halsiz

listen to the pronunciation of halsiz
Türkisch - Englisch
weak

I felt weak in the knees. - Dizlerimde halsizlik hissettim.

sluggish

I just felt slow and sluggish. - Ben sadece yavaş ve halsiz hissettim.

He's known to appear sluggish. - Onun halsiz göründüğü bilinmektedir.

infirm
washy
groggy

Tom is still groggy and disorientated. - Tom hâlâ halsiz ve şaşırmış.

Do you think Tom is still groggy? - Tom'un hâlâ halsiz olduğunu düşünüyor musun?

exhausted
prostrate
droopy
weak, feeble, enervated, debilitated, languid
exhausted, weary, tired out, weak, infirm
faint
(yaşlı) senile
drooping
languorous
wonky
run down
very tired
weakly
languid
rocky
feeble

The old lady has been rather feeble since her illness. - Yaşlı bayan hastalığından beri oldukça halsiz.

weary
doddering
tired out

We were tired out after our long walk. - Uzun yürüyüşümüzden sonra halsiz düşmüştük.

effete
low
washed-out
dodder
hal
{i} situation

This makes the situation worse. - Bu, durumu daha kötü hale getirir.

The situation could only be settled by war. - Bu durum sadece savaşla halledilebilirdi.

hal
{i} status
halsiz düşmüş
run down
halsiz olmak
to be sluggish
halsiz bırakmak
to pul sb down
halsiz bırakmak
tire to death
halsiz bırakmak
tire out
halsiz bırakmak
enfeeble
halsiz düşmek
decay
halsiz düşmüş
tired out

We were tired out after our long walk. - Uzun yürüyüşümüzden sonra halsiz düşmüştük.

halsiz düşmüş
decayed
halsiz düşmüş
tired to death
hastalıktan halsiz
run down
hal
condition

Tom's condition is still critical. - Tom'un durum hâlâ kritik.

Tom is still in critical condition. - Tom hâlâ kritik durumda.

hal
{i} stand

The job offer still stands. - İş teklifi hâlâ duruyor.

I'm surprised that building is still standing. - Binanın hâlâ ayakta durduğuna şaşırdım.

hal
{i} state

The American Government declared a state of emergency. - Amerikan hükümeti olağanüstü hal ilan etti.

Part of Hokkaido still remains in its natural state. - Hokkaido kısmı hâlâ doğal durumunda duruyor.

hal
{i} repair
hal
plight
hal
aspect
hal
{i} lay

Fadil realized that Layla was still alive. - Fadıl, Leyla'nın hala hayatta olduğunu fark etti.

Layla became irresistible. - Leyla karşı konulmaz hale geldi.

hal
demeanor
hal
melting
hal
port

This portion of the library is off-limits to the public. - Kütüphanenin bu bölümü halka açık değil.

Their ship is still in port. - Onların gemisi hâlâ limanda.

hal
disposition
hal
dethronement
hal
instance
hal
strength
hal
order

I don't care who your father is. You still have to follow my orders. - Babanın kim olduğu umurumda değil. Hala benim emirlerime uymak zorundasın.

I'm still waiting for my order. - Hâlâ siparişimi bekliyorum.

hal
temper

Tom has a bad temper. - Tom'un kötü bir ruh hali var.

He is in good temper. - O, iyi bir ruh hali içinde.

hal
line of conduct
hal
pose
hal
behaviour
hal
posture
hal
position

My uncle retired from teaching last year, but he still managed to hang onto a position at the university. - Amcam geçen yıl öğretmenlikten emekli oldu, fakat üniversitede bir görevi hâlâ sürdürebiliyordu.

hal
case

The red lamp lights up in case of danger. - Kırmızı lamba tehlike halinde yanar.

In case it rains, I won't go. - Yağmur yağması halinde, gitmem.

hal
comportment
hal
occasion
hal
fettle
hal
sight

Our peoples have more in common than can be seen at first sight. - Bizim halkların ilk bakışta görülebilenden daha çok ortak yönleri var.

Yesterday, my aunt regained her sight. - Dün, halam görüşünü yeniden kazandı.

hal
(covered) marketplace
hal
estate
hal
covered wholesale food market
hal
set

The sun having set, they were still dancing. - Güneş batarken, onlar hâlâ dans ediyorlardı.

The situation could only be settled by war. - Bu durum sadece savaşla halledilebilirdi.

hal
circs
hal
event

The event still remains vivid in my memory. - Olay belleğimde hâlâ canlı duruyor.

The event is still fresh in our memory. - Olay anımızda hâlâ taze.

hal
demeanour [Brit.]
hal
face

From the look on his face, he is in a bad mood now. - Görünüşe göre o şimdi kötü bir ruh hali içinde.

Half a million children still face malnutrition in Niger. - Yarım milyon çocuk Nijer'de hâlâ yetersiz beslenme ile karşı karşıyadır.

hal
footing
hal
form

Matter changes its form according to temperature. - Madde sıcaklığa göre hal değiştirir.

Is this a different word or just another form of the same word? - Bu farklı bir kelime mi yoksa aynı kelimenin başka bir hâli mi?

hal
conversion
hal
mood

She may well refuse to speak to you because she's in a very bad mood. - O seninle konuşmayı reddedebilir çünkü o çok kötü bir ruh hali içinde.

Tom was tired and in a bad mood. - Tom yorgun ve kötü bir ruh hali içindeydi.

hal
figure

Idiot! She's not being honest when she says she loves you. Haven't you figured it out yet? She's just a gold digger. - Aptal! Seni sevdiğini söylediğinde dürüst olmuyor. Hâlâ anlamadın mı? O, tam bir altın arayıcısı.

I still can't figure out how it happened. - Onun nasıl olduğunu hâlâ anlayamıyorum.

hal
{i} demeanour
hal
feature
hal
solution

We still haven't found the solution. - Hâlâ çözümü bulmadık.

hal
size

Tom can still wear the same size jeans he did when he was twenty years old. - Tom yirmi yaşındayken giydiği aynı beden pantolonu hâlâ giyebiliyor.

The size of the carpet is 120 by 160 centimeters. - Halının büyüklüğü 120'ye 160 santimetredir.

Englisch - Englisch

Definition von halsiz im Englisch Englisch wörterbuch

HAL
hardware abstraction layer
HAL
a homicidal computer, an artificial intelligence that acts similarly to the HAL 9000 featured in 2001: A Space Odyssey
Hal
A diminutive of the male given names Henry, Harold and Harry

I prithee, good Prince Hal, help me to my horse, good king's son.

Hal
{i} male first name (form of Harold); family name; town in Belgium
Hal
pet form of Henry and Harry
hal
Holland America Line
hal
enables Windows NT to work with different types of hardware (serves like a mediator between two sides that can't get along)
hal
Hardware Abstraction Layer - The middle layer between Windows NT’s core operating system services and the actual hardware in use on the system The only hardware-specific code resides here HAL operates at the lowest level, translating low-level operating system functions into instructions understandable by the specific hardware used in the system HAL makes up a small percentage of the entire NT operating system, so developing new HALs to support additional CPU architectures is relatively easy This design is the reason NT supports a large and diverse array of hardware
hal
In Sufism, a state of mind reached from time to time by mystics during their journey toward God. The awl (plural of l) are God-given graces that appear when a soul is purified of its attachments to the material world. Unlike maqms, which are based on merit, awl cannot be acquired or retained through an individual's own efforts; the Sufi can only wait patiently for their arrival, which fills him with spiritual joy and renews his desire to seek God. The awl most often referred to are those of watching, nearness, ecstasy, intoxication, sobriety, and intimacy
hal
(Hardware Abstraction Layer) - firmware which provides a semi-or fully standardized interface between an SOC and code designed to exercise the SOC This code forms a layer between the hardware and software, allowing any software which uses a HAL to be more easily ported to operate with a different SOC This may or may not include boot code
hal
Hardware Abstraction Layer Windows NT Software layer linking hardware to the Windows NT kernel
hal
Hardware Adaptation Layer
hal
An acronym for hardware abstraction layer, a Windows NT DLL that links specific computer hardware implementations with the Windows NT kernel Windows NT 4 0 includes HALs for 80x86, Alpha, MIPS, and PowerPC hardware platforms
hal
nIII: voice; tune
hal
Hardware Abstraction Layer An executive component in Windows NT and later operating systems that provides support that is specific to a particular hardware platform HAL provides support for the Kernel, I/O Manager, kernel-mode debuggers, and device drivers that are the lowest level The HAL exports routines that extract hardware details that are platform-specific about caches, I/O buses, and interrupts HAL provides an interface between the hardware of the platform and the operating system software
hal
Hardware Abstraction Layer Used to provide a generic interface to the hardware and 'hide' hardware-specific functions
Türkisch - Türkisch
Hâli, gücü olmayan, bitkin, dermansız, takatsiz
Hâli, gücü olmayan, bitkin, dermansız, takatsiz bir biçimde: "Süzüle süzüle bakan gözleriyle fazla yorgun, hâlsiz cevap verdi."- P. Safa
Hâli, gücü olmayan, bitkin, dermansız, takatsiz (bir biçimde)
HÂL
(Osmanlı Dönemi) Dayı
HAL
(Osmanlı Dönemi) Küçük Hindistan cevizi
HÂL
(Osmanlı Dönemi) Vücudda hususan yüzde görünen siyah benek, ben
Hâl
(Osmanlı Dönemi) TABAK
hal
Saman dökmeye yarayan geniş kürek
hal
Sofilerin geçici olarak, dış dünya ile ilişkilerini keserek girdikleri zevk ve coşku durumu
hal
üstü kapalı pazar yeri
hal
Eritme
hal
Kar küreği
hal
Tahttan indirme
hal
Karışık bir sorunun içinden çıkma, sonuca varma
hal
Siyah ben
hal
Genellikle üstü kapalı pazar yeri
hal
Kar kürümeye yarayan alet
hal
Harman ve kar sıyırgası
hal
Çözme, çözülme
Englisch - Türkisch

Definition von halsiz im Englisch Türkisch wörterbuch

hal
bk. Hardware Abstraction Layer
halsiz
Favoriten