sakinlik

listen to the pronunciation of sakinlik
Türkisch - Englisch
{i} calm

The sea is far from calm. - Deniz sakinlikten uzak.

There was a calm after the storm. - Fırtınadan sonra bir sakinlik vardı.

collectivity
calmness, tranquillity, serenity; stillness
tranquillity
collectedness
imperturbability
quietness
tranquility
composedness
philosophy
calmness, composure, coolness, self-possession, serenity, tranquility, equanimity
composure
equanimity
calmness
coolness
serenity
cool
quiet
self-possession
peacefulness
still
repose
leisureliness
sakin
tranquil

Would you like a tranquilizer? - Bir sakinleştirici ister misiniz?

Tom was hit by a tranquilizer dart. - Tom sakinleştirici bir dart tarafından vuruldu.

sakin
habitant
sakin
{s} quiet

The mother was quieting her crying baby. - Anne ağlayan bebeğini sakinleştiriyordu.

I would like to live in the quiet country. - Sakin bir ülkede yaşamak istiyorum.

sakin
resident

The residents of this town are deeply religious and patriotic people. - Bu kasabanın sakinleri çok dindar ve vatansever insanlar.

Many Boston residents oppose the mayor's plan. - Birçok Boston sakini belediye başkanının planına karşı çıkıyor.

sakin
calm

I closed my eyes to calm down. - Sakin olmak için gözlerimi kapattım.

In situations like these, it's best to remain calm. - Bu gibi durumlarda sakin kalmak en iyisidir.

sakin
cool

I was as cool as a cucumber. - Ben son derece sakindim.

Tom tried to act cool. - Tom sakin davranmaya çalıştı.

sakin
{s} composed

Tom tried to stay composed. - Tom sakin kalmaya çalıştı.

sakin
{i} inhabitant

He was elected an official by the inhabitants of this town. - O, bu kasabanın sakinleri tarafından bir yetkili seçildi.

Since Puerto Rico is a US colony, Puerto Rico's head of state is the President of the USA, but inhabitants of Puerto Rico are not allowed to vote in US presidential elections. - Abd sömürgesi olduğundan beri Porto Riko'nun devlet başkanı Abd devlet başkanıdır ama Porto Riko sakinlerinin Abd devlet başkanlığı seçimlerinde oy kullanmasına izin verilmez.

sakin
{s} steady
sakin
emotionless
sakin
{s} halcyon
sakin
leisurely

Sami was enjoying a leisurely life. - Sami sakin bir hayattan zevk alıyordu.

sakin
even-tempered
sakin
citizen

I am a citizen of Chiba, but work in Tokyo. - Ben Chiba sakiniyim ama Tokyo'da çalışıyorum.

I am also a citizen of Tokyo. - Ben de bir Tokyo sakiniyim.

sakin
{i} local

She married a local boy. - O, yöre sakini bir çocukla evlendi.

Local residents are in a state of shock. - Yerel sakinler şok içinde.

sakin
sedentary
sakin
sedated

She's sedated, she could not hurt a fly. - O sakin, bir karıncayı bile incitemez.

I was heavily sedated. - Ağır şekilde sakinleşmiştim.

sakin
(deyim) as calm as a millpond
sakin
{s} cold

He jumped into the cold and calm waters of the gulf, and started to swim through the darkness. - O, körfezin soğuk ve sakin sularına atladı ve karanlığın içinden yüzmeye başladı.

sakin
untroubled
sakin
inhabiter
sakin
unmoved
sakin
phlegmatic
sakin
ataraxic
sakin
denizen
sakin
stilly
sakin
(Meteoroloji) lull
sakin
statical
sakin
shacker
sakin
canny
sakin
tranquilizing
sakin
meek
sakin
unperturbed
sakin
taciturn

Mary's partner is a taciturn person. - Mary'nin ortağı sakin bir kişidir.

sakin
occupier
sakin
equable
sakin
soft
sakin
static
sakin
coolheaded
sakin
collected

Tom's cool, calm, and collected, even under pressure. - Tom, baskı altındayken bile soğukkanlı, sakin ve aklı başında.

Tom was calm and collected. - Tom sakin ve aklı başındaydı.

sakin
phlegmatical
sakin
douce
sakin
equanimity
sakin
imperturbate
sakin
easeful
sakin
unhurried
sakin
arcadia
sakin
occupant

The police vehicle's armor plating saved the lives of its occupants. - Polis aracının zırh kaplaması apartman sakinlerinin hayatlarını kurtardı.

sakin
unruffled
sakin
residentiary
sakin
matter-of-fact
sakin
balmy
sakin
(Askeri) clam
sakin
uneventful
sakin
self-possessed
sakin
esay
sakin
philosophical
sakin
restrained
sakin
{s} even

Even a worm will turn. - En sakin bir insan bile bir noktada sinirlenir.

It was a calm winter evening. - Sakin bir kış akşamıydı.

sakin
orderly
sakin
dweller

For some dwellers of ancient China, antlers were probably among the most mysterious and beautiful things in the world. - Antik Çin'in bazı sakinleri için, boynuzlar muhtemelen dünyanın en gizemli ve güzel şeyleri arasındaydı.

sakin
private
sakin
unflappable
sakin
sleepy
sakin
imperturbable
sakin
off-peak
sakin
on an even keel
sakin
undisturbed
sakin
restful
sakin
placid

This is a placid and cozy place. - Burası sakin ve sıcak bir yer.

Now that he's retired, Yves can look forward to a contented and placid life. - O şimdi emekli, Yves memnun ve sakin bir yaşam için sabırsızlanabilir.

sakin
level-headed
sakin
easy

Calm down, Tom. Take it easy. - Sakin ol, Tom. Sinirlenme.

Take it easy. I can assure you that chances are in your favor. - Sakin olun. Ben fırsatların sizin lehinize olduğunu size temin ederim.

sakin
calmest
sakin
beware of
sakin
beware
sakin
{s} philosophic
sakin
(someone) who resides in or inhabits (a place)
sakin
{s} dispassionate
sakin
{s} Pacific
sakin
laidback
sakin
together

Tom and Mary enjoyed a quiet moment together. - Tom ve Mary birlikte sakin bir anın tadını çıkardı.

sakin
{s} peaceful

When Tom has trouble sleeping, he starts counting stoats. That quickly brings him into a peaceful mood, and he is fast asleep before he could count the stoats to fifty. - Tom'un uyumada problemi olduğunda, o kakımları saymaya başlar.O, onu çabucak sakin bir hale getirir. Ve o kakımları elliye kadar sayabilmeden önce derin uykuya dalar.

At night, this street is very peaceful. - Geceleyin bu sokak çok sakindir.

sakin
domicilled
sakin
{s} equal
sakin
even tempered
sakin
{s} comfortable

He observed this calmly, from a comfortable distance. - Bunu uygun bir uzaklıktan sakince gözlemledi.

sakin
(a) resident; (an) inhabitant
sakin
{s} airless
sakin
{s} smooth

The sea looks calm and smooth. - Deniz sakin ve yumuşak görünüyor.

sakin
{s} nerveless
sakin
calm, tranquil, serene; still
sakin
{i} indweller
sakin
{s} serene
sakin
noiseless
sakin
calm, cool, placid, self-possessed, serene, imperturbate; quiet, taciturn; tranquil, peaceful, esay; inhabitant, dweller, resident, occupier, occupant sekene
sakin
inmate
sakin
in repose
sakin
still

Please remain perfectly still. - Lütfen tamamen sakin kal.

Tom stood perfectly still. - Tom kusursuzca sakin durdu.

sakin
composedly
sakin
{s} peaceable
sakin
{s} idyllic
sakin
{s} sedate

She's sedated, she could not hurt a fly. - O sakin, bir karıncayı bile incitemez.

I was heavily sedated. - Ağır şekilde sakinleşmiştim.

sakin
calmative
sakin
{s} reposeful
sakin
{s} quiescent
sakin
hushed
sakin
tenant
sakin
contained
Türkisch - Türkisch
Sakin olma durumu, durgunluk, sessizlik, dinginlik, sükûnet: "Ağaçlar, çimler, çiçekler, ikindi güneşinin sakinliği içindeydiler."- Ç. Altan
Sakin olma durumu, durgunluk, sessizlik, dinginlik, sükûnet
sakin
Hareket etmeyen, kımıldamayan, durgun, dingin
SAKİN
(Osmanlı Dönemi) Hareketsiz, kendi hâlinde. Bir yerde oturan. Kararlı
SAKİN
(Osmanlı Dönemi) Gr: Harekesi olmayıp cezimli (sakin okunan) harf
Sâkin
(Osmanlı Dönemi) İSKÂN
sakin
Huysuzluğu, rahatsızlığı azalmış veya geçmiş
sakin
Hindu'ların çok korktuğu dişi şeytanlara verilen ad
sakin
Bir yerde oturan, sekene
sakin
Durgun, hareket etmeyen, kımıldamayan, dingin
sakin
Bir yerde oturanlar, sakinler
sakin
Sessiz
sakin
Kimseyi rahatsız etmeyen, kızgınlık göstermeyen
sakin
Huysuzluğu, rahatsızlığı azalmış veya geçmiş: "Sesi dinlediği müddetçe sakin ve uslu duruyordu."- Y. K. Karaosmanoğlu
sakin
Bir yerde oturan: "Sakinleri Müslümanlardan ibaret olan semtte, bakkal dükkânı, günün her saatinde dolup boşalır."- S. Ayverdi
sakin
Sessiz: "Dinlenmek için otelimizden daha sakinini bulacağınızı ummam."- S. F. Abasıyanık
sâkin
(Osmanlı Dönemi) bir yerde oturan
sakinlik
Favoriten