At first, Meg was homesick.
- İlk başta, Meg vatan hasreti çekti.
At first, I couldn't play the guitar.
- En başta gitar çalamıyordum.
The trail ahead looked rough.
- İz başta kaba görünüyordu.
It's not a suitable topic for discussion.
- Tartışma için uygun bir başlık değil.
I succeeded in reaching the top of the mountain.
- Dağın tepesine ulaşmayı başardım.
I was beginning to lose my cool.
- Soğuk kanlılığımı kaybetmeye başlıyordum.
Birth is, in a manner, the beginning of death.
- Doğum,bir şekilde,ölümün başlangıcıdır.
I am the patrol leader.
- Ben devriye başkanıyım.
Republican Party leaders criticized President Hayes.
- Cumhuriyetçi Parti liderleri Devlet Başkanı Hayes'i eleştirdiler.
I have a bad headache.
- Korkunç derecede başım ağrıyor.
It's best to wear a cap on your head during the cold Moscow winters.
- Soğuk Moskova kışlarında kendi başına şapka takmak en iyisidir.
Hinduism is the main religion in India.
- Hinduizm Hindistan'daki başlıca dindir.
After the entrée comes the main dish.
- Başlangıç yemeğinden sonra ana yemek gelir.
The couples carved their initials in oak trees.
- Çiftler baş harflerini meşe ağaçlarına kazıdılar.
The couple carved their initials in an oak tree.
- Çift baş harflerini meşe ağacına kazıdı.
What heading does this come under?
- Bu hangi başlığın altında toplanıyor?
The Prime Minister has resigned.
- Başbakan istifa etti.
Prime Minister Koizumi is certainly not a cold-blooded man.
- Başbakan Koizumi kesinlikle soğukkanlı bir insan değildir.
The capital of Italy is Rome.
- İtalya'nın başkenti Roma'dır.
Beijing is the capital of China.
- Pekin, Çin'in başkentidir.
I ate the whole bag of potato chips by myself.
- Bir torba patates cipsini tek başıma yedim.
If I start eating potato chips, I can't stop.
- Patates cipsi yemeye başlarsam, duramam.
It's interesting to observe American politics, especially during a presidential election.
- Amerikan siyasetini, özellikle başkanlık seçimi sırasında gözlemlemek ilginçtir.
I see no other course of action.
- Başka bir hareket tarzı göremiyorum.
To win his audience, the speaker resorted to using rhetorical techniques he learned from his communication courses.
- Seyircisini kazanmak için konuşmacı, iletişim kurslarından öğrendiği retorik teknikleri kullanarak başvurdu.
The mayor presented him with the key to the city.
- Belediye başkanı ona şehrin anahtarını sundu.
Tom hadn't cleaned his keyboard for months, and it was clogged with dust, food particles, and God knows what else.
- Tom aylardır klavyesini temizlememişti, ve o tozla, gıda parçalarıyla ve Allah bilir başka neyle dolmuştu.
The mayor addressed the general public.
- Belediye başkanı halka hitap etti.
The president granted a general pardon.
- Başkan genel af ilan etti.
Apart from his parents, no one knows him very well.
- Ebeveynlerinden başka hiç kimse onu çok iyi tanımıyor.
You'll get into trouble if your parents find out.
- Ailen anlarsa başın belaya girer.
My glasses started to slip down my nose.
- Gözlüğüm burnumdan aşağı kaymaya başladı.
I don't poke my nose into other people's business.
- Burnumu başkalarının işine sokmam.
The organization plays a principal role in wildlife conservation.
- Örgüt, yaban hayatı korumasında başlıca rol oynar.
The menopause is the permanent cessation of the ovaries' principal functions.
- Menopoz, yumurtalıkların başlıca fonksiyonlarının kalıcı olarak durmasıdır.
He bowed to me as he passed by.
- O, geçerken beni başıyla selamladı.
He bowed to me as he left the room.
- O, odadan ayrılırken başıyla beni selamladı.
To protect your head, you need to wear a helmet.
- Başınızı korumak için bir kask takmanız gerekir.
His masterpiece has not appeared yet.
- Onun başyapıtı henüz görünmedi.
This movie is indeed a timeless masterpiece.
- Bu film gerçekten ebedi bir başyapıt.
Nobody else offered to help.
- Başka hiç kimse yardım etmeyi önermedi.
Nobody but John has heard of it.
- John'dan başka hiç kimse onu duymadı.
The primary cause of his failure is laziness.
- Onun başarısızlığının ana nedeni tembelliktir.
Honesty is the primary reason for his success.
- Dürüstlük onun başarısı için temel nedendir.
My grandfather nodded and smiled at me.
- Büyükbabam başını salladı ve gülümsedi.
Grandmother carried the table by herself.
- Büyükanne masayı kendi başına taşıdı.
Manchester United is one of the most successful teams in both the Premier League and England.
- Manchester United, hem Premier League'de hem de İngiltere'de en başarılı takımlardan biridir.
The premier is likely to resign.
- Başbakan muhtemelen istifa edecek.
Nobody listens to this music except nuts.
- Delilerden başka kimse bu müziği dinlemez.
At first each man had paid $10.
- İlk başta her insan 10 ABD doları ödemişti.
At first, I couldn't play the guitar.
- En başta gitar çalamıyordum.
The army chief reported that the war was lost.
- Genelkurmay başkanı savaşın kaybedildiğini bildirdi.
The chief clerk is not a hardworking man, but gets ahead rapidly because he knows how to curry favor with his superiors.
- Baş katip çalışkan bir adam değil fakat üstlerine nasıl yaltaklanacağını bildiği için çabuk ilerliyor.
Probably, the prime minister means 'politics based on religious values.'
- Muhtemelen Başbakan, dinî değerlere dayalı siyaseti kast ediyordur.
A relationship based on total honesty is bound to fail.
- Toplam dürüstlüğe dayalı bir ilişki başarısızlığa mahkûmdur.
We work on a piecework basis.
- Biz parça başı esasına göre çalışırız.
Everything starts from the basis.
- Her şey temelden başlar.
According to the weather forecast, the rainy season will set in next week.
- Hava tahmini göre, yağışlı mevsim önümüzdeki hafta başlayacak.
He lived alone in the forest.
- Ormanda yalnız başına yaşadı.
Laurent Weber is the archbishop of Portland.
- Laurent Weber Portland'ın başpiskoposu.
This building is the architect's crowning achievement.
- Bu bina mimarın en yüksek başarısıdır.
I quit my job and moved so I could start off with a clean slate.
- Maziye sünger çekip yeniden başlamak için işimi bıraktım ve taşındım.
Your success depends a lot on how your manager and other people in the office perceive you.
- Sizin başarınız daha çok sizin yöneticinizin ve bürodaki diğer insanların sizi nasıl algıladığına bağlıdır.
I work in Central Park every morning starting at six.
- Central Park'ta her sabah altıda başlayarak çalışıyorum.
Mario Draghi is the head of the European Central Bank.
- Mario Draghi, Avrupa Merkez Bankası'nın başkanıdır.
All beginnings are difficult.
- Bütün başlangıçlar zordur.
In love, there are only beginnings.
- Aşkta, sadece başlangıçlar vardır.
A good beginning makes a good ending.
- İyi başlayan iyi biter.
Whatever has a beginning also has an end.
- Başlangıcı olanın sonu da vardır.
Olivia couldn't give an ending to the story.
- Olivia hikayeye son vermeyi başaramadı.
A good beginning makes a good ending.
- İyi başlayan iyi biter.
Başlangıçta varsıllık içinde yaşıyorlardı.
- Başlangıçta lüks ve sefa içinde yaşıyorlardı.
Başlangıçta lüks ve sefa içinde yaşıyorlardı.
- Başlangıçta varsıllık içinde yaşıyorlardı.