sonuçta

listen to the pronunciation of sonuçta
Türkçe - İngilizce
eventually

You'll tell me everything eventually. - Sonuçta her şeyi bana anlatacaksın.

Eventually, someone is going to have to tell Tom that he needs to behave himself. - Sonuçta biri Tom'a terbiyeli davranması gerektiğini söylemek zorunda kalacak.

all in all

All in all, how many different schools have you attended? - Sonuçta, kaç tane farklı okula devam ettin?

in the event
on the upshot
in the end

In the end, Jane didn't buy it. - Sonuçta, Jane onu satın almadı.

In the end I ran to the station, and somehow got there on time. - Sonuçta istasyona koştum ve bir şekilde tam vaktinde oraya ulaştım.

ultimately

The argument is rigorous and coherent but ultimately unconvincing. - Tartışma şiddetli ve ahenkli ama sonuçta inandırıcı değil.

So ultimately, with Tatoeba we are only building the foundations… to make the Web a better place for language learning. - Yani sonuçta, Web'i dil öğrenmede daha iyi bir yer yapmak için biz Tatoeba ile sadece temelleri inşa ediyoruz.

in conclusion
overall
sonuç
conclusion

Tom has the bad habit of jumping to conclusions. - Tom'un sonuçlara atlamayla ilgili kötü bir alışkanlığı vardır.

The conclusion reached by a study is People who think their feet are smelly, have smelly feet; people who think they aren't, don't. - Bir çalışma ile ulaşılan sonuç ayaklarının pis koktuğunu düşünen insanların kötü kokan ayakları vardır; ayaklarının kötü kokmadığını düşünen insanların yoktur.

sonuç
{i} consequence

He who makes the mistake bears the consequences. - Hata yapan sonuçlarına katlanır.

Tom had no choice except to accept the consequences. - Tom'un sonuçları kabul etmekten başka seçeneği yoktu.

sonuç
result

If you divide any number by zero, the result is undefined. - Eğer herhangi bir sayıyı sıfıra bölerseniz, sonuç tanımsızdır.

On the whole I am satisfied with the result. - Bütün olarak ben sonuçtan memnunum.

sonuç
outcome

Regardless what you may do, the outcome will still be the same. - Yapabileceğiniz ne olursa olsun, sonuç hâlâ aynı olacaktır.

I never doubted the outcome. - Ben sonuçtan asla şüphe etmedim.

sonuç
{i} end

It was obvious to everyone that the marriage would sooner or later end in divorce. - Herkes için aşikardır ki, evlilik er ya da geç ayrılmayla sonuçlanır.

I hope everything will turn out well in the end. - Sonunda her şeyin iyi sonuçlanacağını ümit ediyorum.

sonuç
joy
sonuç
{i} success

I'm sure your efforts will result in success. - Çabalarının başarıyla sonuçlanacağından eminim.

He said to himself, Will this operation result in success? - Kendi kendine şöyle dedi: Bu operasyon başarıyla sonuçlanacak mı?

sonuç
result, consequence, outcome, conclusion, product, effect netice
sonuç
product
sonuç
payoff
sonuç
result, outcome, conclusion
sonuç
wrap-up
sonuç
effect

The efforts brought about no effect. - Çabalar sonuç getirmedi.

Such considerations ultimately had no effect on their final decision. - Bu tür düşüncelerin sonuçta onların nihai kararı üzerinde herhangi bir etkisi olmamıştır.

sonuç
{i} show

The results of Tom's biopsy show that the tumor is cancerous. - Tom'un biyopsi sonuçlarına göre, tümör kanserlidir.

Her health screening showed no negative results. - Onun sağlık taraması olumsuz sonuçlar göstermedi.

sonuç
desinence
sonuç
(Bilgisayar) result at
sonuç
finish

Apply two coats of the paint for a good finish. - İyi bir sonuç için iki tabaka boya uygula.

sonuç
deduction
sonuç
catastrophe
sonuç
determination
sonuç
repercussion
sonuç
after effect
sonuç
sequent
sonuç
all in all

All in all, how many different schools have you attended? - Sonuçta, kaç tane farklı okula devam ettin?

sonuç
rowen
sonuç
(Bilgisayar) farewell statement
sonuç
ending

The European Union is set up with the aim of ending the frequent and bloody wars between neighbours, which culminated in the Second World War. - Avrupa Birliği, ikinci dünya savaşı ile sonuçlanan sık ve kanlı komşu devletler arasındaki savaşları bitirme amacıyla kuruldu.

sonuç
(Ticaret) performance
sonuç
bottomline
sonuç
resultant 
sonuç
(Denizbilim) conculusion
sonuç
(Ticaret) output
sonuç
find

Eventually it was possible to find a really satisfactory solution. - Sonunda gerçekten tatmin edici bir sonuç bulmak mümkündü.

You've always known that eventually everyone would find out. - Sonuçta herkesin öğreneceğini sen her zaman biliyordun.

sonuç
(Ticaret) score
sonuç
desition
sonuç
{i} issue
sonuç
ramification

Sami didn't fully understand the ramifications of his actions. - Sami kendi eylemlerinin sonuçlarını tam olarak anlamadı.

sonuç
avail
sonuç
hangover
sonuç
inference
sonuç
event

You'll tell me everything eventually. - Sonuçta her şeyi bana anlatacaksın.

Tom should eventually have enough money to buy Mary a diamond ring. - Tom'un sonuçta Mary'ye elmas bir yüzük alması için yeterli parası olmalıydı.

sonuç
bottom line
sonuç
child

Sami had a relationship that resulted in a child. - Sami'nin bir çocukla sonuçlanan bir ilişkisi vardı.

She's still a child after all. - Sonuçta o hâlâ bir çocuk.

sonuç
fruit

Your effort will surely bear fruit. - Çabanız mutlaka sonuç verecek.

Let's stop this fruitless argument. - Bu sonuçsuz argümanı bırakalım.

sonuç
resultant
sonuç
{i} decision

This decision had important results. - Bu kararın önemli sonuçları vardı.

That decision will have far-reaching and serious consequences. - O kararın geniş kapsamlı ve ciddi sonuçları olacaktır.

sonuç
to result
sonuç
result to
sonuç
result for
sonuç
{i} finding
sonuç
fruitage
sonuç
{i} sequel
sonuç
success#
sonuç
consequent
sonuç
deduct
sonuç
ate
sonuç
ultimate

The argument is rigorous and coherent but ultimately unconvincing. - Tartışma şiddetli ve ahenkli ama sonuçta inandırıcı değil.

Ultimately, he ended up going to school. - Sonuçta, okula gitmeye son verdi.

sonuç
{i} sum

I want to summarize the content of the presentation and draw a conclusion. - Sunumun içeriğini özetlemek ve bir sonuç çıkarmak istiyorum.

sonuç
spawn
sonuç
close

The election results were extremely close. - Seçim sonuçları son derece yakın.

sonuç
{i} aftermath
sonuç
produce

Such international cooperation produced great results. - Böyle uluslararası birleşme harika sonuçlar doğurdu.

My efforts produced no results. - Çabalarım hiç sonuç vermedi.

sonuç
denouement
sonuç
(Hukuk) outcome, conclusion
sonuç
corollary
sonuç
harvest
sonuç
log. conclusion
sonuç
{i} upshot
Türkçe - Türkçe

sonuçta teriminin Türkçe Türkçe sözlükte anlamı

Sonuç
netice
sonuç
Öz, özet
sonuç
Bir gelişim veya girişimden elde edilen şey
sonuç
Bir olayın doğurduğu başka bir olay veya durum, netice
sonuç
Bir gelişim veya girişimden elde edilen şey. Öz, özet
sonuç
Bir olayın doğurduğu başka bir olay veya durum, netice: "Her koşu beklenilmeyen, şaşırtıcı bir sonuç verebilirdi."- N. Cumalı
sonuç
Yazının veya sözün bitim bölümü
sonuçta