tek

listen to the pronunciation of tek
Türkisch - Englisch
only

Ken's father loved Ken all the more because he was his only son. - Baba Ken'i haydi haydi severdi,çünkü onun tek oğluydu.

This sentence has only one language. - Bu cümlenin, sadece tek bir dili var.

one

Replace the old tires with new ones. - Eski tekerlekleri yenisiyle değiştir.

Writing two separate words when it should be written as one is a big problem in Norway. - Tek yazılması gereken iki kelimeyi, iki ayrı kelime olarak yazmak Norveç'te büyük bir problemdir.

sole

Being an only child, he was the sole heir. - Tek çocuk olduğu için, o tek varisti.

She was my sole source of happiness. - Tek mutluluk kaynağım oldu.

single

Get both a phone and internet access in a single package! - Tek bir pakette hem bir telefon hem de bir internet erişimi alın!

I don't have a single enemy. - Benim tek bir düşmanım yok.

unique

United States want to be the World unique superpower. - Amerika Birleşik Devletleri dünyadaki tek süper güç olmak istiyor.

His technique was unique and absolutely amazing. - Onun tekniği eşsiz ve kesinlikle şaşırtıcıydı.

alone

Hiroko sat there all alone. - Hiroko orada tek başına oturdu.

She likes to walk alone. - O tek başına yürümeyi sever.

single, unique; alone; only, merely; (sayı) odd; single thing
odd

One, three, and five are odd numbers. - Bir, üç ve beş tek sayılardır.

Tapirs are odd-toed ungulates. - Tapirler tek toynaklıdır.

solitary

She leads a solitary life in a remote area of Scotland. - O, İskoçya'nın uzak bir bölgesinde tek başına bir hayat sürüyor.

(Biyokimya) mono-
companion

Tom's only companion is his dog. - Tom'un tek arkadaşı onun köpeğidir.

Sami's only companion was his dog. - Sami'nin tek arkadaşı onun köpeğiydi.

(Denizbilim) add

All you have to do is to write your name and address here. - Yapman gereken tek şey buraya adını ve adresini yazmak.

She added in her letter that she would write again soon. - O yakında tekrar yazacağını mektubunda ekledi.

the one and only

Tom's pissed off because he's not the one and only. - Tom tek olmadığından dolayı sinirli.

This is the one and only thing he can do. He can't do anything else. - Bu onun yapabileceği tek şey. Başka bir şey yapamaz.

one and the same
merely

History is merely repeating itself. - Tarih sadece kendini tekrarlıyor.

turkish electricity authority
pure and simple
particular
isolated
uni-
ceramics
suit

I try to travel with only one suitcase. - Tek bir bavulla yolculuk etmeye çalışacağım.

I can't carry this suitcase by myself. - Bu valizi tek başıma taşıyamam.

flat

I offered to fix Tom's flat tire. - Tom'un patlak tekerini tamir etmeyi önerdim.

He flatly turned down our request. - Teklifimizi açıkca geri çevirdi.

(sayı) uneven
homoeo [Brit.]
fellow

All you have to do is to cultivate the ability to put yourself in the other fellow's place. - Tek yapmanız gereken, kendinizi diğer arkadaşın yerine koyma yeteneğini geliştirmek.

I bid you greetings and may there be peace through fellowship between us. - Sana selam teklif ediyorum ve aramızdaki arkadaşlık yoluyla barış olabilir mi.

one and only

Tom claims one and only one god exists. - Tom tek ve sadece tek bir tanrı olduğunu iddia eder.

This is the one and only thing he can do. He can't do anything else. - Bu onun yapabileceği tek şey. Başka bir şey yapamaz.

uni

A unicycle has only one wheel. - Tek tekerlekli bir bisikletin sadece bir tekeri vardır.

I know a girl who can ride a unicycle. - Tek tekerlekli bisiklete binebilen bir kız tanıyorum.

homo
mono

He was opposed to monopolies. - O, tekellere karşıydı.

Don't let the children monopolize the television. - Çocukların televizyonu tekellerine almalarına müsaade etme.

homeo
individual

Individual atoms can combine with other atoms to form molecules. - Tekil atomlar, molekülleri oluşturmak için diğer atomlarla birleşebilirler.

mono , odd , single
All I ask is ...; ... as long as ...: Tek yapsın da, nasıl yaparsa yapsın! I don't care how he does it; all I want is for him to get the thing done! Her şeye razıyım, tek ondan kurtulayım! I'm agreeable to anything as long as I can get shut of him!
exclusive
singular

To form the plural in Esperanto, add a j to the singular. - Esperantoda çoğul oluşturmak için tekil isme j ekle.

A noun can be singular or plural. - Bir isim tekil veya çoğul olabilir.

lone

Just because I'm alone doesn't mean I'm lonely. - Tek başıma olmam yalnız olduğum anlamına gelmez.

When you're alone in your apartment, you feel independent. When you're alone in your room, you feel free. When you're alone in your bed, you feel lonely. - Apartmanında tek başına olduğunda, bağımsız hissedersin. Odanda tek başına olduğunda, özgür hissedersin. Yatağında tek başına olduğunda, yalnız hissedersin.

single thing
solo

Charles Lindbergh made the first solo flight across the Atlantic Ocean in 1927. - Charles Lindbergh, Atlantik Okyanusu'nda, 1927 yılında ilk tek kişilik uçuşunu yaptı.

Lindbergh's solo nonstop transatlantic flight was a remarkable accomplishment. - Lindbergh'in tek başına sürekli transatlantik uçuşu kayda değer bir başarıydı.

reindeer
running

The deer was running by itself. - Geyik tek başına koşuyordu.

Running was my only defense. - Koşu benim tek savunmamdı.

homoeo
res
bellows
dolly
several

Tom lived alone for several years. - Tom yıllarca tek başına yaşadı.

I repeated the word several times for her. - Kelimeyi onun için birkaç kez tekrar ettim.

suigeneris
azygous
tek sayı
odd number

Mary does not like odd numbers. - Mary tek sayılardan hoşlanmaz.

One, three, and five are odd numbers. - Bir, üç ve beş tek sayılardır.

tek tek
one by one

Mary took out the eggs one by one. - Mary yumurtaları tek tek çıkardı.

Patiently, he collected the facts, one by one. - Sabırla, o gerçekleri tek tek topladı.

tek kullanımlık
disposable

Instead of using disposable chopsticks, it's better to use plastic chopsticks that you can wash. - Tek kullanımlık çubukları kullanma yerine yıkayabileceğin plastik çubukları kullanmak daha iyi.

Volunteers distributed tea in disposable cups. - Gönüllüler tek kullanımlık bardaklarda çay dağıttı.

tek başına
alone

Everyone has the right to own property alone as well as in association with others. - Her şahıs tek başına veya başkalarıyla birlikte mal ve mülk sahibi olma hakkına sahiptir.

Hiroko sat there all alone. - Hiroko orada tek başına oturdu.

tek gidiş
one way
tek oğul
son and heir
tek taş
solitaire
tek tek
particularly
tek yön
one way

What is written on the road sign? - ONE WAY. - Trafik işaretinde ne yazılı? - TEK YÖN.

What is written on the road sign? - ONE WAY. - Yol işaretinde ne yazılı? - TEK YÖN.

tek yönde olan
one way
tek yönlü
one-way

Be careful not to drive the wrong way on a one-way street. - Tek yönlü bir caddede ters yönde sürmemeye dikkat edin.

This is a one-way street. - Bu tek yönlü bir sokak.

tek yönlü
unidirectional
tek yönlü
one way
tek-taraflı bildirim
(Hukuk) notification
tek-taraflı tebliğ
(Hukuk) notification
tek kelimeyle
in a word

In a word, she isn't any use. - Tek kelimeyle, O işe yaramaz.

In a word, it's ridiculous. - Tek kelimeyle, gülünç.

tek kelimeyle
in a nutshell
tek kelimeyle
utterly
tek sıra düğmeli (ceket)
single-breasted
tek tek
(Bilgisayar) draw one
tek tek
singly
tek tip elbise
uniform
tek yönetici
(Askeri) single manager
tek çözüm
unique solution
teke tek
(Askeri) one-on-one
tek adam
one man
tek başına
stand alone
tek bulut
The only cloud
tek eşli
Monogamous
tek fiyat politikası
One-price policy, single price policy
tek gözlü
monocular
tek satıcı
(Kanun) Exclusive seller
tek seslilik
single polyphony
tek tanrıcılık; tek tanrıya inanma
monotheistic, believing in one god
tek taş pırlanta
diamond solitaire
tek yumurta ikizi
identical twin
tek yıllık
(Botanik, Bitkibilim) Annual
tek çatı altında
under one roof
teke tek
One on one
tek entegreli tıbbi lojistik yönetimi; tek entegreli tıbbi lojistik yöneticisi
(Askeri) single integrated medical logistics management; single integrated medical logistics manager
tek noktadan bağlama; tek liman yöneticisi
(Askeri) single point mooring; single port manager
tek tek ele almak
individualize
tek taraflı
{s} unilateral

Tom's boss made a unilateral decision to close several small branches of the company. - Tom'un patronu şirketin birkaç küçük şubesini kapatmak için tek taraflı bir karar aldı.

You can't just decide things unilaterally like that. We have to come to a consensus. - Tek taraflı olarak işlere karar veremezsin. Bir fikir birliğine varmalıyız.

tek taraflı
one sided
tek başına
unattended
tek bir
solitary
tek renkli
solid colored
tek taraflı
(Kanun) arbitrary
tek tük
isolated
tek yönlü
irreversible
tek başına
by yourself

I saw you out here by yourself and thought you might like someone to talk to. - Seni burada dışarıda tek başına gördüm ve konuşacak birini isteyebileceğini düşündüm.

I think it's highly unlikely that you'll be able to do that by yourself. - Senin onu tek başına yapabilmenin pek olası olmadığını düşünüyorum.

tek başına
on one's own
tek başına
by oneself
tek başına
single-handed

She did it single-handedly. - O bunu tek başına yaptı.

Tom did it single-handedly. - Tom bunu tek başına yaptı.

tek eşli
monogynous
tek eşli
monogamist
tek eşlilik
monogamousness
tek hücreli
one-celled
tek renkli
self-coloured
tek renkli
monochromic
tek renkli
unicolour
tek renkli
monochromous
tek renkli
monochrome
tek taraflı
exparte
tek taraflı
one sidedly
tek taraflı
one-sided
tek tek
individually
tek tük
few and far between

The fish in this river are few and far between. - Bu nehirde balıklar tek tük.

tek tük
stray
tek yönlü
one-sided
tek çocuk
singleton
Düm Tek Tek
"Düm Tek Tek" is a song by Turkish singer Hadise that was performed as the Turkish entry for the Eurovision Song Contest 2009 in Moscow, Russia
Tek hücreli
single-celled
Tek renkli
homochromatic
tek başına
single-handedly
tek kişilik
individual
tek kişilik
oneman
tek kutuplu
single pole
tek sesli
monophthong
tek taraflı
single-sided
tek taraflı
unilineal
tek tek
odd one
tek yönlü
(Mühendislik) unilateral
tek yönlü
oneway
Tek Tip
prototype
Tek kutuplu
(Tıp) monopolar
tek başına
{s} solo

Lindbergh's solo nonstop transatlantic flight was a remarkable accomplishment. - Lindbergh'in tek başına sürekli transatlantik uçuşu kayda değer bir başarıydı.

Amelia Earhart was the first woman to fly across the Atlantic solo. - Amelia Earhart Atlantiği tek başına uçarak geçen ilk kadındı.

tek başına
singly

Misfortune never comes singly. - Talihsizlik asla tek başına gelmez.

I bear in mind that misfortunes never come singly. - Talihsizliklerin asla tek başına gelmediklerini unutmuyorum.

tek başına
alone, by oneself, on one's own, single-handed
tek başına
{s} unaccompanied
tek başına
single handed
tek başına
stand-alone

I have a stand-alone personal computer. - Benim tek başına kişisel bir bilgisayarım var.

tek başına
{s} sequestered
tek başına
separately
tek başına
{s} unaided
tek başına
on one's tod
tek bir
single

There isn't a single cloud in the sky. - Gökyüzünde tek bir bulut yok.

She left without saying even a single word. - Tek bir kelime bile etmeden ayrıldı.

tek cins
unisexual
tek gözlük
{i} monocle

He wore a top hat and a monocle. - O bir silindir şapka ve bir tek gözlük taktı.

tek gözlük
{i} eyeglass
tek heceli
monosyllabic

Chinese is a monosyllabic language. - Çince tek heceli bir dildir.

The word злой is the only monosyllabic Russian adjective. - злой sözcüğü tek heceli tek Rusça sıfattır.

tek hücreli
{s} unicellular

That is a unicellular organism. - Bu tek hücreli bir organizmadır.

The amoeba is a unicellular organism. - Amip tek hücreli bir varlıktır.

tek kelimeyle
just

This application just eats up your battery. - Bu uygulama, tek kelimeyle, pilini tüketiyor.

Tom is just different. - Tom tek kelimeyle farklı.

tek kişilik
single

I'd like a single with a shower, please. - Duşlu tek kişilik bir oda istiyorum, lütfen.

Would you like a single room? - Tek kişilik bir oda ister misin?

tek kişilik
solo

Charles Lindbergh made the first solo flight across the Atlantic Ocean in 1927. - Charles Lindbergh, Atlantik Okyanusu'nda, 1927 yılında ilk tek kişilik uçuşunu yaptı.

tek kişilik
(işletme) single handed
tek kişilik
sulky
tek kişilik
monological
tek kişilik
{s} state
tek kişilik
{i} solitaire

I love playing solitaire. - Tek kişilik iskambil oyunu oynamayı severim.

tek kişilik
single seater
tek kutuplu
{s} unipolar
tek renkli
whole colored
tek renkli
whole coloured [Brit.]
tek renkli
unicolored
tek renkli
self coloured [Brit.]
tek renkli
monochromatic
tek renkli
self-colored
tek renkli
unicolor
tek renkli
whole coloured
tek renkli
unicolour [Brit.]
tek renkli
unicoloured [Brit.]
tek renkli
self colored
tek renkli
{s} self coloured
tek renkli
unicoloured
tek seferde
(Konuşma Dili) in a lump
tek taraflı
single acting
tek taraflı
one legged
tek taraflı
single-acting
tek taraflı
unilateral, single-sided, one-sided
tek taraflı
(Hukuk) unilateral, one-sided
tek taraflı
ex parte
tek taraflı
one-legged
tek tip
{i} Monotype
tek tük
here and there

I found holes here and there. - Tek tük delikler buldum.

There were books lying here and there in the room. - Odada tek tük kitaplar vardı.

tek tük
{s} odd
tek tük
sporadic

Sporadic gunfire was heard in the distance. - Tek tük silah sesleri uzaktan duyuldu.

tek yönlü
single track
tek yönlü
single-acting
tek yönlü
single-track
tek yönlü
one-track
tek yönlü
(hat) simplex
tek yönlü
one track
tek yönlü
single acting
tekler
{i} singles
Englisch - Englisch
A Siberian ibex
Türkisch - Türkisch
(Osmanlı Dönemi) f. Koşma, seğirtme
Sessiz, hareketsiz, uslu
Önüne getirildiği cümleye istek ve özlem kavramı katar
İki ile bölünemeyen (sayı)
Birbirini tamamlayan veya aynı türden olan nesnelerden her biri
Birbirini tamamlayan veya aynı türden olan nesnelerden her biri: "Dirseği hafifçe dizime dokunuyor ve bir saçı, bir tek tel saçı kaşının ucuna sürünüyordu."- M. Ş. Esendal
Yalnız, yalnızca, salt, sadece. İki ile bölünemeyen (sayı)
Hiç, hiçbir: "Tek kelime konuşmadan bu yokuşu indik."- R. H. Karay
Hiç, hiçbir
Sessiz, uslu
Yalnız, yalnızca, salt, sadece
Eşi olmayan, biricik, yegâne: "Hamit, biliyorsunuz edebiyatımızın tek dâhisidir."- Y. Z. Ortaç
Eşi olmayan, biricik, yegâne
Bir kadeh içki
(Osmanlı Dönemi) TEVV
bir
tek tek
Birer birer, bir bir
Tek başına
bir başına
Tek başına
yalnızca
Tek eşli
monogam
Tek eşlilik
monogami
Tek taraflı
tek yanlı
tek başına
Kendi kendine, yalnız olarak
tek eşli
Eşi bir tek olan, monogam
tek eşlilik
Kadının veya erkeğin karşı cinsten yalnız bir kişiyle evlenebilmesini onaylayan, birden çok kadınla veya birden çok erkekle evlenmeyi yasaklayan evlilik biçimi, monogami
tek hücreli
Bir gözeli, bir hücreli
tek kişilik
Tek kişiye özgü
tek renkli
Tek rengi olan
tek renkli
Yalnız basit bir renk veren (ışık)
tek sesli
Eş sesli
tek sesli
Benzer seslerin kullanılması
tek taraflı
Tek bakış açısı olan, tek yanlı
tek tük
Az, seyrek (olarak)