parçalar

listen to the pronunciation of parçalar
Türkçe - İngilizce
pieces

I tore the newspaper into pieces. - Gazeteyi parçalara ayırdı.

The glass broke to pieces. - Cam parçalara bölündü.

fitment
flinders
parts

This factory manufactures automobile parts. - Bu fabrika, otomobil parçaları üretmektedir.

The repair bill includes parts and labor. - Tamir faturası parçaları ve işçiliği kapsıyor.

component

He instantly regretted taking apart the laptop after realizing how many complex components there were inside. - İçinde ne kadar karmaşık parçalar olduğunu farkettikten sonra dizüstünü söktüğüne anında pişman oldu.

apart

He took apart a watch. - O, bir saati parçalara ayırdı.

He likes to take electric devices apart. - Elektrikli cihazları parçalarına ayırmayı seviyor.

constituent components
(Havacılık) bits

There were bits of broken glass on the floor. - Yerde kırık cam parçaları vardı.

Love isn't a game, so you can't just cherry pick the best bits! - Aşk bir oyun değildir, bu nedenle sadece en iyi parçaları seçemezsiniz!

items

These fragile items must be insured against all risks. - Kırılabilir bu parçalar bütün risklere karşı sigortalanmalıdır.

These items are rather hard to obtain. - Bu parçaları elde etmesi oldukça zordur.

parça
piece

Please write the answer on this piece of paper. - Lütfen cevabı bu kâğıt parçasına yazın.

Give me two pieces of chalk. - Bana iki parça tebeşir ver.

parça
part

This factory manufactures automobile parts. - Bu fabrika, otomobil parçaları üretmektedir.

Mathematics is the part of science you could continue to do if you woke up tomorrow and discovered the universe was gone. - Matematik, yarın kalkarsan ve evrenin gittiğini keşfedersen yapmaya devam edebileceğin, bilimin bir parçasıdır.

parçalar halinde
in pieces

The tree was sawn in pieces. - Ağaç parçalar halinde kesilmişti.

Fadil's body was in pieces. - Fadıl'ın cesedi parçalar halindeydi.

parça
bit

Every little bit helps. - Her küçük parça yardım eder.

Love isn't a game, so you can't just cherry pick the best bits! - Aşk bir oyun değildir, bu nedenle sadece en iyi parçaları seçemezsiniz!

parça
fragment

The priceless china shattered into fragments. - Paha biçilmez porselen parçalara ayrıldı.

Fragments of the mirror were scattered on the floor. - Ayna parçaları zemin üzerinde dağıldı.

parça
passage

The following passage is a quotation from a well-known fable. - Aşağıdaki parça iyi bilinen bir fabldan bir alıntıdır.

Read this passage and translate it into Japanese. - Bu parçayı okuyup Japonca'ya çevir.

parça
{i} component

He instantly regretted taking apart the laptop after realizing how many complex components there were inside. - İçinde ne kadar karmaşık parçalar olduğunu farkettikten sonra dizüstünü söktüğüne anında pişman oldu.

parça
{i} catch
parça
segment
parça
portion

I'd like a large portion, please. - Lütfen, büyük bir parça istiyorum.

parça
cake

I tried a piece of cake and it was delicious. - Bir parça kek tattım ve o lezzetliydi.

Cutting a cake into equal pieces is rather difficult. - Bir pastayı eşit parçalara ayırma oldukça zordur.

parça
{i} item

That's an item from a famous company. - Bu ünlü bir şirketten bir parça.

Your item will be shipped as soon as possible. - Parçanız en kısa sürede gönderilecektir.

parça
lump

He gave him a lump of silver as big as his head. - Ona kafası kadar büyük gümüş bir parça verdi.

Then little Gerda wept hot tears, which fell on his breast, and penetrated into his heart, and thawed the lump of ice, and washed away the little piece of glass which had stuck there. - Sonra küçük Gerda, onun göğsüne dökülen, oradan kalbine nüfuz edip, buz kalıbını eriten ve orada saplanmış olan küçük cam parçasını alıp götüren sıcacık gözyaşlarını döktü.

parça
{i} scrap

I wrote down his phone number on a scrap of paper. - Bir kağıt parçasına onun telefon numarasını not aldım.

Tom asked for Mary's address and wrote it down on a piece of scrap paper. - Tom Mary adresini istedi ve onu bir parça kâğıt üzerine not etti.

parça
{i} fraction
bölük pörçük parçalar
snippets
parça
song

Did you listen to her new song? - Onun yeni parçasını dinledin mi?

parça
chop

Before forks and chopsticks, people usually ate food with a piece of flat bread. - Çatal ve çubuklardan önce, insanlar genellikle düz bir parça ekmek ile yemek yerdi.

And the servant came and chopped the Tree into little pieces. - Uşak geldi ve ağacı küçük parçalara ayırdı.

parça
stretch

The dough broke up when Tom tried to stretch it. - Tom onu germeye çalıştığında hamur parçalandı.

parça
clod
parça
clump
parça
slug 
parça
(Bilgisayar) parts

Mother divided the cake into three parts. - Annem pastayı üç parçaya böldü.

Tom divided the pie into three equal parts. - Tom pastayı üç eşit parçaya böldü.

parça
(Politika, Siyaset) extract
parça
length
parça
slice

Would you slice me a piece of ham, please? - Bana bir parça jambon dilimler misin?

parça
clip
parça
{i} moiety
parça
pass

The following passage is a quotation from a well-known fable. - Aşağıdaki parça iyi bilinen bir fabldan bir alıntıdır.

There is a limit of two pieces of luggage for each passenger. - Her yolcu için iki parça bagaj limiti vardır.

parça
quote
parça
dibs
parça
particle

Each kind of atom has a certain unique number of particles called protons, neutrons, and electrons in it. - Her tür atomun içinde protonlar, nötronlar ve elektronlar denilen belirli benzersiz parçacıkları vardır.

Gravity is a force of attraction that exists between any two masses, any two bodies, or any two particles. - Yer çekimi herhangi iki kütle, herhangi iki organ ya da herhangi iki parçacık arasında olan bir çekim kuvvetidir.

parça
chapter
parça
slide
parça
chick

On the plate was a piece of chicken, a potato and some green peas. - Tabakta bir parça piliç, bir patates ve biraz yeşil bezelye vardı.

parça
snippet
parça
(Muzik) pieces

Give me two pieces of chalk. - Bana iki parça tebeşir ver.

There were four pieces of furniture in the room. - Odada dört parça mobilya vardı.

parça
track

I found the track of the tire. - Lastik parçasını buldum.

Possibly the fossilized tracks belong to animals of the Jurassic period. - Muhtemelen fosilleşmiş parçalar jura dönemi hayvanlarına aittir.

parça
unit

Work is a very important part of life in the United States. - Çalışma ABD'de hayatın çok önemli bir parçasıdır.

The Shetland Islands are part of the United Kingdom. - Shetland Adaları Birleşik Krallığın bir parçasıdır.

parça
article

Nouns, pronouns, verbs, adjectives, adverbs, articles, prepositions, conjunctions, and interjections are the parts of speech in English. - İsimler, zamirler, fiiller, sıfatlar, zarflar, makaleler, edatlar, bağlaçlar, ve ünlemler İngilizcede konuşma parçalarıdır.

parça
cantle
parça
section
parça
bar

I can rip you apart with my bare hands. - Seni çıplak ellerimle parçalayabilirim.

Can you break an apple in half with your bare hands? - Çıplak ellerinle bir elmayı parçalayabilir misin?

parça
cut

She cut the apple in two. - O, elmayı iki parçaya ayırdı.

Cutting a cake into equal pieces is rather difficult. - Bir pastayı eşit parçalara ayırma oldukça zordur.

parça
ounce

It's clear Tom doesn't have an ounce of humanity. - Tom'un bir parça insanlığının olmadığı açık.

parça
dollop
parça
text
parça
quotation

The following passage is a quotation from a well-known fable. - Aşağıdaki parça iyi bilinen bir fabldan bir alıntıdır.

parça
gusset
parça
iota
parça
snatch
parça
grain
parça
jot
parça
slug
parça
{i} tool

A pick is a long handled tool used for breaking up hard ground surfaces. - Bir kazma sert zemin yüzeyleri parçalamak için kullanılan uzun saplı bir araçtır.

I fixed the flashlight using a small tool. - Ben küçük bir parça kullanarak el fenerini onardım.

aşınma sonucu kopan parçalar
abrasion
bekleyen parçalar
(Ticaret) non-standing parts
elektrikli parçalar
(Otomotiv) electrical components
hareketli parçalar
(Otomotiv) crankshaft drive
kusurlu parçalar
defective parts
küçük parçalar
smithereens
mevcut olmayan parçalar
(Ticaret) non-current parts
mevcut parçalar
(Ticaret) current parts
parça
slang hashish, hash
parça
{i} attachment
parça
slang pretty woman, nice piece of goods
parça
avulsion
parça
gobbet
parça
patch

Tom has a patch of gray in his hair. - Tom'un saçında bir parça gri var.

parça
(Hukuk) article, component, fragment
parça
(İnşaat) armature
parça
piece (of literature, music, fine art); passage (from a piece of literature, music, or fine art)
parça
gob
parça
driblet
parça
member
parça
fritter
parça
used as a counting word: beş parça kumaş five lengths of cloth
parça
{i} shred

He tossed the paper into a shredder. - Kağıdı parçalayıcıya attı.

Sami was torn to shreds by a cougar. - Sami bir puma tarafından parçalara ayrıldı.

parça
tablet
parça
smithereen
parça
{i} dribblet
parça
remnant
parça
versicle
parça
flake
parça
{i} morsel
parça
division
parça
clast
parça
(Nükleer Bilimler) substrates
parça
a poor substitute for ..., a worthless thing that goes by the name of ...: bu hekim parçası this worthless individual who's supposed to be a doctor
parça
{i} batch
parça
(et) gobbet
parça
piece; fragment; bit
parça
piece; bit; fragment; particle; component; morsel; item; part; piece, song; chick; quotation, quote, passage
parça
item (in a set of several items)
parça
dregs
yan parçalar
cheeks
Türkçe - Türkçe

parçalar teriminin Türkçe Türkçe sözlükte anlamı

Parça
(Osmanlı Dönemi) FİRK
Parça
(Osmanlı Dönemi) FİLK
Parça
lime
Parça
(Osmanlı Dönemi) FİRZE
Parça
(Osmanlı Dönemi) HABBE
Parça
(Osmanlı Dönemi) HUZVE
Parça
(Osmanlı Dönemi) PERGÂLE
parça
Bir bütünden ayrılan, ayrı sayılan veya artakalan şey
parça
Az bir miktar
parça
Güzel, alımlı kız veya kadın
parça
Bir bütünden kopmak, kırılmak, yırtılmak vb. yoluyla ayrılmış bölüm
parça
Birkaçı bir araya gelince bir bütünü oluşturan şeylerin her biri
parça
"benzeri", "bir örneği" gibi anlamlarda kullanılır
parça
Edebiyat eserinin bir bölümü
parça
Ay parçası, elmas parçası gibi deyimlerde "benzeri", "bir örneği" gibi anlamlarda kullanılır
parça
Bir müzik eserinden alınmış tam bir bölüm
parça
Tane. Edebiyat eserinin bir bölümü: "Hayatımın en acı ve tatlı saatleri bunun başında geçti, eserimin en güzel parçalarını onun kenarında yazdım
parça
Sayı sıfatıyla "tane" anlamına gelir
parça
Müzik eseri
parça
Bir bütünden kopma, kırılma, yırtılma vb. yoluyla ayrılmış bölüm: "Alınacakları bir gece önceden küçük bir karton parçasına yazmıştır."- H. Taner
parça
Kısa bir süre
parça
Belirtilen durumunda bazen küçümseme ve değersiz sayma anlatır: "Bir çoban parçasısın, olmasa bile koyun / Daima eğeceksin başkalarına boyun."- K. Kamu
parça
Belirtilen durumunda bazen küçümseme ve değersiz sayma anlatır
parçalar