ortada

listen to the pronunciation of ortada
Türkçe - İngilizce
obvious

In retrospect, it may seem obvious that we shouldn't have been burning our trash so close to our house. - Geçmişe bakıldığında, çöplerimizi evlerimize çok yakın yakmamamız gerektiği apaçık ortadadır.

It's obvious that you're wrong. - Hatalı olduğun ortada.

apparent
exposed

Now everything's exposed. - Şimdi her şey ortada.

The hill is exposed, with no trees. - Tepe ortada, ağaçsız.

evidentiary
evident

It's evident that human behaviour is more dangerous for the environment than radiation. - Apaçık ortadadır ki, insan davranışları çevre için radyasyondan daha tehlikelidir.

It was evident to all of us that he was innocent. - Masum olduğu hepimiz için ortadaydı.

in between
between
1. in the middle. 2. in public, publicly. 3. evident, obvious
in the middle

The truth lies in the middle. - Gerçek ortada yatıyor.

Fold the paper in the middle. - Kağıdı ortadan katla.

evidential
betwixt
clear

A cup of coffee cleared up my headache. - Bir fincan kahve, baş ağrımı ortadan kaldırdı.

a) in the middle b) clear, obvious, evident, self-evident, apparent, patent, palpable
halfway
explicit
abroad
manifest
palpable
(Bilgisayar) center
(Bilgisayar) middle

The truth lies in the middle. - Gerçek ortada yatıyor.

Fold the paper in the middle. - Kağıdı ortadan katla.

in view
indecisive
overt
centrality
demonstrable
borderline
in evidence
indeterminate
patent
orta
{s} central

He's back from his travels in Central Asia. - Orta Asya'daki seyahatlerinden döndü.

Austria is a parliamentary republic in central Europe and consists of nine federal states. - Avusturya, Orta Avrupa'da parlamenter bir cumhuriyettir ve dokuz federal eyaletten oluşur.

orta
{i} medium

I believe the medium size will fit you better. - İnanıyorum ki orta beden sana daha iyi uyacak.

Television is obsolete as a medium in any case. - Televizyon ortam olarak her halükarda modası geçmiş.

orta
mean

This does not mean that they have nothing in common with other peoples. - Bu, onların diğer insanlarla ortak bir şeyi olmadığı anlamına gelmez.

Tom doesn't have a mean bone in his body. - Tom bedeninde ortalama bir kemiğe sahip değil.

orta
middle

The tiger laid in the middle of the cage. - Kaplan kafesin ortasına uzanmıştı.

This magnificent cathedral dates back to the Middle Ages. - Bu muhteşem katedral orta çağlara kadar dayanır.

orta
mid

Don't speak in the middle of a lesson. - Dersin ortasında konuşma.

The tiger laid in the middle of the cage. - Kaplan kafesin ortasına uzanmıştı.

ortada bir şeyler dönüyor
something in the air
ortada bırakma
exposure
ortada bırakmak
to leave (someone) in the lurch, leave (someone) in a difficult situation
ortada bırakmak
expose
ortada fol yok yumurta yokken
(Konuşma Dili) for no apparent reason whatsoever
ortada kalmak
to be in a fix
ortada kalmak
1. to be left without house or home, be left homeless. 2. to be caught in the middle (when two of one's friends are quarreling with each other)
ortada olan
unashamed
ortada olma
conspicuousness
ortada olma
conspicuity
ortada olma
being in the middle
ortada olmak
be evidentiary of
ortada olmak
be evidential of
orta
moderate

Moderate exercise will refresh both mind and body. - Orta dereceli egzersiz hem aklımızı hem bedenimizi tazeler.

Moderate exercise in the evening helps induce sleep. - Akşamları orta derecede egzersiz uyumaya yardım eder.

Orta
(Tıp) medius
orta
mediocre
orta
{i} midst

America is in the midst of a drug overdose epidemic. - Amerika aşırı dozda bir ilaç salgınının ortasında.

Your gift was like discovery of an oasis in the midst of a desert. - Hediyen bir çölün ortasındaki bir vahanın keşfi gibiydi.

orta
center

The skyscraper is in the center of the city. - Gökdelen şehrin ortasındadır.

You hit the center of the target. - Hedefin ortasından vurdun.

orta
centre point
orta
indifferent
orta
in-between
orta
(Dilbilim) half open
orta
normal

His normal position is third baseman. - Onun normal pozisyonu üçüncü orta saha oyuncusu.

He's just a normal junior high school student, not particularly intelligent. - O sadece normal bir ortaokul öğrencisidir, özellikle akıllı değildir.

orta
mid-

Hazelnuts are harvested in mid-autumn. - Fındık sonbaharın ortasında hasat edilir.

She married again in her mid-forties. - Kırklı yaşların ortalarında tekrar evlendi.

orta
center point
orta
med

I like my steak cooked medium rare. - Bifteğimi orta pişmiş severim.

The Medieval Era gave way to the Renaissance. - Orta çağ Rönesansa yol açtı.

orta
counter
orta
cross-ball
orta
(Meteoroloji) mediocris
orta
intermediate

Intermediate and advanced language courses are given in the language being learned. - Orta ve ileri dil kursları öğretilen dilde verilir.

She can't put together three words in Spanish, and she claims she's intermediate. - İspanyolca üç kelimeyi bir araya getiremiyor, ve orta düzey olduğunu iddia ediyor.

orta
centre
orta
fair
orta
medial
orta
median
orta
centro-
orta
fair to middling
orta
tolerable
orta
average

She reads on average three or four books a week. - O, haftada ortalama üç ya da dört kitap okur.

She earns on average ten pounds a week. - O, bir haftada ortalama 10 pound kazanır.

orta
middling
orta
media
orta
midpoint
orta
mezzo
açıkça ortada olmak
to be clearly obvious
gün gibi aşikâr/ortada
clear as day / clear
orta
of medium
orta
ın the middle
orta
the middle
gün gibi ortada
as clear as daylight
gün gibi ortada
as clear as day
gün gibi ortada
clear as day
gün gibi ortada
clear as daylight
gün gibi ortada
obvious, evident, clear as a day
kabak gibi ortada olma
flagrancy
orta
phys. place, locus, field
orta
intermediary
orta
mesial
orta
inbetween
orta
moderate; average, middling
orta
secondary

He attended only secondary school. - O sadece ortaokula devam etti.

Only two years after receiving their secondary school diploma, young people today know merely ten percent of what they learned on school. That's crazy! We must strive for 100 percent. - Ortaokul diplomalarını aldıktan sadece iki yıl sonra, bugün genç insanlar okulda öğrendiklerinin sadece yüzde onunu biliyorlar. Bu çılgınca! Yüzde yüz için çaba göstermeliyiz.

orta
passable
orta
in between
orta
{i} C
orta
bosom
orta
intermediate , medium
orta
centre [Brit.]
orta
mesne
orta
mediate
orta
middle, middle part, central part
orta
meso

What makes you think the Middle East is more important than Mesoamerica, for instance? - Örneğin Orta Doğu'nun Orta Amerika'dan daha önemli olduğunu sana düşündürten şey ne?

The earliest civilizations arose in Mesopotamia. - En eski uygarlıklar Mezopotamya'da ortaya çıktı.

orta
middle, central (thing)
orta
center,centre
orta
midway
orta
ides
orta
middle, centre; central; average, medium, middle, middling; intermediate; moderate, tolerable; mediocre, indifferent
orta
centripetal
suçun apaçık ortada olması
flagrancy
tam ortada
bang in the middle
ölüsü ortada kalmak
for (someone's) body not to be claimed by anyone
Türkçe - Türkçe
Görünür yerde, göz önünde
Sonucu belli olmayan (karşılaşma)
Orta
midi
Orta
(Osmanlı Dönemi) VASÎT
Orta
(Osmanlı Dönemi) CEVŞ
Orta
vasat
orta
İçinde, arasında
orta
İyi ile kötü arasındaki durum, hâl
orta
Eğitimde zayıf ile iyi arasındaki derece
orta
Başlangıcı ile bitimi arasında eşit uzaklıkta olan süre
orta
Sorunların çözümünde aşırılıklardan kaçınan, ölçülü bir yöntem izleyen
orta
Her iki yanda kendi türünden eşit sayıda nesneler bulunan: "Hademe orta bölmeyi açmak üzere koştu."- R. H. Karay. İki karşıt nitelik veya durum arasında bulunan, tutarlı, ılımlı, vasat
orta
Bir şeyin kenarlarından merkeze doğru yaklaşık olarak aynı uzaklıkta olan yer: "Tam bağın ortasına geldikleri zaman düşman askerlerini gördüler."- Y. K. Karaosmanoğlu
orta
Orantı
orta
Bir şeyin eşit olarak ayrılabileceği bölüm
orta
Bir olayın, içinde gerçekleştiği yer
orta
Futbolda oyunculardan birinin, topu, kale ağzında duran arkadaşlarına havadan yollamak için yaptığı vuruş: "Aut çizgisinden nefis bir orta..."- H. Taner
orta
Görünür, algılanır durum: "Moralinin, inadının, zaman zaman da aşırı ataklığının nedeni ortadadır."- H. Taner
orta
Her iki yanda kendi türünden eşit sayıda nesneler bulunan
orta
Topluluk içinde, arasında
orta
İki karşıt nitelik veya durum arasında bulunan, tutarlı, ılımlı, vasat
orta
Bir şeyin kenarlarından merkeze doğru yaklaşık olarak aynı uzaklıkta olan yer
orta
Futbolda oyunculardan birinin, topu, kale ağzında duran arkadaşlarına havadan yollamak için yaptığı vuruş
orta
Bir şeyin eşit olarak ayrılabileceği bölüm: "Seccadesini ortasından kesip ikiye böldüler."- Ö. Seyfettin. İyi ile kötü arasındaki durum, hâl
orta
Yeniçeri ocağında tabur
orta
Görünür, algılanır durum
ortada