hemen

listen to the pronunciation of hemen
Türkçe - İngilizce
at once

To our surprise, she revived at once. - Bizim için sürpriz oldu, o hemen yeniden hayata döndü.

Get ready for the trip at once. - Hemen yolculuğa hazırlan.

immediately

I need to see a doctor immediately. - Ben hemen bir doktor görmeliyim.

Search and rescue operations began immediately. - Arama ve kurtarma operasyonları hemen başladı.

instantly

Tom instantly recognized Mary's voice. - Tom Mary'nin sesini hemen tanıdı.

Tom instantly regretted what he said. - Tom söylediğine hemen pişman oldu.

prompt

Please make your reservations promptly. - Lütfen hemen rezervasyonunuzu yaptırın.

What way do you vote, Matthew? Conservative, said Matthew promptly. - Hangi şekilde oy veriyorsun, Matthew? Muhafazakar dedi Matthew hemen.

immediate

I go into the store, and who do I see? An American friend, who immediately begins to tell me what has been going on with him since we last met. - Mağazaya gidiyorum ve kimi görüyorum? Onunla son kez buluştuğumuzdan beri kendisinde neler gittiğini bana hemen anlatmaya başlayan bir Amerikan arkadaşımı.

Search and rescue operations began immediately. - Arama ve kurtarma operasyonları hemen başladı.

almost, nearly; about, around: O saatte sokaklarda hemen kimse yoktu. At that hour almost no one was out in the streets. Bu kitaplık bana hemen elli bin liraya mal oldu. This bookcase cost me about fifty thousand liras
directly
instantaneously

Tom died almost instantaneously. - Tom neredeyse hemen öldü.

in no time

The firemen had the fire out in no time. - İtfaiyeciler yangını hemen söndürdüler.

Wait for me. I'll be back in no time. - Beni bekle. Hemen döneceğim.

straight

You were supposed to come home straight after school. You knew that. - Okuldan hemen sonra eve gelmen gerekiyordu. Bunu biliyordun.

You should clean that cut straight away, you don't want to get an infection! - O kesiği hemen temizlemelisin, enfeksiyon kapmak istemezsin!

forthright
(Konuşma Dili) at the drop of a hat
as soon as possible
in a snap
in a minute
at a word
soonish
instantaneous

Tom died almost instantaneously. - Tom neredeyse hemen öldü.

the moment
without further ado
(Konuşma Dili) off the bat
drop
on the very spot
straight away

I want to talk to my lawyer straight away. - Hemen avukatımla konuşmak istiyorum.

I'll come to you straight away. - Hemen sana geleceğim.

in two shakes
presently
at no time
this very moment
erelong
in two ticks
immidiately
(Konuşma Dili) on the heels of
first thing

I'll be there the first thing in the morning. - Sabah hemen orada olacağım.

plunge into
direct

Mr Yoshida directed me to come at once. - Bay Yoshida hemen gelmemi emretti.

right

She said she would be back right away. - O, hemen geri döneceğini söyledi.

There are merits and demerits to both your opinions so I'm not going to decide right away which to support. - Her iki görüşün avantajları ve dezavantajları vardır bu yüzden hangisini destekleyeceğime hemen karar vermeyeceğim.

away

She said she would be back right away. - O, hemen geri döneceğini söyledi.

There are merits and demerits to both your opinions so I'm not going to decide right away which to support. - Her iki görüşün avantajları ve dezavantajları vardır bu yüzden hangisini destekleyeceğime hemen karar vermeyeceğim.

without any delay
like a shot
just

The city hall is just around the corner. - Belediye binası hemen köşede.

Tom can eat just about anything. - Tom hemen her şeyi yiyebilir.

on the nail
on the spur of the moment
(Konuşma Dili) here and now
(deyim) hell for leather
(Bilgisayar) immediate only
in a twinkling
(deyim) in a hurry

I told my wife to get ready in a hurry. - Karıma hemen hazırlanmasını söyledim.

on-the-spot
in two shakes of a lamb's tail
(Konuşma Dili) in the heat of the moment
right off the bat
(Hukuk) promptly

Please make your reservations promptly. - Lütfen hemen rezervasyonunuzu yaptırın.

What way do you vote, Matthew? Conservative, said Matthew promptly. - Hangi şekilde oy veriyorsun, Matthew? Muhafazakar dedi Matthew hemen.

right after

He came to see you right after you left. - O, sen gittikten hemen sonra seni görmeye geldi.

Tom plans to call you right after lunch. - Tom öğle yemeğinden hemen sonra seni aramayı planlıyor.

incontinently
bang off
right now, right away, at once, immediately, instantly, directly, forthwith, straightaway; nearly, almost
on the verge of, just about to: Aslan hemen kafesten kaçıyordu ki yakaladılar. The lion was just about to escape from the cage when they caught him
now

My grandmother used to go out for a walk almost every day, but now she seldom, if ever, goes out. - Büyükannem hemen hemen her gün bir yürüyüş için dışarı çıkardı fakat şimdi o nadiren, kırk yılda bir, dışarı çıkar.

I suppose it makes sense to go ahead and pay the bill right now. - İlerlemek ve faturayı hemen ödemek sanırım mantıklı olur.

as soon as

As soon as you see this E-mail please reply right away. - Bu e-postayı görür görmez lütfen hemen cevapla.

As soon as the argument ended, I left the office forthwith. - Tartışma sona erer ermez, ben hemen ofisten ayrıldım.

on the spot

I paid his wages on the spot. - Maaşını hemen ödedim.

I can't make a decision on the spot. I'll have to talk to my boss first. - Hemen bir karar veremem. Önce patronumla konuşmam gerekecek.

in short order
in an instant
instanter
on the instant
out of hand
right now; right away, at once, immediately
in a jiffy
forthwith

As soon as the argument ended, I left the office forthwith. - Tartışma sona erer ermez, ben hemen ofisten ayrıldım.

always, continually
outright
hemen hemen
almost

Tom can drive almost any kind of vehicle. - Tom hemen hemen her türlü aracı sürebilir.

Tom and Mary quarrel almost every day. - Tom ve Mary hemen hemen her gün kavga ederler.

hemen hemen
about

People say I look about the same age as my sister. - Kız kardeşimle hemen hemen aynı yaşta gösterdiğimi söylerler.

Tom is just about as tall as you are. - Tom hemen hemen senin kadar uzun.

hemen hemen
nearly

In America, my schedule is different and unique nearly every day. - Amerika'da, benim programım hemen hemen her gün farklı ve benzersizdir.

She has nearly no close friends. - Hemen hemen hiç yakın dostu yoktur.

hemen hemen
virtually

Learning probably takes place in virtually every activity in which we take part. - Öğrenme muhtemelen hemen hemen katıldığımız her faaliyette yer alır.

hemen ardından
right after
hemen hemen hiç
hardly

It's hardly raining at all. - Hemen hemen hiç yağmur yağmıyor.

I could hardly understand him. - Ben onu hemen hemen hiç anlayamadım.

hemen hemen tam
substantial
hemen hemen
all but

He has all but finished the work. - Hemen hemen işi bitirdi.

hemen hemen
1. almost, very nearly. 2. pretty soon, in a little while, shortly
hemen hemen
nigh

I cried myself to sleep almost every night. - Hemen hemen her gece uyumak için ağladım.

Tom eats out almost every night. - Tom hemen hemen her gece dışarıda yer.

hemen hemen
practically

Spanish and Portuguese are practically the same. - İspanyolca ve Portekizce hemen hemen aynıdırlar.

We're practically family. - Biz hemen hemen aileyiz.

hemen hemen aynı
closely
hemen hemen hiç
hardly ever

Tom hardly ever speaks to me anymore. - Tom artık benimle hemen hemen hiç konuşmuyor.

I hardly ever use cash anymore. - Artık hemen hemen hiç nakit kullanmıyorum.

hemen olan
instant
hemen dönecek
(Bilgisayar) be right back
hemen anında
readily
hemen ardından
with this
hemen ardından
(Konuşma Dili) on the heels of
hemen arkasından
(Konuşma Dili) on the heels of
hemen başlangıç
(Bilgisayar) immediate start
hemen emri
(Ticaret) immediate order
hemen ertesi gün
very next day
hemen hemen
(Konuşma Dili) just on
hemen hemen
close on
hemen hemen
quasi
hemen hemen
(Latin) prope
hemen hemen
next to
hemen hemen
nine times out of ten
hemen hemen
as good as

Tom and Mary are as good as married. - Tom ve Mary hemen hemen evlidir.

Without her glasses she was as good as blind. - Gözlüksüz o hemen hemen kördür.

hemen hemen
hardly

Tom hardly ever studies after 10:00 p.m. - 10:00 sonra Tom hemen hemen hiç çalışmaz.

I could hardly understand him. - Ben onu hemen hemen hiç anlayamadım.

hemen hemen
close to
hemen hemen
well-nigh
hemen hemen
sub-
hemen hemen
quasi-
hemen hemen
just about

Tom plays table tennis just about every day. - Tom hemen hemen her gün masa tenisi oynar.

Tom could be just about anywhere by now. - Tom artık hemen hemen her yerde olabilr.

hemen hemen aynı
no better than
hemen hemen aynı
almost the same
hemen hemen aynı
pretty much the same
hemen hemen duruk
(Bilgisayar,Teknik) quasistatic
hemen hemen eşit
close
hemen hemen hiç
next to nothing
hemen hemen hiç
little or nothing
hemen hemen kesin
almost surely
hemen hemen kesin
as good as
hemen hepsi
almost all
hemen hiç
scarcely

Tom scarcely ever gets any exercise. - Tom hemen hemen hiç egzersiz yapmaz.

hemen hiç
hardly

I could hardly understand him. - Ben onu hemen hemen hiç anlayamadım.

Tom hardly ever listens to the radio. - Tom hemen hemen hiç radyo dinlemez.

hemen istekle
at the drop of a hat
hemen kabul etmek
jump at
hemen kayıt
(Bilgisayar) online registration
hemen memen hiç
hardly ever
hemen oracıkta
on the spot
hemen parlayan
short-tempered
hemen yanında
next to
hemen yanındaki
next to
hemen yapılan
prompt
hemen yarat
(Bilgisayar) create soon
hemen önceki
next but one
hemen öncesinde
(deyim) on the eve of
hemen şimdi
in a moment

We're getting out of here in a moment. - Hemen şimdi buradan çıkıyoruz.

hemen şimdi
this moment
hemen arkasından gelmek
To come from behind
hemen geliyorum
Coming soon
hemen hemen
Almost, nearly, barely, pretty much, practically, about, all but, half, much, near, nigh, at close quarters, scarcely, well nigh
hemen çevir
translate now
hemen çevir
immediate translation
hemen önünde
Right in front

Masanın hemen önünde.

hemen alabilir miyim
Can I have it right away
hemen ardından
shortly after
hemen başlangıçta
right from the start
hemen dönerim
i´ll be right back
hemen dönüyorum
brb (be right back)
hemen gelirim
i´ll be right back
hemen geliyorum
will be there in a second
hemen gelmek
supervene
hemen güncelleştir
(Bilgisayar) update soon
hemen hemen
almost, nearly, practically, about, all but, close on
hemen hemen
barely

Tom barely speaks to me anymore. - Tom artık benimle hemen hemen hiç konuşmuyor.

He barely speaks to me anymore. - O artık benimle hemen hemen hiç konuşmuyor.

hemen hemen
at close quarters
hemen hemen
near

When I ask people what they regret most about high school, they nearly all say the same thing: that they wasted so much time. - İnsanlara Lise yıllarında en çok pişman olduğunuz şey nedir? diye sorduğumda, hemen hemen hepsi aynı şeyi söylerler: Zamanımızın çoğunu boşa harcadık.

She has nearly no close friends. - Hemen hemen hiç yakın dostu yoktur.

hemen hemen
pretty much

That job is pretty much finished. - O iş hemen hemen bitti.

That's pretty much all you need to know. - Bütün bilmen gereken hemen hemen bu.

hemen hemen
half
hemen hemen
scarcely

Tom scarcely ever gets any exercise. - Tom hemen hemen hiç egzersiz yapmaz.

Scarcely had the rain stopped before a rainbow appeared. - Bir gökkuşağı belirmeden önce, hemen hemen yağmur durmuştu.

hemen hemen
well nigh
hemen hemen
much

That's pretty much all you need to know. - Bütün bilmen gereken hemen hemen bu.

That's pretty much everything you need to know. - Bilmen gereken her şey hemen hemen bu.

hemen hemen aynı
much of a muchness
hemen hemen hiç
little

The mother said little to the daughters. - Anne kızlarına hemen hemen hiç bir şey söylemedi.

The mother said little to the sons. - Anne oğullarına hemen hemen hiç bir şey söylemedi.

hemen hemen hiç
barely

I barely know the city. - Şehri hemen hemen hiç bilmiyorum.

He barely speaks to me anymore. - O artık benimle hemen hemen hiç konuşmuyor.

hemen işini bitirmek
give smb. a short shrift
hemen kabul etmek
snap up
hemen kapatmayın lütfen
Don't hang up yet please
hemen kesilip kızartılan tavuk
spatchcock
hemen olan
instantness
hemen sadede
get straight to the point
hemen satılmak
(Ticaret) be sold readily
hemen sinirlenmek
fly into a temper
hemen sonra
(deyim) after a bit
hemen sonra
eftsoon
hemen sonra
1. immediately afterwards. 2. immediately after, right after
hemen sonra
shortly after

Tom remarried shortly after his wife's death. - Tom karısının ölümünden hemen sonra yeniden evlendi.

Shortly after the accident, the police came. - Kazadan hemen sonra polis geldi.

hemen teslim edilen
spot
hemen teslim edilen
prompt
hemen teslim edilen mallar
spot goods
hemen teslim edilen mallar
spots
hemen teslim fiyatı
spot price
hemen uzaklaşmak
scat
hemen yakınında
at one's foot
hemen yapmamak
be slow to
hemen yerleşim
immediate settlement
hemen ödemak
plank down
hemen öfkelenmek
fly into a temper
hemen önce
shortly before

Tom left to go fishing shortly before dawn. - Tom şafaktan hemen önce balık tutmaya gitmek için ayrıldı.

He reached home shortly before five o'clock. - Saat beşten hemen önce eve vardı.

hemen şimdi
at once, straightaway
hemen şimdi
just now

Dad just now went out. - Babam hemen şimdi dışarı çıktı.

Yes, but she left just now. - Evet, ama o hemen şimdi gitti.

hemen şimdi
right now

I need to speak with Tom right now. - Tom'la hemen şimdi konuşmam lâzım.

Please come right now. - Lütfen hemen şimdi gel.

hemen hemen
wellnigh
hemen sonra
next

Heisei is next after the Showa era. - Heisei, Showa döneminden hemen sonradır.

I was going to say that next. - Onu hemen sonra söyleyecektim.

hemen hiç
scarcely ever

Tom scarcely ever gets any exercise. - Tom hemen hemen hiç egzersiz yapmaz.

hemen hemen
virtual

Almost all implementations of virtual memory divide the virtual address space of an application program into pages; a page is a block of contiguous virtual memory addresses. - Hemen hemen tüm sanal bellek uygulamaları bir uygulama programının sanal adres alanını sayfalara böler; bir sayfa bitişik sanal bellek adreslerinden oluşan bir bloktur.

Learning probably takes place in virtually every activity in which we take part. - Öğrenme muhtemelen hemen hemen katıldığımız her faaliyette yer alır.

hemen hemen
pretty well
hemen hiç
almost no
hemen öde
plank down
acele eden. hemen
hurried. immediately
hemen hemen
more or less
hemen hemen
pretty much/well
hemen önce
just before

I talked to Tom this morning just before the meeting. - Bu sabah toplantıdan hemen önce Tom'la konuştum.

I feed my dog just before I eat dinner. - Akşam yemeğini yemeden hemen önce köpeğimi beslerim.

boyacı küpü değil ki (hemen daldırıp çıkarasın)
(Konuşma Dili) It's not a simple matter
bu koliyi hemen gönderir misiniz
Would you please send this parcel as quickly as possible
bu küçük paketi hemen gönderir misiniz
Would you please send this package as quickly as possible
bu mektubu hemen gönderir misiniz
Would you please send this letter as quickly as possible
durumu hemen kavramak
keep one's wits about one
hemen hemen
next door to
hemen hemen
next
hemen hemen
{k} pretty nearly/well
hemen hemen
{s} proximate
hemen öde
plankdown
kesip hemen kızartmak
(tavuk) spatchcock
lütfen hemen cevaplayın
please reply asap
lütfen hemen polisi arayın
Please call the police immediately
midesi hemen bulanan
squeamish
paraşütü hemen açmadan atlama
skydiving
paraşütü hemen açmadan atlayan kimse
skydiver
peşin ödeyerek hemen teslim alma
cash-and-carry
Türkçe - Türkçe
Aşağı yukarı: "Hayır, yalnız ben değilim onu beğenmeyen, sevmeyen, hemen kimse beğenmiyor o şairi, sevmiyor."- N. Ataç
Yalnız, sadece
Aşağı yukarı; yalnız, sadece
Hiç vakit geçirmeden, gecikmeden, çabucak
hoppadak
hemen hemen
Nerede ise, az zaman sonra: "Hemen hemen hepsi vatana döndüler."- B. Felek
hemen hemen
Tam değilse bile ona pek yakın
hemen hemen
Nerede ise, az zaman sonra