görüş

listen to the pronunciation of görüş
Türkçe - İngilizce
view

His parents' view was that he was wasting his earnings on a silly girl. - Ebeveynlerinin görüşü onun kazancını aptal bir kıza harcadığı idi!

His parents' view was that he was wasting his earnings on a silly girl. - Ebeveynlerinin görüşü onun kazandıklarını aptal bir kıza harcamasıydı.

(Hukuk) opinion

The staff exchanged frank opinions in the meeting. - Personel toplantıda samimi bir görüş alışverişinde bulunmuştur.

His opinion is free from prejudice. - Onun görüşü önyargısızdır.

remark

Don't take his remarks too literally. - Onun görüşlerini harfiyen almayın.

Please keep your cynical remarks to yourself. - Alaycı görüşlerini kendine saklamanı rica ediyorum.

sight

She fell in love with him at first sight. - İlk görüşte ona âşık oldu.

I fell in love with her on first sight. - Ben ilk görüşte ona âşık oldum.

concept

Unfortunately, many Russian citizens have inadequate conception of what is happening in Kyiv. - Ne yazık ki, birçok Rus vatandaşı Kiev'de olanlar hakkında yetersiz görüş sahibidir.

aspect
conviction

Our opinion is an idea which we have; our conviction an idea which has us. - Bizim görüşümüz sahip olduğumuz bir fikirdir; inancımız bize sahip olan bir fikirdir.

It is hard to live up to your convictions. - Senin görüşlerine göre yaşamak zor.

sight; point of view, standpoint; outlook; opinion
notion

He had a notion that she was very angry with him. - Onun ona çok kızgın olduğu hususunda bir görüşü vardı.

horizon

Death is only a horizon, and a horizon is nothing save the limit of our sight. - Ölüm sadece bir ufuktur ve bir ufuk bizim görüş limitimiz hariç hiçbir şeydir.

Death is only a horizon. And a horizon is just the edge of our field of view. - Ölüm sadece bir ufuktur. Ve bir ufuk sadece görüş alanımızın sınırıdır.

optical
seeing, sight
case

In their case, it was love at first sight. - Onların durumunda, bu ilk görüşte aşktı.

Sami wanted to discuss a case with Layla. - Sami, Leyla ile bir dava hakkında görüşmek istedi.

estimation
feeling
eye

I don't see eye to eye with my father. - Babamla aynı görüşü paylaşmıyorum.

My eyesight is getting worse. - Benim görüşüm kötüleşiyor.

sentiments
faculty of sight, vision
genius

He is a genius in his own opinion. - Kendi görüşüne göre o bir deha.

visibility

Visibility was severely restricted in the heavy fog. - Görüş yoğun siste ciddi olarak sınırlı idi.

Due to limited visibility navigation may be difficult. - Sınırlı görüş nedeniyle yolculuk zor olabilir.

opinion, view
thought

I thought we came here to discuss a new deal. - Yeni bir anlaşmayı görüşmek için buraya geldiğimizi düşündüm.

I thought if I broke up with you, I'd never have to see you again. - Seninle ilişkiyi bitirseydim, seninle tekrar görüşmek zorunda kalmayacağımı sandım.

visit, visitation (to a prison, hospital, etc.)
position

The president stated his position on the issue. - Başkan konuyla ilgili kişisel görüşünü belirtti.

interest

I'd be interested to know what Tom's opinion is. - Tom'un görüşünün ne olduğunu bilmek isterdim.

Only your narrow-minded ideas are interesting. - Sadece senin dar görüşlü fikirlerin ilginç.

argument

From an objective viewpoint, his argument was far from rational. - Objektif olarak bakınca, onun görüşleri rasyonalizmden epey uzak.

The essential points of my argument have been expressed in the preceding pages. - Benim görüşümün temel noktasını önceki sayfalarda ifade ettim.

optic
outlook

There seems to be a difference in outlook between us. - Aramızdaki görüş açısında bir fark var gibi görünüyor.

idea

His ideas are quite different from mine. - Görüşleri benimkinden çok farklı.

Our opinion is an idea which we have; our conviction an idea which has us. - Bizim görüşümüz sahip olduğumuz bir fikirdir; inancımız bize sahip olan bir fikirdir.

visual

I'm afraid my visual field has narrowed. - Maalesef görüş alanım daraldı.

vision , sight
vision

My sister has perfect vision. - Kız kardeşim mükemmel görüşe sahiptir.

I adjusted the telescope to my vision. - Görüşüme göre teleskobu ayarladım.

apprehension
ism
tenet
submission
outlook on
dictum
thinking

I love our little jokes and I'm quite jealous of your thinking and views on things. - Ben küçük esprileri seviyorum ve senin şeyler üzerinde düşünceni ve görüşlerini oldukça kıskanıyorum.

eyesight

My eyesight is getting worse. - Benim görüşüm kötüleşiyor.

My eyesight is beginning to fail. - Görüş yeteneğim bozulmaya başlıyor.

(Ticaret) opininon
practice

I'll see you after practice. - Uygulamadan sonra görüşürüz.

See you at band practice. - Bando uygulamasında görüşürüz.

counsel
prospect
stance

Many people uphold the stance that 95% of DNA is junk. - Birçok kişi DNA'nın % 95'inin önemsiz olduğu görüşünü savunur.

(Politika, Siyaset) perspective
estimate
(Ticaret) consideration

An option is now under consideration. - Bir seçenek şimdi görüşülmekte.

(Bilgisayar) feedback
judgment
conception

Unfortunately, many Russian citizens have inadequate conception of what is happening in Kyiv. - Ne yazık ki, birçok Rus vatandaşı Kiev'de olanlar hakkında yetersiz görüş sahibidir.

confer with

I must confer with my colleagues on the matter. - Meseleyle ilgili meslektaşlarımla görüşmeliyim.

If you have some troubles, I recommend you confer with him. - Bazı sıkıntılarınız varsa onunla görüşmenizi öneririm.

slant
point of view

I fully agree with your point of view. - Görüşüne tamamen katılıyorum.

She is open to people who have a different point of view. - O, farklı görüşten insanlara açık.

confer on
observation
contention
{i} viewing
attitude
assess
standpoint
discernment
opinion of
{f} interview

I have a job interview at two o'clock tomorrow afternoon. - Yarın öğleden sonra ikide bir iş görüşmem var.

Tom had a job interview this morning. - Tom'un bu sabah bir iş görüşmesi vardı.

viewpoint

From an objective viewpoint, his argument was far from rational. - Objektif olarak bakınca, onun görüşleri rasyonalizmden epey uzak.

discussing

The committee is discussing social welfare. - Kurul sosyal yardımı görüşüyor.

Tom and Mary are discussing the situation. - Tom ve Mary durumu görüşüyorlar.

görüş birliği
(Hukuk) concensus
görüş alanı dışındaki
out of sight
görüş mesafesi
visibility
görüş ayrılığı
Dissidence
görüş birliği
Consensus
görüş farkı
difference of opinion
görüş alanı
purview
görüş alanı
ken

The whereabouts of Ken's notorious dog is an issue well beyond Ken's ken. - Ken'in adı çıkmış köpeğinin nerede olduğu Tom'un görüş alanının çok ötesinde bir sorun.

görüş alanı
view

Death is only a horizon. And a horizon is just the edge of our field of view. - Ölüm sadece bir ufuktur. Ve bir ufuk sadece görüş alanımızın sınırıdır.

The ship soon came into view. - Gemi yakında görüş alanına girdi.

görüş alanı içinde
within range of vision
görüş alış verişi
(Hukuk) exchange of views
görüş alışverişinde bulunmak
to consult (with sb)
görüş ayrılığı
difference of opinion, divergence
görüş ayrılığı/farkı
difference of opinion
görüş açısı
angle of sight, angle of vision
görüş açısı
standpoint
görüş açısı
angle of vision
görüş açısı
1. angle of vision, range of vision. 2. point of view
görüş açısı
angle
görüş açısı
visual angle
görüş belirtmek
opine
görüş bildirgesi
(Hukuk) report of opinions
görüş birliği
agreement, consensus
görüş birliği
oneness
görüş hattı
line of sight
görüş hattı
bearing line
görüş hattı ötesinde
(Askeri) beyond line of sight
görüş keskinliği
visual acuity
görüş mesafesi
eyeshot
görüş mesafesi
line of sight
görüş mesafesi
visibility distance
görüş mesafesi dışında
(Askeri) beyond visual range
görüş netliği
visibility
görüş noktası
viewpoint
görüş noktası
standpoint
görüş sahası
(Askeri) field of view
görüş uzaklığı
eyesight
görüş uzaklığı
sighting distance
görüş şartları
visibility conditions
gözün görüş alanını ölçen alet
perimeter
görüşler
(Askeri) remarks

Please keep your cynical remarks to yourself. - Alaycı görüşlerini kendine saklamanı rica ediyorum.

Don't take his remarks too literally. - Onun görüşlerini harfiyen almayın.

görüşler
opinions

He changes his opinions one after another. - O, birbiri ardına görüşlerini değiştirir.

His opinions are worthless. - Onun görüşleri değersizdir.

ortak görüş
consensus
bildirilen görüş
submission
görüş birliği
communion
ikinci görüş
(Pisikoloji, Ruhbilim) second opinion
ileri görüş
foresight
ilk görüş
first sight

She fell in love with him at first sight. - İlk görüşte ona âşık oldu.

Did you fall in love with her at first sight? - İlk görüşte ona âşık oldun mu?

olumlu görüş
(Ticaret) unqualified opinion
pist görüş mesafesi
(Havacılık) runway visual range
siyasi görüş
political view
temiz görüş
(Askeri) clear vision
yakın görüş
close up
görüş belirtmek
observe
genel görüş
(deyim) Common wisdom
(hava) (askeri (mil) olarak) görüş, miktar (bulut); (bulut yüksekliği) tavan (bi
(Askeri) (weather) visibility (in miles), amount (of clouds, in eighths), (height of cloud) top (in thousands of feet), (height of cloud) base (in thousands of feet)
acil durum düşük görüş yaklaşımı
(Askeri) emergency low visibility approach
açık görüş uçuşu
contact flight
barış görüş olmak
to make peace with one another, become reconciled, make up
bilimsel görüş
scientific perspective
bilimsel görüş
scientific outlook
bilimsel görüş
scientific opinion
bilimsel görüş
scientific view
birleştirilmiş başlık ve görüntü görüş sistemi (Kara Kuvvetleri)
(Askeri) integrated helmet and display sight system (Army)
dini görüş
religious opinion
direkt görüş periskobu
(Askeri) direct view optics telescope
düşük görüş mesafesi
low visibility
düşünce / görüş alışverişi
(Hukuk) exghange of views
felsefi görüş
philosophical view
gece görüş cihazı
(Askeri) night vision device
gece görüş gözlüğü
(Askeri) night vision goggle
gece görüş sistemi
(Askeri) night vision system
geliştirilmiş görüş alanı
(Askeri) extended line of sight
genel görüş
panoramic sight
genel görüş
Zeitgeist
geniş görüş açılı ön cam
panoramic windshield
geniş görüş sağlayan nokta
vantage point
görüş bildirmek
(Politika, Siyaset) deliver an opinion
hakim görüş
(Meteoroloji) prevailing visibility
ikici görüş
(Hukuk) dualism
ileri görüş
foresight, prescience
iradeci görüş
(Hukuk) voluntarist doctrine
jeopolitik görüş
(Politika, Siyaset) geopolitical concept
kimyasal görüş
(Kimya) chemical vision
kişisel görüş
private view
kırmızı görüş
(Askeri) redout
kızıl ötesi görüş
(Askeri) forward looking infra-red
liberal görüş
(Politika, Siyaset) liberal thought
objektivist görüş
(Hukuk) objectivist doctrine
olumsuz görüş
(Politika, Siyaset) adverse opinion
orta vadeli görüş açısı
(Hukuk) in a medium perspective
pilot gece görüş sistemi
(Askeri) pilot night vision system
pist görüş kayıt cihazı
(Askeri) runway visibility recorder
politik görüş
politics

Because it is politics that has caused this war, making the war our everyday reality. - Savaşı gündelik gerçeklik yaparak, bu savaşa sebep olan politik görüştür.

seviye görüş camı
level sight glass
siyasi görüş
politics
soyut görüş
abstract idea
sıfır görüş
(Meteoroloji) whiteout
sınırsız görüş
(Havacılık) unlimited visibility
tam görüş
full view
tanımlama ve radar görüş alanı
(Askeri) positive identification and radar advisory zone
tavan ve görüş açık
(Askeri) ceiling and visibility unlimited
tekçi görüş
(Hukuk) (birci) monism
uygun görüş
(Hukuk) assent
yatay görüş
(Havacılık) horizontal visibility
yetersiz görüş uzaklığı
restrictive sight distance
yüksek görüş mesafesi
high visibility
özel görüş
personal opinion, private opinion
üstten görüş
high-angle shot
ılımlı politik görüş
center
ılımlı politik görüş
centre [Brit.]
şahsi görüş
say so
şahsi görüş
personal conviction
şahsi görüş
private view