned a great deal from the experience. - Bir taraftan ağır kayıplar verdik fakat diğer taraftan deneyimden birçok şey öğrendik.

party (to a contract, in a legal proceeding); litigant
used in formal language to indicate a person: Merhum zevcinizin evrakı tarafınıza gönderilmiştir. The papers of your late husband have been forwarded to you
behalf: Dayım tarafından geliyorum, sizden bir ricası var. I've come on behalf of my uncle to ask a favor of you
(denklem) member
side; part, portion; area, region; direction: Sandığın üst tarafı ceviz. The top part of the chest is walnut. Şehrin o tarafında oturuyor. She lives over in that part of town. Ne taraftansın? What part of the country are you from? Fatih taraflarında bir yerde oturuyor. He lives somewhere in the neighborhood of Fatih. Seni her tarafta aradım. I've been looking for you everywhere. Boğaz'ın Asya tarafında on the Asian side of the Bosphorus. Sağ tarafına bak! Look to your right! Rüzgâr ne taraftan esiyor? What direction's the wind blowing from? Nehir tarafına doğru gidiyordu. He was heading towards the river
side (one particular side, position, or group as opposed to another): işin kötü tarafı the unpleasant side of the matter. Bizim taraf maçı kazandı. Our side won the match. Onun baba tarafında delilik var. There's madness on his father's side of the family. O meseleye ne taraftan bakarsan bak halledilmesi imkânsız. No matter how you look at it, that problem remains insoluble. Herif bir taraftan parasızlıktan yakınıyor, öbür taraftan kalkıp karısına kürk manto alıyor! The fellow complains about his lack of money, and then he ups and buys his wife a fur coat! öte taraftan on the other hand
used with an adjective: Ucuz tarafından bir ayakkabı istiyorum. I want a cheap pair of shoes. Bunları ucuz tarafından aldın, değil mi? You bought these on the cheap, didn't you?
behalf

I'm calling you on behalf of Mr. Simon. - Bay Simon tarafından arıyorum sizi.

taraf devlet
high contracting party
taraf devlet
(Askeri) state party
taraf değiştirmek
(Dilbilim) come over
taraf tutmak
(Kanun) favour
taraf tutmak
take a stand
taraf tutmak
support
taraf tutmayan
(Ticaret) impartial
taraf tutmayan
unbiased
taraf çıkmak
support
taraf ülkeler
contracting parties
taraf devletler
(Kanun) contracting countries
taraf değiştirmek
turn one's coat
taraf olmak
(Hukuk) adhere
taraf olmak
become a party to …
taraf olmak
be a side of
taraf olmamak
(deyim) sit on the fence
taraf olmamış
uninvolved
taraf taraf here and there
in various places: Bugün İstanbul'a taraf taraf yağmur yağdı . We've had scattered showers in Istanbul today
taraf tutan
one sided
taraf tutan yargıca itiraz etmek
challenge a judge for bias
taraf tutma
favouritism [Brit.]
taraf tutma
prison-breaking
taraf tutma
tendentiousness
taraf tutma
prepossession
taraf tutma
preoccupancy
taraf tutma
favouritism
taraf tutma
siding
taraf tutma
partiality
taraf tutma
favoritism
taraf tutmak
take sides
taraf tutmak
to take sides
taraf tutmak
side
taraf tutmama
(Hukuk) non-alignment
taraf tutmamak
(deyim) sit on the fence
taraf çıkmak
to take the part of, to support
arka taraf
rear
anlaşmalı taraf
contractor
arka taraf
stern
zayıf taraf
weakness
sol taraf
left
arka taraf
(Otomotiv) rear end
arka taraf
(Mimarlık) the back
arka taraf
back
arka taraf
back side
benzer taraf
correspondence
benzer taraf
affinity
dış (taraf)
outside
her taraf
everywhere

I feel itchy everywhere. - Her tarafım kaşınıyor.

We have people everywhere. - Her tarafta insanlar var.

iki taraf
both sides

We should do justice to both sides on that issue. - Biz o konuda her iki tarafa adaletli davranmalıyız.

Losses were heavy on both sides. - Her iki tarafta da kayıplar ağırdı.

iç (taraf)
inside
olumlu taraf
compensation
taraflar
pro
ters (taraf)
wrong
üst taraf
upper extremities
karşı taraf
opponent
taraf
inside

I found a dog just inside the gate. - Kapının tam iç tarafında bir köpek buldum.

bir taraf
party
engin taraf
by engin
taraflar
parties

The U.S. Secretary of State is trying to broker a ceasefire between the warring parties. - ABD Dışişleri Bakanı, savaşan taraflar arasındaki ateşkes konusunda aracılık yapmaya çalışıyor.

This agreement is binding on all parties. - Bu anlaşma tüm tarafları bağlıyor.

yan taraf
side

Tom woke up with a pain in his side. - Tom onun yan tarafında bir ağrı ile uyandı.

She felt a pain in her side. - O, yan tarafında bir ağrı hissetti.

aday göstermeyen taraf
(Ticaret) non-nominating party
alacaklı taraf
credit side
aleyhinde temyize başvurulan taraf
appellee
alt taraf
underside
arka taraf
backside
arka taraf
reverse
aydınlık taraf
sunny side
baş taraf
fore
beri taraf
this side
bildiren taraf
notifying party
bir antlaşmanın yalnız taraf olanlar arasında hüküm ifade etmesi
(Hukuk) res inter alios acta
boş yere meziyet sayılan taraf
foible
davacı taraf
party plaintiff
dış taraf
exterior
dış taraf
outside

The wall is white on the outside and green on the inside. - Duvar dış tarafta beyaz ve içeride yeşil.

The outside of the castle was painted white. - Kalenin dış tarafı beyaza boyandı.

fatura eden taraf
(Ticaret) billing party
güneşli taraf
sunny side
hangi taraf sayı aldı
Which side scored
her iki taraf içinde öldürücü olan
internecine
her taraf
all the ins and outs of
imza sahibi taraf
(Ticaret) signatory power
imzalayan taraf
signatory power
iyimser taraf
sunny side
karanlıktaki taraf
nightside
karşı taraf
opposite side
kavgada taraf tutmak
take up smb.'s quarrel
kiralayan taraf
charterer
kumsala nasıl gideceğimi taraf eder misiniz
Will you show me the way to the beach
kuzey taraf
northward
kıç taraf
after part
oyuna başlayan taraf
(iskambil) pone
potansiyel sorumlu taraf
(Çevre) potentially responsible party
resimli taraf
face
rüzgâr alan taraf
weather side
rüzgâr almayan taraf
lee side
rüzgâraltı taraf
lee side
sağ taraf
right

Taro is on the right side of his mother. - Taro, annesinin sağ tarafında.

Turning to the left, you will find the restaurant on your right. - Sola dönerseniz, restoranı sağ tarafınızda bulursunuz.

sağ taraf
right hand side
sağ taraf
right side

Lie on your right side. - Sağ tarafınıza yatın.

Taro is on the right side of his mother. - Taro, annesinin sağ tarafında.

sol taraf
LH (left hand)
sol taraf
the Left
sol taraf
left hand side
sorumlu taraf
(Kanun) liable party
temyiz eden taraf
appellant
temyizde davalı taraf
appellee
ters taraf
reverse
ters taraf
reverse side
ters taraf
back
ters taraf
rear
yakın taraf
the on side
yağmur alan taraf
weather side
zayıf taraf
weak side
çeken taraf
piquancy
çekici taraf
allurement
ön taraf
forepart
ön taraf
forefront
ön taraf
front

Tom's car is still parked out front. - Tom'un arabası hâlâ ön tarafta park ediliyor.

I sat in the front of the bus. - Otobüsün ön tarafında oturdum.

üst taraf
face
Türkçe - Türkçe
(Osmanlı Dönemi) Yan, yön
(Osmanlı Dönemi) Aralarında anlaşmazlık bulunan iki kişiden veya iki topluluktan her biri
(Osmanlı Dönemi) Yer, memleket, ülke. Kıt'a
(Osmanlı Dönemi) Taraftarlık, sahip çıkmak, korumak
Ön, arka, sağ, sol, üst, alt vb. yanların her biri
Yön, yan, doğrultu: "Deniz tarafındaki çayırdan bir sürü koyun geçiyor."- M. Ş. Esendal
Bir şeyin belli bölümü, kısmı
İstekleri, düşünceleri karşıt olan iki kişiden veya iki topluluktan her biri
Yöre, yer: "Üsküdar tarafındaki evlerin camları kor gibi parlıyordu."- H. Taner. İstekleri, düşünceleri karşıt olan iki kişiden veya iki topluluktan her biri
Ön, arka, sağ, sol, üst, alt vb. yanların her biri: "Dört tarafı kesme billur kapaklı bir eski saat..."- R. H. Karay
Yöre, yer
Yön, yan, doğrultu
Bir kişinin soyundan gelenlerin hepsi
(Osmanlı Dönemi) HİZA
(Osmanlı Dönemi) HAVZA
(Osmanlı Dönemi) KIT'A
taraf