aslı

listen to the pronunciation of aslı
Türkisch - Englisch
(isim) First one; foundation
actual

I'm saying For the sake of Earth's environment, but actually it's For the sake of the people living on Earth. - Dünyanın çevresinin iyiliği için söylüyorum, ama aslında o Dünya üzerinde yaşayan insanların iyiliği için.

And actually, this project needs everyone. - Ve aslında bu projenin herkese ihtiyacı var.

original

Football originally meant a game played with a ball on foot - unlike a game played on horseback, such as polo. - Polo gibi at sırtında oynanılan bir oyunun aksine futbol aslında ayakla oynanılan bir top oyunu demekti.

I now live in Helsinki, but I'm originally from Kuopio. - Şu an Helsinki'de yaşıyorum ama aslında Kuopioluyum.

asıl
principal

All animals, except man, know that the principal business of life is to enjoy it. - Bütün hayvanlar, insanın dışında, yaşamın asıl işinin ondan zevk almak olduğunu biliyor.

asıl
{s} virtual
asıl
main

When to start is the main problem. - Asıl sorun ne zaman başlanacağıdır.

No matter what your main purpose is in reading, books should never fail to provide contentment and satisfaction. - Okumaktan asıl maksadın ne olursa olsun, kitaplar sana her zaman memnuniyet ve tatminkârlık duygusu verecektir.

asıl
{i} original

Ali learnt the Persian language to be able to read the The Mathnawi of Jalaluddin Rumi in original text. - Ali, Mevlana'nın Mesnevisini asıl metninden okuyabilmek için Farsça öğrendi.

This land was expropriated from its original owner decades ago. - Bu arazi on yıllar önce asıl sahibinden kamulaştırılmıştır.

asıl
major

Tom is majoring in architecture. - Tom mimariyi asıl branş olarak seçiyor.

My cousin Teddy majored in French in college and studied in Paris for one year. - Kuzenim Teddy Fransızcayı üniversitede asıl branş olarak aldı ve bir yıl Paris'te okudu.

asıl
actual
aslı olmadığını ispatlamak
falsify
aslı astarı yok
it's not true
aslı çıkmak
to prove to be true
asıl
{s} real

The readers are the real target of interviews. - Okuyucular, röportajların asıl hedefidir.

Examinations interfere with the real purpose of education. - Sınavlar eğitimin asıl amacına müdahale eder.

asıl
origin

This land was expropriated from its original owner decades ago. - Bu arazi on yıllar önce asıl sahibinden kamulaştırılmıştır.

Ali learnt the Persian language to be able to read the The Mathnawi of Jalaluddin Rumi in original text. - Ali, Mevlana'nın Mesnevisini asıl metninden okuyabilmek için Farsça öğrendi.

asıl
extraction
asıl
foundation

All of your accusations are without foundation. She's innocent and we're going to prove it. - Suçlamalarınızın hepsi asılsız. O masum ve biz bunu kanıtlayacağız.

asıl
reality
asıl
native
asıl
base
asıl
(Ticaret) proper
asıl
master copy
asıl
actually
asıl
primary
asıl
bottom

I'm sure Tom will be able to get to the bottom of it. - Tom'un bunun asıl sebebini bulabileceğinden eminim.

Your plan sounds good, but the bottom line is: will it bring us more business? - Planın iyi görünüyor fakat asıl önemli olan şu: bize daha çok iş getirir mi?

asıl
substance
asıl
truth
asıl
echt
asıl
genuine
asıl
fountain
asıl
essence
asıl
parentage
asıl
master
yazının aslı
text
asıl
fountain head
asıl
{i} gist
asıl
pivot
asıl
{s} intrinsic
asıl
groundwork
asıl
pristine
asıl
tug
asıl
{i} origination
asıl
{s} cardinal

Some countries use ordinal numbers to count millennia, whereas others count them using cardinal numbers. - Bazı ülkeler bin yıllık dönemi saymak için sıra numaralarını kullanırken, diğerleri asıl sayıları kullanarak sayarlar.

asıl
pedigree
asıl
noumenon
asıl
in chief
asıl
unadorned
asıl
{s} central
asıl
radical
asıl
{s} true

What are Tom's true intentions? - Tom'un asıl niyeti ne?

The true killer responsible for her murder is you! - Onun cinayetinden sorunlu asıl katil sensin!

asıl
{s} pivotal
asıl
{i} provenance
asıl
foundation, base; reality, truth; origin, source; the original; real, true, genuine; essential, main, principal, primary; original; actually
asıl
original, the original
asıl
elementary
asıl
actually, essentially
asıl
inherent
asıl
principally
asıl
real; original
asıl
root stock
asıl
seed
asıl
truth, reality; basis
asıl
{s} authentic
asıl
natural

If that is the real aim, naturally I would not know about that. - Asıl amaç buysa bilmem tabii.

asıl
origin, original form
asıl
actual, true; real, essential
asıl
the most important, main
işin aslı
bedrock
işin aslı
low down
Türkisch - Türkisch
(Hukuk) BİRİNCİL
aslı astarı
İç yüzü, gerçek şekli
aslı nesli
Soyu sopu
ASIL
(Osmanlı Dönemi) Bak: Asl
Asıl
(Osmanlı Dönemi) MENSIB
Asıl
(Osmanlı Dönemi) TIHS
Asıl
(Osmanlı Dönemi) NİCAR
Asıl
(Osmanlı Dönemi) DIÎN
Asıl
(Osmanlı Dönemi) ESELE
Asıl
(Osmanlı Dönemi) NECR
Asıl
(Osmanlı Dönemi) TUS
Asıl
(Osmanlı Dönemi) SEBİR
Asıl
(Osmanlı Dönemi) DAİN
asıl
Kök, köken, kaynak
asıl
Gerçekten, gerçek olarak
asıl
Aranılan nitelikleri en çok kendinde toplamış olan. (a'sıl) Gerçekten, gerçek olarak
asıl
Bir şeyin kendisi, örnek, kopya karşıtı
asıl
Gerçek
asıl
Bir şeyin temelini oluşturan, ana
asıl
Bir görevde sürekli bulunan, yedek karşıtı
asıl
Soy, nesep
asıl
Gerçeklik, esas, hakikat
asıl
Gerçek: "Genç kızın bıraktığı mektup asıl sebebi meydana çıkarmıştı."- R. N. Güntekin
asıl
Aranılan nitelikleri en çok kendinde toplamış olan
asıl
Soy, nesep: "İnsan dedi, aslını unutmamalıdır."- S. F. Abasıyanık
asıl
Bir görevde temelli olan
bir işin aslı astarı
İç yüzü, gerçek şekli
aslı
Favoriten