korumacı

listen to the pronunciation of korumacı
Türkçe - İngilizce
conservator
protectionist
koruma
conservation

This has been designated a conservation area. - Bu bir koruma alanı olarak adlandırıldı.

This is due to conservation of angular momentum. - Bu açısal momentin korumasından dolayıdır.

koruma
protection

They wanted protection. - Onlar koruma istediler.

She asked the police for protection. - O, polislerden koruma istedi.

koruma
{i} preservation

Sleep is essential for the preservation of life. - Uyku, yaşamı korumak için gereklidir.

koruma
guard

The President's guards are stationed in front of the entrance. - Devlet Başkanının korumaları girişin önünde konuşlandırıldılar.

He remained there for many months under close guard. - Yakın koruma altında aylarca orada kaldı.

koruma
maintenance
koruma
bodyguard

I don't think Tom needs a bodyguard. - Tom'un bir korumaya ihtiyacı olduğunu sanmıyorum.

Tom didn't think he needed a bodyguard. - Tom bir korumaya ihtiyacı olduğunu düşünmüyordu.

koruma
{i} shield

All the police officers were equipped with shields to defend themselves against the rioters. - Bütün polis memurları kendilerini ayaklanmacılara karşı korumak için kalkanlarla donatıldı.

koruma
escort

The bus driver didn't stop at any bus stops, but continued until he arrived in Boston with a police escort. - Otobüs şoförü herhangi bir otobüs durağında durmadı, ancak bir polis korumasında Boston'a gelene kadar devam etti.

koruma
{i} maintaining

I've been trying to find out who is responsible for maintaining this road. - Bu yolu korumak için kimlerin sorumlu olduğunu bulmaya çalışıyordum.

koruma
{i} umbrella
koruma
{s} protective
koruma
guarding
koruma
defending
koruma
(Bilgisayar) protect

He made an admirable speech about protecting the environment. - O, çevreyi koruma hakkında taktire şayan bir konuşma yaptı.

They know the importance of protecting the earth. - Dünyayı korumanın önemini biliyorlar.

koruma
{i} retention
koruma
{i} safeguard

We must fight to safeguard our civil rights. - Vatandaşlık haklarımızı korumak için mücadele etmeliyiz.

koruma
cure
koruma
guardianship
koruma
plantation
koruma
defence
koruma
(İnşaat) storage
koruma
(Bilgisayar) protect for
koruma
protecting

Protecting the environment means saving ourselves. - Çevreyi korumak kendimizi korumak anlamına gelir.

He made an admirable speech about protecting the environment. - O, çevreyi koruma hakkında taktire şayan bir konuşma yaptı.

koruma
exclusivity
koruma
(Ticaret) safe guards
koruma
(Politika, Siyaset) expulsion
koruma
shielding
koruma
(Askeri) armouring
koruma
saving

Protecting the environment means saving ourselves. - Çevreyi korumak kendimizi korumak anlamına gelir.

koruma
prophylaxis
koruma
shelter

People devised shelters in order to protect themselves. - İnsanlar kendilerini korumak için sığınaklar tasarladı.

koruma
(Tıp) prevention

This museum is equipped with a fire prevention system. - Bu müze bir yangın koruma sistemi ile donatılmıştır.

koruma
hedge
koruma
trust
koruma
care

We must all take care to preserve our national heritage. - Hepimiz ulusal mirasımızı korumak için özen göstermeliyiz.

To do our part to protect the elderly, we work to educate and watch out for our clients during our caregiving activities. - Yaşlıları korumak için üzerimize düşeni yapmak amacıyla, bakım çalışmalarımız sırasında müşterilerimizi eğitmeye ve onlara göz kulak olmaya çalışıyoruz.

koruma
security
koruma
ward
koruma
conservancy
koruma
body guard
koruma
keeping

Keeping existing clients is just as important as finding new ones. - Var olan müşterileri korumak, yenilerini bulmak kadar önemlidir.

koruma
safekeeping

The valuables are in the safekeeping of the bank. - Değerli şeyler bankanın korumasındadır.

koruma
{i} shade
koruma
{i} asylum
koruma
aegis [Brit.]
koruma
{i} patronage
koruma
defense

Tom claims he shot Mary in self defense. - Tom kendini korumak için Mary'yi vurduğunu iddia ediyor.

koruma
{i} auspices
koruma
{i} lifeguard

The lifeguards are here to protect us. - Can kurtaranların bizi korumak için burada.

koruma
{i} favour
koruma
egis
koruma
convoy
koruma
protector
koruma
covering
koruma
(Hukuk) protection, safeguard, shielding, preservation
koruma
patron
koruma
{i} custody
koruma
{i} indemnity
koruma
{i} favor

Eugenia shared with us her favorite oils for cleaning the face and protecting the skin. - Eugenia yüzü temizlemek ve cildi korumak için en sevdiği yağları bizimle paylaştı.

koruma
{i} aegis
koruma
protection, defence, guard; conservation; patronage; prevention, prophylaxis
koruma
muniment
koruma
{i} tutelage
koruma
favour [Brit.]
koruma
{i} shadow
Türkçe - Türkçe
himayeci
Koruma
(Hukuk) SİYANET
Koruma
(Osmanlı Dönemi) TESAHUB
Koruma
(Hukuk) SIYANET
Koruma
(Osmanlı Dönemi) HIRASET
Koruma
(Hukuk) VİKAYE
koruma
Korumak işi
koruma
Can güvenliğinin tehlikede olduğu düşünülen bir kimseyi saldırılardan korumak üzere görevlendirilmiş kişi
koruma
Himaye
koruma
(Osmanlı Dönemi) muhâfaza
korumacı