Kutunun içinde taze ekmek var mıydı?
- Was there fresh bread in the box?
Vaktiyle bir adam ve karısı vardı. İçinde oturacak evleri yoktu. Tarlalarda yaşıyorlardı ve bir ağacın dibinde uyuyorlardı.
- Once upon a time, there was a man and his wife. They had no house. They were living in the fields and sleeping at the foot of a tree.
İleride bir TV sunucusu olmak istiyorum.
- I want to become a TV announcer in the future.
İleride polis olmak istiyor.
- He wants to be a policeman in the future.
Sonuçta çalışkan kişi başarır.
- In the end, the diligent person succeeds.
Sonuçta, Jane onu satın almadı.
- In the end, Jane didn't buy it.
Ben sabahleyin duş alabilir miyim?
- May I take a shower in the morning?
O sabahleyin saçını tarar.
- She brushes her hair in the morning.
Sonunda, Almanlar geri çekilmeye zorlandı.
- In the end, the Germans were forced to withdraw.
O sonunda İngiltere'ye geri döndü.
- She went back to England in the end.
Kahvaltı yapmazsanız ve öğle yemeğini hafif tutarsanız, sonra akşamleyin ne isterseniz yiyebilirsiniz.
- If you skip breakfast and keep lunch light, then in the evening you can have whatever you want.
Akşamleyin seni arayacağım.
- I'll call you in the evening.
Öyleyse, bu arada ne yaparız?
- So, what do we do in the meantime?
Bu arada ne yapabilirim?
- What can I do in the meantime?
Kim gelecekte bir diplomat olmaya niyet ediyor.
- Kim means to be a diplomat in the future.
Merakım gelecekte çünkü hayatımın geri kalanını orada geçireceğim.
- My interest is in the future because I'm going to spend the rest of my life there.
Neticede hepimiz öleceğiz.
- We all die in the end.
Geceleri oğlum için kitap okurum.
- In the evening, I read my son a book.
Büyükannem akşam yürüyüşe gidiyor.
- My grandmother goes for a walk in the evening.
Genellikle sabah kahve, akşam çay içerim.
- In the morning I usually drink coffee, in the evening I drink tea.
Gerçek ortada bir yerde yatıyor.
- The truth lies somewhere in the middle.
Gerçek ortada yatıyor.
- The truth lies in the middle.
Sabah duş almaya alışkınım.
- I am in the habit of taking a shower in the morning.
Tom beni dün sabah saat dokuzda aradı.
- Tom called me yesterday at nine in the morning.
Geçmişte değil, şimdiki zamanda yaşamalısın.
- You must live in the present, not in the past.
Geçmişte yaşamaya son vermelisin.
- You need to stop living in the past.
Biz binayı satmak zorunda kaldık çünkü onu zararda işlettik.
- We had to sell the building because for years we operated it in the red.
Şirketimizin geleceği tehlikede. Son birkaç yıldır aşırı derecede borçluyuz.
- The future of our company is at stake. We have been heavily in the red for the last couple of years.
Bizim aile bütçesi borçludur.
- Our family budget is in the red.
Şiddetli yağmurun ardından büyük bir sel baskını oldu.
- In the wake of the heavy rain, there was a major flood.
He appears in the know about such matters.
The figures are going to be in the red this year.
I really wanted a clear photo of the president, but all the journalists were in the way.