taşımak

listen to the pronunciation of taşımak
Türkisch - Englisch
carry

He had to carry many loads from the house to station. - O, evden istasyona çok fazla yük taşımak zorunda kaldı.

This box is too bulky to carry. - Bu kutu taşımak için çok fazla büyüktür.

haul
transport

Sami used his own truck to transport his furniture. - Sami mobilyalarını taşımak için kendi kamyonunu kullandı.

The baskets they use to transport fruit are made with strips of cane. - Onların meyve taşımak için kullandıkları sepetler kamış şeritlerinden yapılır.

bear

She bears a striking resemblance to Ingrid Bergman, one of the great cinema beauties. - O, büyük sinema güzelliklerinden biri olan Ingrid Bergman'a şaşırtıcı bir benzerlik taşımaktadır,

This letter bears a foreign stamp. - Bu mektup bir yabancı damgası taşımaktadır.

relocate
remove
to carry; to transport, to convey, to ferry; to wear; to bear
put across
wear

Tom's wallet was a bit the worse for wear, and Mary said he should get a new one. - Tom'un cüzdanı taşımak için biraz daha kötüydü. Mary yeni bir tane alması gerektiğini söyledi.

move , transport
(Hukuk) to transfer
to bear, carry, possess (a name, etc.): Çocuk dedesinin adını taşıyor. The child bears his grandfather's name
(omuzunda vb) ride
run
(iterek) walk
carry away
stanchion
to carry, transport (something) from (one place) to (another)
convey
tote
to bear, endure, put up with
to carry (something) (on one's person): Ahmet silah taşıyor. Ahmet's carrying a gun
to bear, support, or hold up (a weight, a load): Bu dal beni taşımaz. This branch won't bear my weight
bear away
(sular) wash
sustain
transport by
bring in through
(Dilbilim) get up
(İnşaat) handle
support
transfer
coach
(Dilbilim) bring away
hump
ferry
ease
receive
cart
lug
conduct
carryon
taşıma
transportation

This place isn't convenient to public transportation. - Bu yer toplu taşıma için uygun değildir.

A typhoon hit Tokyo on Wednesday with strong winds and heavy rains stopping public transportation. - Bir tayfun kuvvetli rüzgarlarla ve toplu taşıma araçlarını durduran şiddetli yağmurlarla çarşamba günü Tokyo'yu vurdu.

taşıma
{i} carrying

The government prohibits us from carrying guns without a license. - Hükümet, ruhsatsız silah taşımaktan bizi men ediyor.

I need help carrying her. - Onu taşımak için yardıma ihtiyacım var.

taşıma
transport

The public transportation system runs like clockwork. - Toplu taşıma sistemi saat gibi çalışır.

A typhoon hit Tokyo on Wednesday with strong winds and heavy rains stopping public transportation. - Bir tayfun kuvvetli rüzgarlarla ve toplu taşıma araçlarını durduran şiddetli yağmurlarla çarşamba günü Tokyo'yu vurdu.

taşımak (silah)
wear
taşımak götürmek
convey
taşı
{f} bear

I bear him no malice. - Ona karşı hiçbir kötü niyet taşımıyorum.

Americans have the right to bear arms. - Amerikalılar silah taşıma hakkına sahiptir.

kokusunu taşımak
smell of
taşı
convey

This sushi restaurant has a conveyor belt that carries sushi. - Bu suşi restoranının suşi taşıyan bir konveyör bantı var.

Buses, trains and planes convey passengers. - Otobüs, tren ve uçaklar yolcu taşırlar.

taşıma
traction
taşıma
removal
taşıma
hauling
ayağıyla içeri taşımak
track
sorumluluk taşımak
bear responsibility
sorumluluk taşımak
shoulder responsibility
taşı
(Bilgisayar) move

I quit my job and moved so I could start off with a clean slate. - Maziye sünger çekip yeniden başlamak için işimi bıraktım ve taşındım.

Few elephants would volunteer to move to Europe. - Birkaç fil Avrupa'ya taşınmak için gönüllü olurdu.

taşı
(Bilgisayar) move of
taşı
(Bilgisayar) move to

Tom said that he wanted to move to Boston. - Tom Boston'a taşınmak istediğini söyledi.

Few elephants would volunteer to move to Europe. - Birkaç fil Avrupa'ya taşınmak için gönüllü olurdu.

taşıma
(Bilgisayar) move

Will you help me move this desk? - Bu masayı taşımama yardım eder misin?

Tom was looking for some people to help him move his piano. - Tom piyanosunu taşımak için ona yardım edecek bazı kişiler arıyordu.

taşıma
cargo

Icebreakers are used to carry cargo and break ice. - Buzkıranlar kargo taşımak ve buz kırmak için kullanılır.

taşıma
movement
taşıma
carry

You must carry the task through to the end. - Sonuna kadar görevi taşımalısın.

Tom doesn't carry much luggage on trips. - Tom gezilerde çok bagaj taşımaz.

taşıma
(Spor) lift
taşıma
shipment
çok önem taşımak
be of capital importance
önem taşımak
carry weight with
taşı
{f} carrying

He was carrying an umbrella under his arm. - O, kolunun altında bir şemsiye taşıyordu.

She was carrying the baby on her back. - Bebeği sırtında taşıyordu.

taşı
bring in through
taşı
carry

I helped carry those bags. - Şu çantaları taşımaya yardım ettim.

We got him to carry our bag. - Ona çantamızı taşıttık.

taşı
brought in through
taşı
{f} transfer

The office has been transferred up to the sixth floor. - Ofis altıncı kata taşındı.

He transferred his office to Osaka. - Ofisini Osaka'ya taşıdı.

taşı
transport by
taşı
{f} tote
taşı
{f} transferred

He transferred his office to Osaka. - Ofisini Osaka'ya taşıdı.

The office has been transferred up to the sixth floor. - Ofis altıncı kata taşındı.

taşıma
bearing
taşıma
take

How many people did it take to move the piano? - Piyanoyu taşımak kaç kişi gerektirdi?

The yoke of marriage is so heavy that it takes two people to carry it – sometimes three. - Evliliğin boyunduruğu o kadar ağırdır ki onu taşımak iki kişi gerektirir-bazen üç.

taşıma
transmission
taşıma
haulage
taşıma
conveyance
taşıma
transit
taşıma
shipping
taşıma
conduction
taşıma
truckage
taşıma
portage
taşıma
freight

How much is the freight on this box? - Bu kutuda taşıma ücreti ne kadar?

taşıma
{i} tote
taşıma
(Askeri) convey
beraberliğe taşımak
(Spor) make the score even
taşıma
porting
yukarı taşımak
move up
yük taşımak
to carry loads
... anlamı taşımak
have the meaning for
Taşıma
migration
anlam taşımak
carry meaning
anlam taşımak
carry a meaning
anlam taşımak
bear meaning
araba ile taşımak
cart
ateşli silah taşımak
(Hukuk) carrying firearms
aynı anlamı taşımak
bear the same meaning
aynı anlamı taşımak
have the same meaning
aynı anlamı taşımak
carry the same meaning
boru ile taşımak
pipe
demiryolu ile taşımak
railroad
denize su taşımak
carry coal to newcastle
feribotla taşımak
ferry
fikir taşımak
have an opinion
gizli din taşımak
1. to hold a religious belief secretly. 2. to have secret convictions
haber taşımak
carry a message
havadan taşımak
to airlift
hayati önem taşımak
be all important
hayati önem taşımak
be of the essence
hayati önem taşımak
be essential
hayati önem taşımak
be of vital importance
hayati önem taşımak
be all-important
hayati önem taşımak
be crucial
imza taşımak
bear signature
izini taşımak
bear the stamp of
işaretini taşımak
bear the stamp of
kalburla su taşımak
to be engaged in a hopeless task
kalburla su taşımak
plough the sand
kalburla su taşımak
plough the sands
kamyonla taşımak
truck
kanalla su taşımak
flume
kargo taşımak
carry cargo
konteynır ile taşımak
containerise
konteynır ile taşımak
containerize
kovayla taşımak
bucket
kızakla taşımak
sledge
laf taşımak
to retail gossip
laf taşımak
to be a talebearer
lakırdı taşımak
to retail gossip
lâf taşımak
bandy about
omuzlarda taşımak
to chair
omuzunda taşımak
1. to carry (someone, something) on one's shoulders. 2. to honor, hold (someone) in high esteem
otobüsle taşımak
bus
potansiyel taşımak
have a potential
risk taşımak
have risk
risk taşımak
be risky
sal ile taşımak
raft
sandâlyesiyle beraber omuzlarda taşımak
chair smb. off
silah taşımak
(Askeri,Kanun) carry arms
silah taşımak
carry gun
silah taşımak
carry a gun
silâh taşımak
bear arms
sirk kamyonuyla taşımak
gillying
sırtında taşımak
hump
taşı
carried

What is learned in the cradle is carried to the tomb. - Beşikte öğrenilen mezara kadar taşınır.

A samurai in the Edo era carried two swords. - Edo Döneminde bir ​​samuray iki kılıç taşıdı.

taşı
ferry

Tom offered to ferry us across the river in his boat. - Tom bizi botuyla nehrin karşı tarafına taşımayı önerdi.

A ferry carrying hundreds of high school students sank in South Korea. - Yüzlerce lise öğrencisini taşıyan bir feribot Güney Kore'de battı.

taşıma
carriage, transport, transmission, conduction, haulage
taşıma
{i} handling

Handling dynamite can be dangerous. - Dinamit taşıma tehlikeli olabilir.

How much is the handling charge? - Taşıma ücreti ne kadar.

taşıma
carriage
taşıma
transfer
taşıma
haul
tehlike taşımak
be hazardous
tramvayla taşımak
tram
uçakla taşımak
airlift
uçakla taşımak
to airlift
yanınızda taşımak için çok fazla şey almışsınız
You have too much carry on baggage
yeterli vasıfları taşımak
be qualified to do smth
yuvarlayarak taşımak
trundle
öncelik taşımak
have priority
önem taşımak
to carry weight
önem taşımak
(Konuşma Dili) have a place in
özellik taşımak
have the characteristics of
Türkisch - Türkisch
Bir şeyi bir yerden alıp başka bir yere götürmek: "Hastayı ekseriya yakın kasabaya kadar sırtta taşırlardı."- S. F. Abasıyanık. Üstünde bulundurmak: "Boynunda asılmış gümüş bir köstek taşırdı."- Y. K. Beyatlı
Sıvı maddeleri bir yerden başka bir yere aktarmak
Ağırlığını yüklenmek
Katlanmak, üstlenmek, yüklenmek, çekmek
Sahip olmak, özellik olarak bulundurmak
Duymak, hissetmek: "İçlerinde her şeye karşılık bir suçluluk duygusu taşırlar."- T. Dursun K
Bir şeyi bir yerden alıp başka bir yere götürmek
Giymek: "Devlet üniforması taşıyordu."- H. Taner
Üstünde bulundurmak
Bir nesnenin ağırlığını yüklenmek: "Değirmenin üstünde ise değirmen koluyla birleşen çarkı taşıyan bir çanak bulunur."- S. Birsel
Duymak, hissetmek
Giymek
Sıvı maddeleri bir yerden başka bir yere boru, kanal vb. ile aktarmak
Taşıma
(Hukuk) TRANSPORT
taşıma
Taşımak işi
taşımak
Favoriten