konusunda

listen to the pronunciation of konusunda
Türkçe - İngilizce
about

Today, many people worry about losing their jobs. - Bugün, bir sürü insan işsiz kalma konusunda endişeleniyor.

He put up a notice about the change in price. - O fiyat değişikliği konusunda bir uyarı koydu.

regarding

I have a question regarding your earlier comments. - Daha önceki yorumların konusunda bir sorum var.

with respect to

With respect to these documents, I think the best thing is to destroy them. - Bu belgeler konusunda, sanırım en iyi şey onları yok etmektir.

touching
in respect of
in point of
as regards
round
(Hukuk) in the field of
in the matter of

I want to speak to her in the matter of my salary. - Benim maaşım konusunda onunla konuşmak istiyorum.

concerning
as to

He said nothing as to money. - O, para konusunda bir şey söylemedi.

A question arose as to who should be the leader. - Kimin lider olması gerektiği konusunda bir soru ortaya çıktı.

in relation to
on
on the top of
on the subject of
konu
subject

Mathematics is a good subject. - Matematik iyi bir konudur.

I tried to change the subject. - Konuyu değiştirmeye çalıştım.

konu
topic

Our topic of the week is: _____. - Haftanın konusu: _____.

That topic is worth discussing. - Bu konu tartışılmaya değer.

konu
matter

I would like to talk with you about this matter. - Bu sorun hakkında seninle konuşmak istiyorum.

I can't agree with them on this matter. - Bu konuda onlarla aynı fikirde olamam.

konu
(Hukuk) issue

The delegates voted on the issue. - Delegeler konuyla ilgili oy kullandı.

Let us turn now to the fundamental issue. - Şimdi temel konuya dönelim.

konusunda konuşmak
speak to
konusunda uzmanlaşmak
major
konu
point

I can't go along with you on that point. - Ben bu konuda seninle aynı fikirde olamam.

I couldn't get the point of his speech. - Konuşmasının konusunu anlayamadım.

konu
affair

Don't you want to talk about the affair? - Olay hakkında konuşmak istemiyor musun?

I have nothing to do with the affair. - Bu konu ile bir ilgim yok.

konu
heading
konu
theme

What's the theme of the novel? - Romanın konusu nedir?

I've kept a blog before. I didn't really have a set theme; I just blogged about whatever happened that day. - Ben daha önce bir blog tuttum. Gerçekten belirli bir konum yoktu; Sadece o gün olan herhangi bir şeyi blogladım.

konu
scope

This subject is not within the scope of our study. - Bu konu bizim çalışma kapsamında değildir.

konu
subject, topic, matter
konu
subject , topic
konu
{i} head

They all have arms, legs, and heads, they walk and talk, but now there's SOMETHING that wants to make them different. - Onların hepsinin, kolları, bacakları, ve kafaları var,onlar yürürler ve konuşurlar, ama şimdi onlara farklı yapmak isteyen bir şey var.

Tom's speech was full of double entendres, most of which went over his audience's head. - Tom'un konuşması çift anlamlı sözlerle doluydu. Bunların çoğunu seyirci anlamadı.

konu
(Politika, Siyaset) area

Research in this area is somewhat equivocal. - Bu konuda yapılan araştırma oldukça şüpheli.

They want to talk to you about areas of mutual interest. - Onlar karşılıklı ilgi alanları konusunda sizinle konuşmak istiyorlar.

konu
score
konu
object

I have no objection to paying a special fee if it is necessary. - Gerekirse özel bir ücret ödeme konusunda herhangi bir itirazım yok.

His book became an object of criticism. - Onun kitabı eleştiri konusu haline geldi.

konu
(Bilgisayar) re
seyahat konusunda deneyimli
traveled
konu
res

To win his audience, the speaker resorted to using rhetorical techniques he learned from his communication courses. - Seyircisini kazanmak için konuşmacı, iletişim kurslarından öğrendiği retorik teknikleri kullanarak başvurdu.

The doctor insisted that the patient get plenty of rest. - Doktor hastanın çok dinlenmesi konusunda ısrar etti.

konu
question

Without a passport, leaving a country is out of the question. - Bir pasaport olmadan, bir ülkeyi terk etmek söz konusu değildir.

A trip to America is out of the question. - Amerika'ya bir yolculuk söz konusu değil.

konu
text

There's not so much text in this book. - Bu kitapta o kadar çok konu yok.

Mary's phone was confiscated because she was caught texting during class. - Ders anında mesajlaşırken yakalandığı için Mary'nin cep telefonuna el konuldu.

konu
business

We'll talk business later. - İşi daha sonra konuşacağız.

They were talking business. - Onlar iş konuşuyorlardı.

konu
shebang
konu
subject matter

Rote learning might help you to pass exams, but it's no guarantee that you'll really understand the subject matter. - Ezbere öğrenme sınavları geçmenizde fayda sağlayabilir ama konuyu gerçekten anlayacağınızın teminatı değildir.

Konu
the subject
konu
{i} argument

This argument is pure rhetoric. - Bu tartışma etkili konuşma sanatından başka bir şey değil.

Tom hasn't talked to me since we had that argument. - O tartışmayı yaptığımızdan beri Tom benimle konuşmadı.

konu
hot topic
Uluslar arası Taşımacılık Yapan Araç Personeli Konusunda Avrupa Anlaşması
(Hukuk) European Agreement on the Work of Personal of Vehicles Engaged in International Road Haulage
davranışlarına dikkat etmesi konusunda uyarmak
read the riot act to
disiplin konusunda katılık
sternness
isyancıların dağılmaları konusunda uyaran kanun
Riot Act
konu
thing

Professor Brown explains things very well. - Profesör Brown konuları çok iyi açıklıyor.

We talked about various things. - Çeşitli şeyler hakkında konuştuk.

konu
subject, topic; matter; theme
Türkçe - Türkçe

konusunda teriminin Türkçe Türkçe sözlükte anlamı

Konu
sermaye
Konu
süje
Konu
mevzu

Konuşmasının muhtevası, mevzu ile alakalı değildir. - Konuşmasının içeriği, konu ile ilgili değildir.

Konu
sayfa
konu
Konuşmada, yazıda, eserde ele alınan düşünce, olay veya durum, mevzu: "Öğretmenimizin verdiği konuları manzum yazardım."- Y. Z. Ortaç. Üzerinde konuşulan şey, bahis: "Daha fazla tafsilata girmeyi bugün zararlı gördüğüm için bu konuda susacağım."- B. Felek
konu
Konuşmada, yazıda, eserde ele alınan düşünce, olay veya durum, mevzu
konu
Üzerinde konuşulan şey, bahis
konu
(Osmanlı Dönemi) bahis
konusunda