yoğunluk

listen to the pronunciation of yoğunluk
Türkçe - İngilizce
density
intensity
concentration
consistency
volume
thickness
denseness
consistence
depth
compactness
density; thickness
turbidity
density, thickness; intensity
intensity , density
congestion
intension
intenseness
intensiveness
turbid
(Otomotiv) gravity
packing
(Gıda) population
thick
yoğun
intense

Tom is a very intense person. - Tom çok yoğun bir kişi.

Far from stopping, the storm became much more intense. - Fırtınanın durması söyle dursun, çok daha fazla yoğunlaştı.

yoğun
intensive

Tom is still in intensive care. - Tom hâlâ yoğun bakımda.

The hospital restricts the number of visitors who can enter the intensive care unit. - Hastane yoğun bakım ünitesine girebilen ziyaretçi sayısını kısıtlıyor.

yoğun
dense

Our plane couldn't land on account of the dense fog. - Uçağımız yoğun sis nedeniyle inemedi.

He has a very dense beard. - Onun çok yoğun bir sakalı var.

yoğunluk kazanmak
intensify
yoğunluk düzeyi
intensity level
yoğunluk fonksiyonu
density function
yoğunluk işlevi
density function
yoğunluk modülasyonu
density modulation
yoğunluk süzgeci
neutral density filter
yoğunluk yüksekliği
density altitude
yoğunluk ölçer
pycnometer
yoğunluk ölçer
spindle
yoğunluk şişesi
density bottle, pycnometer, pyknometer piknometre
yoğun
{s} hectic

The daily life can be busy, hectic and sometimes overwhelming. - Günlük yaşam, yoğun, telaşlı ve bazen ezici olabilir.

After a hectic few days at work, Tom is looking forward to a change of pace. - İşte yoğun geçen birkaç günden sonra, Tom bir değişikliği iple çekiyor.

yoğun
thick

We walked through thick bushes. - Biz yoğun çalılıkların arasından yürüdük.

Because of the thick fog, the street was hard to see. - Yoğun sis nedeniyle, sokağı görmek zordu.

yoğun
{s} rich
yoğun
{s} busy

I'm very busy this week. - Ben bu hafta çok yoğunum.

I have rather a busy afternoon in front of me. - Önümde oldukça yoğun bir öğleden sonram var.

yoğun
rush hour

She started early in order to avoid the rush hour. - Yoğunluğa takılmamak için erken başladı.

There was a chain-reaction crash during rush hour. - Yoğun trafikteki zincirleme bir kazaydı.

yoğun
extensive

Extensive rainfall is expected throughout the region. - Bölgede yoğun sağanak bekleniyor.

She was burned so extensively that her children no longer recognized her. - O kadar yoğun yandı ki çocukları onu artık tanımadı.

yoğun
compact
yoğun
dense, thick; concentrated; intense, intensive, crash
yoğun
concentrated

I concentrated my attention on the subject. - Ben, dikkatimi konuya yoğunlaştırdım.

Tom concentrated on his work. - Tom işine yoğunlaştı.

elektriksel yoğunluk
electric density
hacim yoğunluk
(Jeoloji) bulk density
yoğun
condensed

A cloud is condensed steam. - Bir bulut, yoğunlaşmış subuharıdır.

yoğun
(Tıp) condense

A cloud is condensed steam. - Bir bulut, yoğunlaşmış subuharıdır.

yoğun
intensively

We need to work more intensively and effectively. - Daha yoğun ve etkili çalışmamız gerekiyor.

Yumi is studying English intensively. - Yumi yoğun biçimde İngilizce çalışıyor.

yoğun
crash

There was a chain-reaction crash during rush hour. - Yoğun trafikteki zincirleme bir kazaydı.

yoğun
packing
yoğun
profound
yoğun
mass
yoğun
heavy

He took a detour to avoid the heavy traffic. - Yoğun trafikten kaçınmak için tali yoldan gitti.

The traffic was very heavy. The cars were lined up bumper to bumper. - Trafik çok yoğundu. Arabalar tampon tampona dizilmişti.

yoğun
hard

John, you're working too hard. Sit down and take it easy for a while. - John, çok yoğun bir şekilde çalışıyorsun. Otur ve bir süre kendini yorma.

We were late for school because it was raining hard. - Yoğun yağmur yağdığı için okula geç kaldık.

yoğun
condensate
yoğun
deep

We never experience our lives more intensely than in great love and deep sorrow. - Yaşamlarımızı büyük sevgiden ve derin kederden daha yoğun bir şekilde yaşamayız.

birden yoğunluk kazanmak
abrubtly/suddenly intensify
bağıl yoğunluk
relative density
birden yoğunluk kazanmak
suddenly become dense
birden yoğunluk kazanmak
suddenly become intense
birden yoğunluk kazanmak
suddenly intensify
birden yoğunluk kazanmak
intensify abrubtly
birden yoğunluk kazanmak
gain (a) sudden intensity
birden yoğunluk kazanmak
intensify suddenly
biyolojik yoğunluk faktörü
(Biyoloji) bioconcentration factor
görünen yoğunluk
apparent density
kirlilik yoğunluk modeli
(Meteoroloji) perturbation model
kritik yoğunluk
critical density
manyetik yoğunluk
magnetic density
mutlak yoğunluk
absolute density
nispi yoğunluk
(Fizik,Teknik) relative density
nispi özgül yoğunluk
relative specific density
optik yoğunluk
optical density
ortalama yoğunluk
average density
salt yoğunluk
absolute density
spektral yoğunluk
spectral density
volumetrik yoğunluk
volumetric density
yoğun
concentrated, intense, intensive
yoğun
gross
yoğun
turbid
yoğun
dense; thick
yoğun
stiff
yoğun
crashing
yoğun
rushhour
yoğun
pea soupy
yoğun
keen
yüksek yoğunluk
high density
yüksek yoğunluk comp
high density
çifte yoğunluk
double density
çifte yoğunluk comp
double density
Türkçe - Türkçe
Yoğun bir maddenin özelliği
Bir cismin, bir santimetre küplük kütlesinin aynı hacimdeki +4°C lik suya göre oranı, kesafet
(Osmanlı Dönemi) ŞESEL
kesafet
Yoğun
(Osmanlı Dönemi) ACÜR
Yoğun
(Osmanlı Dönemi) UKD
Yoğun
sıkı
Yoğun
kesif
Yoğun
derin
Yoğun
ağır
yoğun
Etkisi güçlü olan, ağır
yoğun
Dolu, sıkı, çok
yoğun
Koyu, ağır, kalın
yoğun
tmış, çoğalmış bir durumda olan
yoğun
Hacmine oranla, ağırlığı çok olan, kesif
yoğun
Kaba, kalın, iri (elek, iğne). Şişman, iri, tombul: "İtibarlı masalarda, sigaralarını içen, iri kalçalı, beyaz sarışın birtakım yoğun kadınlar..."- A. İlhan
yoğun
Artmış, çoğalmış bir durumda olan
yoğun
Şişman, iri, tombul
yoğun
Kaba, kalın, iri
yoğun
Etkisi güçlü olan, ağır koku vb
yoğunluk