defi̇ne teriminin İngilizce Türkçe sözlükte anlamı
- define
- tanımlamak
Bu, tanımlamak için zor bir terim.
- It's a difficult term to define.
Aşkı tanımlamak zordur.
- Love is hard to define.
- define
- {f} tarif etmek
- define
- {f} belirlemek
- define
- tanımlama yapmak
- define
- açıklamak
Bazı kelimeleri açıklamak zordur.
- Some words are hard to define.
- define
- tanım yapmak
- define
- kısıtlamak
- define
- tanımla
Onun yerine az önce tanımladığım iki ekonomik değişkenin tartışmasına döneceğim.
- Instead, I will turn to a discussion of the two economic variables I defined a moment ago.
Gabriel Roiter ölçüsünü tanımlamak için daha sezgisel olabilen ikinci bir yol vardır.
- There is a second way to define the Gabriel-Roiter measure which may be more intuitive.
- define
- tanımlama
Bu, tanımlamak için zor bir terim.
- It's a difficult term to define.
Aşkı tanımlamak zordur.
- Love is hard to define.
- define
- belirtmek
- define
- {f} belirlemek, sınırlamak, tayin etmek
- define
- definable tarifi mümkün
- define
- tahdit etmek
- define
- tavsif etmek
- define
- ayırt edilebilir
- define correctly
- doğru tanımlamak
- define criteria
- (Bilgisayar) ölçüt tanımla
- define custom colors
- (Bilgisayar) özel renk tanımla
- define label
- (Bilgisayar) etiket tanımla
- define more criteria
- (Bilgisayar) daha fazla ölçüt tanımla
- define name
- (Bilgisayar) ad tanımla
- define query
- (Bilgisayar) sorgu tanımla
- define style
- (Bilgisayar) tanımla stil
- define style language
- (Bilgisayar) biçem dili tanımla
- define style paragraph
- (Bilgisayar) biçem paragrafı tanımla
- define styles
- (Bilgisayar) stil tanımla
- define subsets
- (Bilgisayar) alt küme tanımla
- define value ranges by
- (Bilgisayar) değer aralıklarını belirle
- define views
- (Bilgisayar) görünümleri tanımla
- define views
- (Bilgisayar) görünüm tanımla
- define views
- (Bilgisayar) görünümler tanımla
- defined
- tanımlanmış
Doku kültürü bakış açısından, bu deney için çevre daha katı bir şekilde tanımlanmış olmalıdır.
- From the viewpoint of tissue culture, the environment for this experiment should be more rigidly defined.
- defined
- {f} tanımla
Bu kitaplar kültürümüzü tanımlamış ve şekillendirmiştir.
- These books have defined and shaped our culture.
Onun yerine az önce tanımladığım iki ekonomik değişkenin tartışmasına döneceğim.
- Instead, I will turn to a discussion of the two economic variables I defined a moment ago.
- define
- tayin etmek
- define
- ayırmak
- defined
- (Bilgisayar) açıklama
- defined
- (Bilgisayar) tanımlı
- defined
- tamlanan
- defined
- belirtili
- definer
- tanımlayıcı
- defining
- tamlayan
- defining
- tanımlayarak
- defining
- tanımlayan
- defining
- açıklayan
- defining
- {i} tanımlama
- defining
- {f} tanımla
Merak insanoğlunun tanımlayıcı bir özelliğidir.
- Curiosity is a defining trait of human beings.
- defined
- tanımla(mak)
- defines
- tanımlamalar
- non define
- tanımlanmayan
- self define
- define öz
- bookmark define
- (Bilgisayar) yer imi tanımla
- bookmark define
- (Bilgisayar) yer işareti tanımla
- defined
- tanimla
- to define
- tanımlamak
Aşkı tanımlamak zordur.
- Love is hard to define.
Bu, tanımlamak için zor bir terim.
- It's a difficult term to define.