kesin

listen to the pronunciation of kesin
Türkçe - İngilizce
certain

Prime Minister Koizumi is certainly not a cold-blooded man. - Başbakan Koizumi kesinlikle soğukkanlı bir insan değildir.

He is certainly not without courage. - O, kesinlikle cesaretsiz değildir.

accurate

He needs to make an accurate report of the case. - Onun davanın kesin bir raporunu hazırlaması gerekiyor.

He made an accurate report of the incident. - Olayla ilgili kesin bir rapor hazırladı.

exact

The exact temperature is 22.68 degrees Celsius. - Kesin sıcaklık 22.68 derece Celsiustur.

Give me an exact answer. - Bana kesin bir cevap ver.

precise

That's precisely why I need to meet Tom. - Tom'la tanışmak istememin nedeni kesinlikle bu.

Precisely speaking, I need six hours to at least think straight. Additionally, I need seven hours to be happy. - Kesin olarak konuşursam, sağlıklı düşünmek için en az altı saate ihtiyacım var. Ayrıca mutlu olmak için yedi saate ihtiyacım var.

final

The court's decision is final. - Mahkemenin kararı kesindir.

Plans haven't yet been finalized. - Planlar henüz kesinleşmiş değil.

absolute

The rumor proved to be an absolute lie. - Söylentinin kesin bir yalan olduğunu kanıtlandı.

I thought a bunch of people would go water skiing with us, but absolutely no one else showed up. - Bir grup insanın bizimle birlikte su kayağına gideceğini düşünmüştüm. Fakat kesinlikle başka hiç kimse gelmedi.

definitive

The definitive answer is no. - Kesin cevap hayırdır.

firm

Jefferson believed firmly in the value of education. - Jefferson eğitimin değerine kesin olarak inanıyordu.

I'm firmly opposed to this. - Ben buna kesin bir biçimde karşıyım.

assertive
definite

Tom should definitely ask for Mary's opinion. - Tom kesinlikle Mary'nin fikrini sormalıdır.

Tom should definitely go visit Mary next weekend. - Tom bir sonraki hafta sonu kesinlikle Mary'yi ziyarete gitmeli.

sure

The weather will be good tonight for sure. - Hava bu gece kesinlikle iyi olacak.

Among the five of us, he's surely the one who can speak the most languages. - Beşimizin arasında, en fazla dil konuşabilen kişi kesinlikle odur.

truthful
(Konuşma Dili) hard and fast
unquestionable
undeniable
immutable
affirmative
unquestioned
precision

Precision is important in math. - Kesinlik matematikte önemlidir.

Sami fired and shot the intruder with precision. - Sami ateş etti ve izinsiz giren kişiyi kesin bir şekilde vurdu.

category
concrete
utter
as sure as i'm sitting here
indisputable
doubtless
short and to the point
spot-on
specific
irreversible
unequivocal
sure to

This method is sure to work. - Bu metot kesin çalışacaktır.

The day is sure to come when your dream will come true. - Hayalinin gerçekleşeceği gün kesin gelecek.

matriculation
slipt
unambiguous
(Argo) in the bag
incontrovertible
categorial
pointed
for sure

Tom can't say for sure how many times Mary has been to Boston. - Tom Mary'nin kaç kez Boston'da bulunduğunu kesin olarak söyleyemez.

Tom will visit Boston this summer for sure. - Tom bu yaz kesinlikle Boston'u ziyaret edecek.

out of question
pronounced
bound

He's bound to notice your mistake. - Onun hatanı farketmesi kesin.

He is bound to pass the test. - O kesinlikle sınavı geçecek.

clean-cut
(Kanun) mandatory
point-blank
uncompromising
(Hukuk) decisive
flat

She flatly refused to let him in. - Onun içeri girmesine kesinlikle izin vermedi.

When your friends begin to flatter you on how young you look, it's a sure sign you're getting old. - Arkadaşların sana ne kadar genç göründüğünle ilgili iltifat etmeye başlarsa, bu yaşlandığına dair kesin bir işarettir.

decisive, firm (statement)
categorical

I categorically refused. - Kesin bir şekilde reddettim.

I am categorically opposed to the company declaring bankruptcy. - Ben şirketin iflas ilan etmesine kesin bir biçimde karşıyım.

sure as death

It's as sure as death. - Bu, ölüm kadar kesindir.

decided

The atmosphere in the room was decidedly frosty. - Odadaki atmosfer kesinlikle soğuktu.

Tom certainly wouldn't be pleased if Mary decided to go back to work. - Mary işe geri dönmeye karar verse, Tom kesinlikle memnun olmaz.

clean cut
downright
determined
conclusive

The evidence is fairly conclusive. - Kanıtlar oldukça kesin.

dogmatic
cheese it
extreme
express
definite, certain, definitive, decisive, absolute, accurate, precise, exact, categorical, final; indisputable, incontrovertible
definite; absolute, categorical; final, irrevocable
clear-cut
declared
irrevocable
{s} frozen
{s} rigorous
explicit
unalterable
secure
kesin olmayan
{s} indefinite
kesin olarak
firmly

I'm firmly opposed to corporal punishment. - Ben işkenceye kesin olarak karşıyım.

Jefferson believed firmly in the value of education. - Jefferson eğitimin değerine kesin olarak inanıyordu.

kesin olarak
implicitly
kesin olarak
for certain

Tom didn't know for certain how much the new computer would cost. - Tom yeni bilgisayarın ne kadara mal olacağını kesin olarak bilmiyordu.

Tom didn't know for certain where he should go. - Tom nereye gitmesi gerektiğini kesin olarak bilmiyordu.

kesin olarak
definitely
kesin olmak
be certain
kesin olmama
uncertainty
kesin olmayan
provisional
kesin olarak
exactly

I don't know exactly where I am. - Nerede olduğumu kesin olarak bilmiyorum.

I know exactly when that happened. - Ne zaman olduğunu kesin olarak biliyorum.

kesin olarak
precisely

That's precisely what you need now. - Artık ihtiyacın olan kesin olarak budur.

Precisely speaking, I need six hours to at least think straight. Additionally, I need seven hours to be happy. - Kesin olarak konuşursam, sağlıklı düşünmek için en az altı saate ihtiyacım var. Ayrıca mutlu olmak için yedi saate ihtiyacım var.

kesin artı
positive definite
kesin değil
not obvious
kesin eksi
negative definite
kesin fiyat
(Ticaret) firm price
kesin hesap
final account
kesin hüküm
(Ticaret) prejudice
kesin hüküm
(Kanun) judgment
kesin karar
commitment
kesin karar
(Kanun) resolve
kesin kayıp
(Ticaret) dead loss
kesin olarak
determinately
kesin olarak
decidedly
kesin olarak
indisputably
kesin olarak
that's for sure
kesin olarak
without fail
kesin olarak
indubitably
kesin olarak
peremptorily
kesin olarak
rigorously
kesin olarak
outright
kesin olarak
once and for all

He decided to give up smoking once and for all. - Sigara içmekten kesin olarak vazgeçti.

It's time to resolve this question once and for all. - Bu sorunu kesin olarak çözme zamanı.

kesin olarak
certainly
kesin olmak
be absolute
kesin proje
final project
kesin sapma
(Askeri) absolute deviation
kesin satış
(Ticaret) outright sale
kesin sonuç
(Argo) slam dunk
kesin zarar
(Ticaret) dead loss
kesin çözüm
exact solution
kesin öneri
(Ticaret) firm offer
kesin şey
cinch
kesin hakediş
Definite progress payment
kesin kes
final cut
kesin sonuç
final results
kesin teminat
(Finans) performance security
kesin teminat mektubu
(Finans) performance bond
kesin ayar
accurate adjustment
kesin bir dille söylemek
dogmatize
kesin biçimde
dogmatically
kesin delil
hard evidence
kesin delil
(Kanun) final evidence
kesin delil
direct evidence
kesin değer
(Ticaret) safe bill
kesin doğru olan
hypercorrect
kesin eder/fiyat
fixed price
kesin emir
(Ticaret) imperative order
kesin emir
injunction
kesin emir
peremptory command
kesin fikir
dogma
kesin gerçekler
frozen facts
kesin görev
(Hukuk) decisive role
kesin güven
(Ticaret) irrevocable trust
kesin hafif küresel konumlama sistemi (GPS) alıcısı
(Askeri) precise lightweight global positioning system (GPS) receiver
kesin hüküm
(Hukuk) res judicata
kesin hüküm
final decision
kesin hüküm
decree absolute
kesin ifade
(Ticaret) positive assertion
kesin inanç
cast-iron conviction
kesin inkar
(Konuşma Dili) flat denial
kesin inkar
(Konuşma Dili) flat contradiction
kesin kabul
final acceptance
kesin kanıt
(Ticaret) positive proof
kesin kanıt
conclusive evidence
kesin kazanılacak olan seçim
walk in
kesin miktar
definite quantity
kesin mizan
(Ticaret) postclosing trial balance
kesin mizan
(Ticaret) adjusted trial balance
kesin mizan
(Ticaret) after classing trial balance
kesin olan şey
certainty

Faith is certainty without evidence. - İnanç kanıt olmadan kesin olan şeydir.

kesin olarak
undoubtedly
kesin olarak
really

We cannot really predict anything. - Hiçbir şeyi kesin olarak öngöremeyiz.

No one ever really knows what's going through someone else's head. - Birinin kafasından neler geçtiğini kimse kesin olarak bilemez.

kesin olarak
ocularly
kesin olarak
positively
kesin olarak
point blank
kesin olarak
determinedly
kesin olarak
rightly
kesin olarak
certainly, for certain, without fail
kesin olarak
accurately
kesin olarak
categorically
kesin olarak
unquestioningly
kesin olarak
flat
kesin olarak bilmek
know for certain
kesin olarak bilmemek
not to know for certain
kesin olarak ispatlayan
demonstrative
kesin olarak reddetme
flat refusal
kesin olarak/bir biçimde
very definitely, most certainly; very clearly, unequivocally, in no uncertain terms
kesin olay
certain event
kesin olmayan
questionable
kesin olmayan
chancy
kesin olmayan
uncertain
kesin olmayan sonuç
provisional result
kesin s/b
(Bilgisayar) solid b/w
kesin satis
(Ticaret) firm sale
kesin sonuç
ultimate result
kesin sonuç
decider
kesin sorumluluk
(Hukuk) absolute responsibility
kesin ve apaçık
(Hukuk) specific
kesin veriler
facts and figures
kesin zaman ve zaman aralığı
(Askeri) precise time and time interval
kesin ölçüm
final survey
kesin şey
positive
kesin olmayan
{s} indecisive
kesin olarak
conclusively
kesin olmayan
imprecise
açık ve kesin ifade etmek
formulate
hemen hemen kesin
as good as
hemen hemen kesin
almost surely
kesin hesap
(Askeri,Ticaret) settlement
kesin olarak
(Kanun) absolutely
kesin olmayan
doubtful
kesin hesap
decompte definitif
kesin hesap
{i} audit
kesin olarak
radically
kesin olarak
decisively
kesin olarak
surely
kesin olarak
explicitly
kesin olarak
finally
kesin olmayan
borderline
kesin olmayan
dubious
kesin olmayan
inexplicit
kesin olmayan
tentative
kesin olmayan
loose
kesin olmayan
indeterminate
davranışları çabuk ve kesin olan
behavior as quickly and accurately
kesin dönüş
definite return
kesin olarak
certain to
kesin olarak
in conclusive
kesin olmayan
loosy
Fisher kesin testi
(Pisikoloji, Ruhbilim) Fisher exact test
Hava Kuvvetleri unsur plan subayı (karargah); kesin nokta; Prensip Destek Başkan
(Askeri) Air Force component plans officer (staff); decisive point; Directorate for Policy Support (DIA)
açık ve kesin
(Hukuk) clear and unambiguous
açık ve kesin ifade
formulation
başaracağı kesin olan
sure fire
buradan biraz daha kesin lütfen
cut a bit more off here please
hedefe göre istenen yer sıfır numarası belirleyicisi; kesin dağıtım zamanı
(Askeri) target desired ground zero (DGZ) designator; time definite delivery
kaybedeceği kesin olmak
be out of it
kazanılması kesin olan zafer
walk in
kesin hesap
(Mukavele) final statement
kesin olarak
emphaticical
kesin olarak
pointblank
kesin olarak
{s} cold
Türkçe - Türkçe
Şüphe ve duraksamaya yer bırakmayan veya geri dönülmeyen, değişmez, kati, maktu: "Sevmem kesin sözleri, bir kesin söz duydum mu, tersine söylemek gelir içimden."- N. Ataç
Şüphe ve duraksamaya yer bırakmayan veya geri dönülmeyen, değişmez, kat'î, maktu
kat'i
kati
(Osmanlı Dönemi) katî
kesin hakediş
Belli bir işi belli bir zamanda bitirmeyi taahhüt eden müteahhit firmanın işi bitirdikten sonra iş yaptığı yerden aldığı ödeme
kesin teminat
performance bond
kesin teminat mektubu
performance bond letter
kesin bilgi
Doğruluğundan kuşkulanılmayan bilgi
Kesin olarak
(Hukuk) SURETİ KATİYE
kesin