yoğunluk

listen to the pronunciation of yoğunluk
Türkisch - Englisch
density
intensity
concentration
consistency
volume
thickness
denseness
consistence
depth
compactness
density; thickness
turbidity
density, thickness; intensity
intensity , density
congestion
intension
intenseness
intensiveness
turbid
(Otomotiv) gravity
packing
(Gıda) population
thick
yoğun
intense

Tom is a very intense person. - Tom çok yoğun bir kişi.

Art is the most intense mode of individualism that the world has known. - Sanat dünyanın bildiği bireyciliğin en yoğun biçimidir.

yoğun
intensive

We need to work more intensively and effectively. - Daha yoğun ve etkili çalışmamız gerekiyor.

I've started exercising more intensively for a shorter amount of time. - Ben kısa bir süre için daha yoğun egzersiz yapmaya başladım.

yoğun
dense

Earth is the densest planet of the Solar System. - Dünya güneş sisteminin en yoğun gezegenidir.

The fog was so dense, we could hardly see anything. - Sis çok yoğundu, her şeyi zorlukla görebildik.

yoğunluk kazanmak
intensify
yoğunluk düzeyi
intensity level
yoğunluk fonksiyonu
density function
yoğunluk işlevi
density function
yoğunluk modülasyonu
density modulation
yoğunluk süzgeci
neutral density filter
yoğunluk yüksekliği
density altitude
yoğunluk ölçer
pycnometer
yoğunluk ölçer
spindle
yoğunluk şişesi
density bottle, pycnometer, pyknometer piknometre
yoğun
{s} hectic

Mary has a hectic schedule. - Mary'nin yoğun bir programı var.

We have a hectic week ahead of us. - Önümüzde yoğun bir hafta var.

yoğun
thick

Because of the thick fog, the street was hard to see. - Yoğun sis nedeniyle, sokağı görmek zordu.

Boil the soup down until it becomes thick. - Çorba yoğunlaşana kadar kaynatın.

yoğun
{s} rich
yoğun
{s} busy

I've had a very busy morning. - Çok yoğun bir sabah geçirdim.

I have rather a busy afternoon in front of me. - Önümde oldukça yoğun bir öğleden sonram var.

yoğun
rush hour

She started early in order to avoid the rush hour. - Yoğunluğa takılmamak için erken başladı.

I was caught in the rush hour. - Trafiğin en yoğun olduğu zamanda yakalandım.

yoğun
extensive

Extensive rainfall is expected throughout the region. - Bölgede yoğun sağanak bekleniyor.

She was burned so extensively that her children no longer recognized her. - O kadar yoğun yandı ki çocukları onu artık tanımadı.

yoğun
compact
yoğun
dense, thick; concentrated; intense, intensive, crash
yoğun
concentrated

Taro concentrated on memorizing English words. - Taro, İngilizce kelimeleri ezberlemek üzerinde yoğunlaştı.

I concentrated my attention on the subject. - Ben, dikkatimi konuya yoğunlaştırdım.

elektriksel yoğunluk
electric density
hacim yoğunluk
(Jeoloji) bulk density
yoğun
condensed

A cloud is condensed steam. - Bir bulut, yoğunlaşmış subuharıdır.

yoğun
(Tıp) condense

A cloud is condensed steam. - Bir bulut, yoğunlaşmış subuharıdır.

yoğun
intensively

We need to work more intensively and effectively. - Daha yoğun ve etkili çalışmamız gerekiyor.

The cat looked intensively at him with her big, round, blue eyes. - Kedi büyük, yuvarlak, mavi gözleriyle yoğun olarak ona baktı.

yoğun
crash

There was a chain-reaction crash during rush hour. - Yoğun trafikteki zincirleme bir kazaydı.

yoğun
packing
yoğun
profound
yoğun
mass
yoğun
heavy

If you had left a little earlier, you would have avoided the heavy traffic. - Biraz daha erken çıkmış olsaydın, yoğun trafikten kurtulmuş olurdun.

We took a back road to avoid the heavy traffic. - Biz yoğun trafikten kaçınmak için, bir arka yoldan gittik.

yoğun
hard

The fog was so dense, we could hardly see anything. - Sis çok yoğundu, her şeyi zorlukla görebildik.

Because of the thick fog, the street was hard to see. - Yoğun sis nedeniyle, sokağı görmek zordu.

yoğun
condensate
yoğun
deep

We never experience our lives more intensely than in great love and deep sorrow. - Yaşamlarımızı büyük sevgiden ve derin kederden daha yoğun bir şekilde yaşamayız.

birden yoğunluk kazanmak
abrubtly/suddenly intensify
bağıl yoğunluk
relative density
birden yoğunluk kazanmak
suddenly become dense
birden yoğunluk kazanmak
suddenly become intense
birden yoğunluk kazanmak
suddenly intensify
birden yoğunluk kazanmak
intensify abrubtly
birden yoğunluk kazanmak
gain (a) sudden intensity
birden yoğunluk kazanmak
intensify suddenly
biyolojik yoğunluk faktörü
(Biyoloji) bioconcentration factor
görünen yoğunluk
apparent density
kirlilik yoğunluk modeli
(Meteoroloji) perturbation model
kritik yoğunluk
critical density
manyetik yoğunluk
magnetic density
mutlak yoğunluk
absolute density
nispi yoğunluk
(Fizik,Teknik) relative density
nispi özgül yoğunluk
relative specific density
optik yoğunluk
optical density
ortalama yoğunluk
average density
salt yoğunluk
absolute density
spektral yoğunluk
spectral density
volumetrik yoğunluk
volumetric density
yoğun
concentrated, intense, intensive
yoğun
gross
yoğun
turbid
yoğun
dense; thick
yoğun
stiff
yoğun
crashing
yoğun
rushhour
yoğun
pea soupy
yoğun
keen
yüksek yoğunluk
high density
yüksek yoğunluk comp
high density
çifte yoğunluk
double density
çifte yoğunluk comp
double density
Türkisch - Türkisch
Yoğun bir maddenin özelliği
Bir cismin, bir santimetre küplük kütlesinin aynı hacimdeki +4°C lik suya göre oranı, kesafet
(Osmanlı Dönemi) ŞESEL
kesafet
Yoğun
(Osmanlı Dönemi) ACÜR
Yoğun
(Osmanlı Dönemi) UKD
Yoğun
sıkı
Yoğun
kesif
Yoğun
derin
Yoğun
ağır
yoğun
Etkisi güçlü olan, ağır
yoğun
Dolu, sıkı, çok
yoğun
Koyu, ağır, kalın
yoğun
tmış, çoğalmış bir durumda olan
yoğun
Hacmine oranla, ağırlığı çok olan, kesif
yoğun
Kaba, kalın, iri (elek, iğne). Şişman, iri, tombul: "İtibarlı masalarda, sigaralarını içen, iri kalçalı, beyaz sarışın birtakım yoğun kadınlar..."- A. İlhan
yoğun
Artmış, çoğalmış bir durumda olan
yoğun
Şişman, iri, tombul
yoğun
Kaba, kalın, iri
yoğun
Etkisi güçlü olan, ağır koku vb
yoğunluk
Favoriten