aramaya

listen to the pronunciation of aramaya
Türkçe - İngilizce
in search of

We all went in search of gold. - Hepimiz altın aramaya gittik.

We went in search of an apartment. - Biz bir daire aramaya gittik.

ara
{i} recess

The judge called for a recess of two hours. - Yargıç iki saat ara verdi.

The meeting will reconvene in two hours after a brief recess. - Toplantı, kısa bir aradan sonra iki saat içinde tekrar toplanacak.

ara
{s} intermediary
ara
{i} break

If the car breaks down, we'll walk. - Araba bozulursa, yürürüz.

The thief used a screwdriver to break into the car. - Hırsız arabaya girmek için bir tornavida kullandı.

aramaya gitmek
go in search of
aramaya çıkmak
scout around
aramaya çıkmak
scout about
ara
{i} space

Today’s spacecraft use rockets and rockets use large quantities of propellant. - Bugünün uzay araçları roketler kullanıyor ve roketler büyük miktarda itici yakıt kullanıyor.

Leave more space between the lines. - Hatlar arasında daha fazla boşluk bırakın.

ara
{f} search

She searched for her granddaughter who had been taken away. - O kaçırılan torununu aradı.

Search and rescue operations began immediately. - Arama ve kurtarma operasyonları hemen başladı.

ara
interval

Buses are running at 20 minute intervals. - Otobüsler 20 dakikalık aralıklarla çalışıyor.

The meetings were held at intervals. - Toplantılar belli aralıklarla gerçekleştirildi.

ara
gap

There is a wide gap in the opinions between the two students. - İki öğrenci arasında fikirlerde büyük bir uçurum vardır.

The gap between rich and poor is getting wider. - Zengin ve yoksul arasındaki uçurum daha da genişliyor.

ara
distance, space; break, breather; break, playtime; interval, pause, cessation, intermission; interlude; half time; relation, terms, footing; intermediate, intermediary; middle
ara
sought

They all sought for the lost child. - Onların hepsi kayıp çocuğu aradı.

Religion is freedom and justice being sought in the entire region. - Din, bütün bölgede özgürlük ve adalet arayışıdır.

ara
time, point in time
ara
seek

Everybody has the right to seek happiness. - Herkesin mutluluk arama hakkı vardır.

Make no mistake: we do not want to keep our troops in Afghanistan. We seek no military bases there. - Yanlış yapmak yok: Biz birliklerimizi Afganistan'da tutmak istemiyoruz. Biz orada askeri üs aramıyoruz.

ara
interim

In the interim, please send all communications to Tom. - Ara sıra lütfen tüm iletileri Tom'a gönderin.

ara
look for

Let's split up and look for Tom. - Ayrılalım ve Tom'u arayalım.

Why don't you look for Tom? - Niçin Tom'u aramıyorsun?

ara
time out

Let's take time out to elaborate a strategy. - Bir stratejiyi özenle hazırlamak için ara verelim.

ara
(Bilgisayar) lookup
ara
(Bilgisayar) place a call
ara
half

Tom called about half an hour ago. - Yaklaşık bir saat önce Tom aradı.

Dr. Svensen researched the issue so extensively that his bibliography makes up half the weight of his book. - Dr. Svensen konuyu öyle geniş bir şekilde araştırdı ki onun kaynakçası kitabının yarı ağırlığını oluşturuyor.

ara
comma

Please put a comma between the two main clauses. - Lütfen iki ana cümlenin arasına virgül koyun.

Do you know how to use these command line tools? - Bu komut satırı araçlarının nasıl kullanılacağını biliyor musunuz?

ara
(Mimarlık) partition

There were Jews in Arab countries before the partition of Palestine. - Arap ülkelerinde Filistin'in bölünmesinden önce Yahudiler vardı.

ara
footing
ara
margin

There is only a marginal difference between the two. - İkisi arasında sadece marjinal bir fark var.

This car dealership has very thin profit margins. - Bu araba bayiliğinin çok ince kar marjları var.

ara
relation

How are relations between the two of them going? - Onların ikisi arasındaki ilişkiler nasıl gidiyor?

We must maintain the friendly relations between Japan and the U.S. - Japonya ve ABD arasındaki arkadaşça ilişkileri sürdürmeliyiz.

ara
stop

A typhoon hit Tokyo on Wednesday with strong winds and heavy rains stopping public transportation. - Bir tayfun kuvvetli rüzgarlarla ve toplu taşıma araçlarını durduran şiddetli yağmurlarla çarşamba günü Tokyo'yu vurdu.

Tom stopped looking for the treasure and went back home. - Tom hazine aramayı durdurdu ve eve gitti.

ara
range

Prices range from one to five dollars. - Fiyatlar bir dolarla beş dolar arasında değişir.

The students range in age from 18 to 25. - Öğrencilerin yaşı 18 ile 25 aralığındadır.

ara
buffer

Motorists must leave at least a metre-wide buffer when passing cyclists. - Motorlu araç kullananlar, bisikletlileri geçerken en az bir metre emniyet mesafesi bırakmak zorundalar.

ara
terms

They're on good terms with their neighbors. - Onların komşularıyla arası iyi.

I hear you're on bad terms with Owen. - Owen'la aranızın iyi olmadığını duydum.

ara
meanwhile

Meanwhile, we depict aliens doing really weird stuff. - Bu arada, Biz garip şeyler yapan uzaylıları tanımlıyoruz.

Meanwhile, I want to draw your attention to a point. - Bu arada, bir noktaya daha dikkatinizi çekmek istiyorum.

ara
pitch

The car went out of control and pitched headlong into the river. - Araba kontrolden çıktı paldır küldür nehre düştü.

ara
(Bilgisayar) place call
ara
cease

The U.S. Secretary of State is trying to broker a ceasefire between the warring parties. - ABD Dışişleri Bakanı, savaşan taraflar arasındaki ateşkes konusunda aracılık yapmaya çalışıyor.

ara
leg

Everybody in the car said they wanted to get out and stretch their legs. - Arabaki herkes arabadan çıkmak ve bacaklarını germek istediğini söyledi.

A tenancy agreement is a legally binding document between a landlord and their tenant. - Bir kira sözleşmesi, ev sahibi ve kiracıları arasında yasal olarak bağlayıcı bir belgedir.

ara
(Mekanik) clearance
ara
middle

The car stopped in the middle of the road. - Araba yolun ortasında istop etti.

Tom threw rocks at Mary's window in the middle of the night to get her attention, but he ended up breaking her window instead and Mary's father called the cops. - Tom onun dikkatini çekmek için gecenin ortasında Mary'nin penceresine taşlar attı fakat bunun yerine onun camını kırarak sonuçlandı ve Mary'nin babası polisi aradı.

ara
{f} call

Arriving at the airport, I called her up. - Havaalanına vardığımda onu aradım.

Call me this afternoon. - Bu öğleden sonra beni ara.

ara
interlude
ara
{f} ransacking
ara
{f} searching

I thought you'd be out searching for Tom. - Tom'u aramak için dışarıda olacağını düşündüm.

They continued searching. - Aramaya devam ettiler.

ara
pause

Let's take a short pause. - Kısa bir ara verelim.

My fingers pronounce every word, every pause and every accent. - Benim parmaklarım her sözcüğü telâffuz eder, her aralık ve her aksan.

ara
half time
ara
{f} seeking

I came here seeking justice. - Buraya adalet aramak için geldim.

Martin Luther King spent his life seeking justice. - Martin Luther King hayatını adalet arayarak geçirdi.

ara
interspace
ara
lapse
ara
seek for
ara
{f} dial

Could you dial for me? The telephone is too high. - Benim için arar mısın? Telefon çok yüksekte.

The mobile phone you have dialed is either switched off or outside the coverage area, please try again later. - Aradığınız telefon ya kapalı ya da kapsama alanı dışında, lütfen daha sonra tekrar deneyiniz.

ara
look up

You should look up that word. - O kelimeyi sözlükte aramalısın.

You should look up this word. - Bu kelimeyi aramalıyız.

ara
search for

I need to search for my pen. - Dolma kalemimi aramalıyım.

Do not search for people's weaknesses, but for their strengths. - İnsanların zayıf yönlerini araştırmayın ama güçlü yönlerini araştırın.

ara
interm

Please bring your intermediate examination certificate with you to the first day of class. - Lütfen ara sınav belgesini sınıfın ilk gününe kadar yanınızda getirin.

She can't put together three words in Spanish, and she claims she's intermediate. - İspanyolca üç kelimeyi bir araya getiremiyor, ve orta düzey olduğunu iddia ediyor.

ara
interstice
ara
discontinuation
ara
scrabble
ara
discontinuance
ara
look#for
ara
ıntermediate
ara
mediate

Interpreters mediate between different cultures. - Çevirmenler farklı kültürler arasında aracılık ederler.

He mediated between the two parties. - O iki parti arasında aracılık yaptı.

ara
discontinuity
ara
{s} intermediate

Please bring your intermediate examination certificate with you to the first day of class. - Lütfen ara sınav belgesini sınıfın ilk gününe kadar yanınızda getirin.

She can't put together three words in Spanish, and she claims she's intermediate. - İspanyolca üç kelimeyi bir araya getiremiyor, ve orta düzey olduğunu iddia ediyor.

ara
interruption
ara
lull
ara
check

We're still checking into it. - Onu hâlâ araştırıyoruz.

The policeman was checking the cars one-by-one. - Polis, arabaları tek-tek kontrol ediyordu.

ara
time between two events, interval
ara
bye
ara
idle
ara
meso
ara
breathing space
ara
{i} intermission

When is the intermission? - Perde arası ne zaman?

It's almost intermission. - Gösterim arası olmak üzere.

ara
surcease
ara
interlocutory
ara
rootle
ara
break (in a game); interlude; intermission
ara
drive

Sometimes she drives to work. - O bazen işe arabayla gider.

Sometimes he drives to work. - O bazen işe arabayla gider.

ara
chasm
ara
forage
ara
intermediary, intermediate
ara
distance (between two things)
ara
{i} distance

Scientists can easily compute the distance between planets. - Bilimciler gezegenler arasındaki uzaklıkları kolayca hesaplayabilir.

I heard that the distance between Tokyo and Osaka is about 10 km. - Tokyo ve Osaka arasındaki mesafe yaklaşık 10 kilometreymiş diye duydum.

ara
cessation
ara
relations (between people)
ara
recessional
ara
{i} spread

Snorri Sturluson's stories tells, among other things, how Christianity was spread in Norway by force. - Snorri Sturluson'un hikayeleri diğer şeylerin arasında Hristiyanlığın Norveç'te nasıl zorla yayıldığını anlatır.

ara
quest

I'm doing some history research and would like to ask you a few questions. - Biraz geçmişi araştırma yapıyorum, ve size birkaç soru sormak istiyorum.

I called you because I need to ask you a question. - Seni aradım çünkü sana bir soru sormam gerekiyor.

ara
distance; break
ara
tween
ara
abscission
ara
{i} truce
ara
(Nükleer Bilimler) interstitial
ara
{i} breather
ara
{i} recreation

Every now and then, I play tennis for recreation. - Ara sıra eğlence için tenis oynarım.

ara
space, spacing
ara
interregnum
ara
{i} spacing

Tom is always spacing out in class. - Tom her zaman derse ara veriyor.

ara
idler
ara
short break; discontinuance
ara
time lag
ara
{i} respite
İngilizce - İngilizce

aramaya teriminin İngilizce İngilizce sözlükte anlamı

ARA
Applied Research Associates
ARA
Automotive Recyclers Association
ARA
Awards and Recognition Association
ARA
Australasian Railway Association
ARA
Aracruz Cellulose S.A
ARA
Australian Retailers Association
ARA
A prefix applied to ships operated by the Armada de la República Argentina (ARA)
Ara
A constellation of the southern sky, said to resemble an altar
Ara
An appraisal designation for Accredited Rural Appraiser awarded by the American Society of Farm Managers and Rural Appraisers
Ara
AppleTalk Remote Access, a protocol developed by Apple to allow PowerBook and Macintosh users to connect to an AppleTalk network over phone lines
Ara
a foot, (as a verb) to go
Ara
Apple Remote Access, a program to allow full access to the UVA network including IP and AppleTalk services (Novell file Servers) over a phone line from a Macintosh computer
Ara
Apple Remote Access A software program from Apple Computer that allows one Mac to dial another Mac via a modem and, through AppleShare and/or Personal File Sharing, access local or network resources available to the "answering" Mac (Common resources include shared directories, servers, and printers ) Although I don't cover the issue much in this book, you can do some neat things with ARA and MacTCP
Ara
a constellation in the southern hemisphere near Telescopium and Norma
Ara
macaws
Ara
AppleTalk Remote Access A protocol (and product) that provides system-level support for dial-in (modem) connections to an AppleTalk network With ARA, you can call your desktop Mac from a PowerBook and remotely access all the available services - files, printers, servers, e-mail, etc
Ara
Accounting Research Association
Ara
AppleTalk Remote Access Protocol that provides Macintosh users direct access to information and resources at a remote AppleTalk site
Ara
Appleshare Remote Access
Ara
(Amateur Rowing Association) The governing body for rowing in England, responsible for organising the National Championships (NatChamps) http: //www ara-rowing org
Ara
Apple Remote Access, a protocol allowing network access from Macintosh systems via dialup Now almost entirely obsolete
Ara
The physical body
Ara
AppleTalk Remote Access With ARA, you can call your desktop Mac from a PowerBook and remotely access all the available files, printers, servers, e-mail, and so on
Ara
AppleTalk Remote Access
ara
The Altar; a southern constellation, south of the tail of the Scorpion
ara
A name of the great blue and yellow macaw (Ara ararauna), native of South America
ara
macaws a constellation in the southern hemisphere near Telescopium and Norma
Türkçe - Türkçe

aramaya teriminin Türkçe Türkçe sözlükte anlamı

ARÂ
(Osmanlı Dönemi) Komşuluk
ARÂ
(Osmanlı Dönemi) Mıntıka, bölge
ARÂ
(Osmanlı Dönemi) Avlu
ARÂ
(Osmanlı Dönemi) Geniş, çıplak arazi
ARÂ
(Osmanlı Dönemi) Çıplaklık
Ara
antrakt
Ara
(Hukuk) FASILA
Ara
(Osmanlı Dönemi) MESAFE
Ara
(Hukuk) MABEYN
Ara
mabeyin
ara
Kişilerin veya toplulukların birbirine karşı olan durumu veya ilgisi: "Aralarına yabancı sokmak, nezaketsizlik olur."- M. Yesarî
ara
Bir etkinliğin geçici olarak durdurulduğu süre
ara
Futbol oyununun kırk beşer dakikalık iki devresi arasında verilen on beş dakikalık dinlenme süresi, haftaym
ara
Toplu bulunan nesnelerin veya kimselerin içi: "Aralarında anası babası ile Binnaz'ın da bulunduğu on sekiz işçiydiler."- N. Cumalı
ara
(Osmanlı Dönemi) fâsıla
ara
Papağan türleri
ara
iri gövdeli bir papağan türü
ara
Göz alıcı parlak renkleri olan bir papağan
ara
Basketbol ve voleybolda takımların dinlenmek, taktik almak ve oyun alanlarını değiştirmek için kullandıkları süre
ara
İki olguyu, iki olayı birbirinden ayıran zaman, fasıla
ara
Kişilerin veya toplulukların birbirine karşı olan durumu veya ilgisi
ara
İki şeyi birbirinden ayıran uzaklık, açıklık, aralık, boşluk, mesafe
ara
Bir oyunda, bir filmde dinlenme süresi, antrakt
ara
Sunak takımyıldızının Latince adı
ara
Toplu jimnastik dizilmelerinde, sıradakilerin birbirlerinden yanlamasına olan uzaklıkları
ara
İki şeyi birbirinden ayıran uzaklık, açıklık, aralık, boşluk, mesafe. İki olguyu, iki olayı birbirinden ayıran zaman, fasıla
ara
Aralık
ara
Fasıla
ara
Güney Amerika'da yaşayan bir cins papağan
ara
Roma mimarlığında üzerinde kurban kesilen sunak
ara
Toplu bulunan nesnelerin veya kimselerin içi
ara
Samimiyet
ÂRÂ
(Osmanlı Dönemi) f. Süsleyen. Bezeyen
İngilizce - Türkçe

aramaya teriminin İngilizce Türkçe sözlükte anlamı

Ara
Sunak (takımyıldızı)
ara
sunak
ara
ar
aramaya