bakımından

listen to the pronunciation of bakımından
Türkçe - İngilizce
on account of
with regard to
from the point of view (of)
in point of
(Hukuk) in the light of
in respect to
in that

Man is different from animals in that he has the faculty of speech. - İnsan oğlu konuşma kabiliyeti bakımından hayvanlardan farklıdır.

TV is harmful in that it keeps your mind in a passive state. - TV aklınızı pasif durumda tutması bakımından zararlıdır.

from the point of view
in the way of
from the standpoint of
bakım
maintenance

Our website is offline for scheduled maintenance. - Web sayfamız zamanlanmış bakım nedeniyle çevrimdışıdır.

Our website is offline for scheduled maintenance. - Web sitemiz planlanmış bakım için çevrimdışıdır.

bakım
overhaul
bakım
care

Care aged him quickly. - Bakım onu çabuk yaşlandırdı.

Care has made her look ten years older. - Bakım onun görünüşünü on yaş büyük yaptı.

bakım
aspect
bakım
respect

In that respect, my opinion differs from yours. - O bakımdan benim görüşüm sizinkinden farklıdır.

In this respect, you're right. - Bu bakımdan haklısın.

bakım
regard
bakım
{i} custody
gramer bakımından incelemek
parse
nitelik bakımından
qualitatively
bakım
support
bakım
cure
bakım
treatment
bakım
{i} nurture
bakım
sicily
bakım
oversight
bakım
viewpoint
nicelik bakımından
quantitatively
bakım
trust
bakım
greenkeeping
bakım
attention

Tom needs to get medical attention. - Tom'un tıbbi bakım alması gerekiyor.

Tom will have to get medical attention. - Tom tıbbi bakım almak zorunda kalacak.

bakım
servicing
bakım
charge
bakım
point of view
ırk bakımından
racially
bakım
{i} way

In a way, Susie seems like my mother. - Bir bakıma, Susie anneme benziyor.

Those shadows appeared in a way like giant dinosaurs, with a long neck and a very big jaw without teeth. - Bir bakıma uzun boyunlu ve dişsiz çok büyük çenesi olan dev dinozorlar gibi şu görüntüler ortaya çıktı.

bakım
{i} keep

TV is harmful in that it keeps your mind in a passive state. - TV aklınızı pasif durumda tutması bakımından zararlıdır.

bakım
{i} nurse

The blind nurse devoted herself to caring for the elderly. - Kör hemşire kendini yaşlıların bakımı için adadı.

bakım
aftercare
bakım
{i} handling
bakım
maintenance; care, attention; viewpoint, point of view, respect, way
bakım
{i} upkeep
bakım
{i} nurseling
bakım
service

The car needs a service. - Arabanın bakıma ihtiyacı var.

I took my car to have it serviced today. - Bugün arabamı bakım yaptırmaya götürdüm.

bakım
viewpoint, point of view
bakım
of nursing
bakım
keeping
bakım
glance, look
bakım
nursing

Tom was put in a nursing home. - Tom bir bakımevine kondu.

bakım
of care

Babies need a lot of care. - Bebeklerin bakıma çok ihtiyacı vardır.

bakım
care, attention, upkeep
bakım
(Hukuk) maintanence
bakım
standpoint

He is inclined to look at everything from the standpoint of its practicality and is neither stingy nor extravagant. - O her şeye pratikliği bakımından bakma eğilimindedir ve ne pinti ne de savurgandır.

bakım
{i} attendance
bakım
{i} nursling
bakım
attention; maintenance
bakım
point of view; care
bütün herkes bakımından geçerli
(Hukuk) erga omnes
coğrafya bakımından elverişsiz devletler
(Hukuk) geographically disadvantaged states
hukuk bakımından
juristically
iklim bakımından
climatically
insanlık bakımından
humanly
manzara bakımından
scenically
mevzuat bakımından
in terms of legislation
paralaks bakımından
parallactic
sanayi bakımından
industrially
sesler bakımından
phonetically
tahıl bakımından zengin
corny
teknoloji bakımından
technologically
ırk bakımından
ethnically
Türkçe - Türkçe
Bakış veya görüş açısı yönünden, değerlendirme açısından: "... bedenî ve ruhsal yetersizliği olanlar, çalışma şartları bakımından özel olarak korunurlar."- Anayasa. -e göre
göre
Bakış veya görüş açısı yönünden, değerlendirme açısından
yönden
itibarıyla
bakım
Bir şeyin iyi gelişmesi, iyi bir durumda kalması için verilen emek veya emek verme biçimi
bakımından