sonunda

listen to the pronunciation of sonunda
Türkçe - İngilizce
finally

Because of hunger and fatigue, the dog finally died. - Açlıktan ve yorgunluktan dolayı, köpek sonunda öldü.

We finally decided to give him over to the police. - Sonunda onu polise teslim etmeye karar verdik.

through

I finally got through the test. - Sonunda testi geçtim.

The storm eventually blew through. - Fırtına sonunda dindi.

eventually

Tom eventually figured out how to install a free database application on his computer. - Tom sonunda kendi bilgisayarına ücretsiz bir veritabanı uygulamasını yüklemeyi anladı.

Tom eventually found a job that he liked. - Tom sonunda hoşlandığı bir iş buldu.

at last, in the end, finally, eventually, at long last, at length, in the long run
(Bilgisayar) in the last

You're asking what I'll do in the last hours before the end of the world. I'll probably take out the garbage and clean up the apartment, and you could come and help me with it. - Dünyanın sonundan önce son saatlerde ne yapacağımı soruyorsun. Muhtemelen çöpü çıkaracağım ve daireyi temizleyeceğim ve bu konuda yardım etmek için gelebilirsin.

at long last
taking one thing with another
at the turn of
at the end of

She left for Paris at the end of last month. - O geçen ayın sonunda Paris'e gitti.

There will be an economic crisis at the end of this year. - Bu yılın sonunda bir ekonomik kriz olacak.

at length

At length, he began to cry. - Sonunda ağlamaya başladı.

At length, I found his house. - Sonunda evini buldum.

in
enfin
in the long run
after all

After all, nothing remains forever. - Sonunda hiçbir şey sonsuza kadar kalmaz.

Tom made the right decision after all. - Tom sonunda doğru kararı verdi.

at last

At last a good idea struck me. - Sonunda aklıma güzel bir fikir geldi.

With hunger and fatigue, the dog died at last. - Açlıktan ve yorgunluktan dolayı, köpek sonunda öldü.

last

At last a good idea struck me. - Sonunda aklıma güzel bir fikir geldi.

With hunger and fatigue, the dog died at last. - Açlıktan ve yorgunluktan dolayı, köpek sonunda öldü.

in the upshot
in fine
yet

Are you over your cold yet? - Sonunda soğuk algınlığın bitti mi?

He is yet to know the truth. - Sonunda gerçeği öğrenecek.

in the end

It'll come right in the end. - Sonunda o, yoluna girecek.

In the end, we ended up eating at that shabby restaurant. - Sonunda, biz, o eski püskü lokantada yemek yemeyi sona erdirdik.

ultimately

Who will ultimately decide? - Eninde sonunda kim karar verecek?

eventual

Tom eventually figured out how to install a free database application on his computer. - Tom sonunda kendi bilgisayarına ücretsiz bir veritabanı uygulamasını yüklemeyi anladı.

I always thought that Tom and Mary would eventually get married. - Her zaman Tom ve Mary'nin sonunda evleneceklerini düşündüm.

at the end

There will be an economic crisis at the end of this year. - Bu yılın sonunda bir ekonomik kriz olacak.

Ken is going to the United States at the end of July. - Ken, temmuz ayının sonunda Amerika Birleşik Devletleri'ne gidiyor.

on the end
final

He finally became the president of IBM. - O, sonunda IBM'in başkanı oldu.

Finally we have learned the truth. - Sonunda,gerçeği öğrendik.

en sonunda
finally

I finally found my way out of the confusing maze. - En sonunda kafa karıştıran labirentten dışarı çıkabildim.

Tom finally agreed to let Mary in on the secret. - Tom en sonunda Meryem'e sırrı vermeyi kabul etti.

sonunda ... çıkmak
prove
sonunda başlayabilmek
(deyim) come round to
sonunda olan
eventual
sonunda varmak
land up
sonunda başarmak
have the last laugh
sonunda finally
in the end
sonunda onaylamak
set the seal on
sonunda onaylamak
put the seal on
sonunda razı olmak
come to agree
en sonunda
ultimately
en sonunda
at last

At last, he realized his error. - En sonunda hatasını anladı.

The snow-flakes seemed larger and larger, at last they looked like great white fowls. - Kar taneleri, en sonunda büyük beyaz kuşlara benzeyene kadar büyüdü de büyüdü.

saygılarımla (yazı sonunda)
sincerely yours
eninde sonunda
Ultimately, sooner or later, eventually
eninde sonunda
In the end, at last, sooner or later, ultimately
eninde sonunda
At last, in the end, finally, eventually, at long last, at length
hafta sonunda
weekend
en sonunda
at length
en sonunda
after all
en sonunda
at last, at long last, finally, eventually, at length
eninde sonunda
in the end, at last
eninde sonunda
ultimately

Who will ultimately decide? - Eninde sonunda kim karar verecek?

eninde sonunda
in the end, ultimately, finally
oysa sonunda
as it turned out
yemek sonunda yenen tuzlu şey
savory
yemek sonunda yenen tuzlu şey
savoury [Brit.]
yıl sonunda
by the end of year
Türkçe - Türkçe
Sırada sonda olan, en sona kalanı, nihayetinde
En son zamanda, nihayetinde: "Söz verdim oğluma! Söz verdim" diye diretmişti ve sonunda araba alınmıştı."- R. H. Karay
nihayet

Tom nihayet eşcinsel olduğunu itiraf ettiğinde herkes zaten onun eşcinsel olduğunu biliyordu. - Tom sonunda kabullenmeye karar verdiğinde herkes zaten onun eşcinsel olduğunu biliyordu.

Nihayet doktorun sekreteri Tom'un adını seslendi. - Sonunda doktorun sekreteri Tom'un ismini çağırdı.

nihayetinde
sonunda