öz

listen to the pronunciation of öz
Türkisch - Englisch
core

He seems like a softy on the surface, but at the core he's got an iron will that makes him an extremely tough negotiator. - Dış görünüşte bir sümsük gibi görünüyor. Fakat özünde onu zorlu bir delege yapan sağlam bir iradesi var.

{i} self

His self-denial is admirable. - Onun özverisi takdire değer.

I lost all my self-confidence. - Tüm özgüvenimi kaybettim.

essence

Freedom is the essence of mathematics. - Matematiğin temeli özgürlüktür.

Loving is the essence of life. - Sevmek yaşamın özüdür.

own

Railway workers have their own particular terminology. - Demiryolu işçilerinin kendi özel terminolojileri var.

You are at liberty to state your own views. - Kendi görüşlerinizi ifade etmekte özgürsünüz.

matter

I have no particular desire to discuss that matter. - Bu konuyu tartışmak için özel bir isteğim yok.

May I talk with you in private about the matter? - Konu hakkında seninle özel olarak konuşabilir miyim?

whole

I spent the whole week alone, and I longed for conversation. - Ben bütün haftayı yalnız geçirdim ve ben konuşmayı özledim.

He covered the whole continent in his private jet. - O, özel jetiyle tüm kıtayı katetti.

substance
{s} genuine
{i} epitome
(Denizbilim) code
self-

Tom's self-confidence was shattered after his boss dressed him down in front of his workmates. - Tom'un öz güveni, patronu iş arkadaşlarının yanında kendisini haşlayınca kırıldı.

My failure did not weaken my self-confidence. - Hatam, özgüvenimi zayıflatmadı.

(İnşaat) net

Hackers find new ways of infiltrating private or public networks. - Hackerlar, özel ya da kamuya açık ağlara gizlice girmek için yeni yollar arıyorlar.

mind

He doesn't have a mind of his own. - Onun kendine özgü bir düşünme tarzı yok.

Freedom is a state of mind. - Özgürlük aklın bir halidir.

soul

Individual freedom is the soul of democracy. - Bireysel özgürlük, demokrasinin ruhudur.

(Biyokimya) auto

If I borrow the money, I feel like I'll lose my autonomy. - Ödünç para alırsam özerkliğimi kaybedeceğim gibi hissediyorum.

The private colleges and universities of the United States are autonomous. - ABD'nin özel kolejleri ve üniversiteleri özerktir.

essential

A free press is essential for democracy. - Özgür bir basın demokrasi için gereklidir.

(Denizbilim) orijin
substantiality
auto-
juice

I feel amazing thanks to Tom's special orange juice. - Tom'un özel portakal suyu sayesinde harika hissediyorum.

principle

This country is founded upon the principles of freedom, equality and fraternity. - Bu ülke, özgürlük, eşitlik ve kardeşlik ilkeleri üzerine kurulmuş.

(Gıda) intrinsic
echt
(Biyokimya) bio

A good biography is interesting and instructive. - İyi bir özgeçmiş, ilgi çekici ve öğreticidir.

Those green suits are special suits for reducing the risk of biological contamination. - Bu yeşil takım elbiseler, biyolojik kirlenme riskini azaltmak için özel takım elbiselerdir.

spirit

I have a free spirit. - Özgür ruhlu birisiyim.

All human beings are born free and equal in dignity and rights. They are endowed with reason and conscience and should act towards one another in a spirit of brotherhood. - Tüm insanlar özgür, şeref ve haklar bakımından eşit doğar. Akıl ve vicdana sahiplerdir ve birbirlerine karşı kardeşlik ruhuyla hareket etmelidir.

kernel
guts
extract

Add the vanilla extract. - Vanilya özütünü ekleyin.

pith
eigen-
guarded
eigen
gist

Nobody will say it so bluntly, but that is the gist of it. - Hiç kimse bunu çok açıkça söylemeyecek ama bunun özü odur.

In reality, the explanation is a bit more complicated than this, but you get the gist. - Açıklama gerçekte bundan biraz daha karmaşık, ama sen özü anladın.

nucleus
crux
essential oil
base

Dachshund sausages first became popular in New York, especially at baseball games. - Dachshund sosisleri ilk olarak New York'ta popüler oldu, özellikle beyzbol oyunlarında.

Do you like sports? Yes, I especially like baseball. - Spordan hoşlanır mısın? Evet, özellikle beyzboldan hoşlanırım.

marrow
{i} content

I want to summarize the content of the presentation and draw a conclusion. - Sunumun içeriğini özetlemek ve bir sonuç çıkarmak istiyorum.

goodness
full

Full religious freedom is assured to all people. - Tam din özgürlüğü tüm insanlar için güvence altına alınmıştır.

Tom's summaries are always full of misprints. - Tom'un özetleri daima yazım hatalarıyla doludur.

entity
(Hukuk) own, substance
distillation
German

President Wilson accepted Germany's apology. - Başkan Wilson Almanya'nın özrünü kabul etti.

Was Nazism peculiar to Germany? - Nazizm Almanya'ya mı özgüydü?

pith and marrow
quintessence
genuine, real
elixir
meat

Hindus don't eat meat, in particular beef, and they are mainly vegetarian in order to respect the animals' lives. - Hindular et, özellikle sığır eti yemezler, onlar hayvanların yaşamlarına saygı duymak için temel olarak vejetaryendirler,

extraction
compendious
inherent
pure, unadulterated, unmixed
distillate
medulla
heartbeat
compact
cream

Tom has a craving for chocolate ice cream. - Tom'un çikolatalı dondurmaya bir özlemi vardı.

brook, stream
noumenon
{i} quiddity
subject
{i} pulp
{i} quick
{i} stuff
safety

Could you explain all the safety features to me once again? - Bana bir kez daha tüm güvenlik özelliklerini açıklayabilir misin?

{i} sum

Can you briefly sum up what was said at the meeting? - Toplantıda ne söylendiğini kısaca özetleyebilir misin?

Please send in your summary by Tuesday. - Lütfen özetinizi salıya kadar gönderin.

{i} substratum
öz geçmiş
(Tıp) autobiography
öz geçmiş
(Ticaret) background
öz geçmiş
(Ticaret) resume

Please find enclosed my resumé. - Lütfen ekli öz geçmişimi bul.

Your resume is impressive. - Senin öz geçmişin etkileyici.

öz kimlik
self-identity
öz kütle
(Fizik) density
öz ısı
(Fizik) specific heat
öz kimlik
self identity
öz kuzen
cousin german
öz eleştiri
autocriticism
öz güven
(Hukuk) self-confidence

Tom's self-confidence was shattered after his boss dressed him down in front of his workmates. - Tom'un öz güveni, patronu iş arkadaşlarının yanında kendisini haşlayınca kırıldı.

We don't lack self-confidence. - Öz güven eksikliğimiz yok.

Türkisch - Türkisch
nektar
Bir şeyin temel ögesi, künh, zübde: "Ortalıktaki krizi sebep gösteriyorlar ama asıl kriz şirketin kendi özünde."- A. Gündüz
çayırlık
Kan bağı ile bağlı, üvey olmayan
İçine, arılığını, saflığını bozacak hiçbir şey karışmamış olan, saf, arı
Bir kimsenin benliği, kendi manevî varlığı, iç, nefis, derun
Sulak yer
Bitkilerin kök, gövde ve dallarının boydan boya ortasında bulunan, hafif, gevrek ve çoğu yumuşak bölüm. Çıbanların içinde ölmüş dokudan oluşan irinle birlikte çıkan parça
Dere, çay
Bir şeyin temel ögesi, künh, zübde
Bir şeyin en kuvvetli veya kıvamlı bölümü, hülasa
Bir şeyin en kuvvetli veya kıvamlı bölümü, hulâsa
Çıbanların içinde ölmüş dokudan oluşan irinle birlikte çıkan parça
Kendi, zat
Sulak, verimli yer
Küçük dere
Kendi, zat: "Bir od düştü yanar tatlı özüme / Dünya zindan görünüyor gözüme."- Karacaoğlan. "Kendine, kendi kendini" anlamında birleşik kelimeler türetir
Kan bağı ile bağlı, üvey olmayan: "Çocuğun bu yalanı bir anda onu bana bir öz evlat sevgisiyle bağladı."- R. N. Güntekin. İçine, arılığını, saflığını bozacak hiçbir şey karışmamış olan, saf, arı
Can alıcı nokta
Bir kimsenin benliği, kendi manevi varlığı, iç, nefis, derun: "Özünü bir yerde bırakıp sadece kalıbını gezdirmişti."- H. Taner
"Kendine, kendi kendini" anlamında birleşik kelimeler türetir
Bitkilerin kök, gövde ve dallarının boydan boya ortasında bulunan, hafif, gevrek ve çoğu yumuşak bölüm
Nehirlerin etrafında bulunan eğimli arazi
(Osmanlı Dönemi) lüb
Öz eleştiri
otokritik
Öz geçmiş
biyografi
Öz geçmiş
yaşam öyküsü
Öz geçmiş
hayat hikayesi
Öz geçmiş
tercümeihal
öz eleştiri
Bir kişinin kendi davranışları üzerine yönelttiği yargı, otokritik
öz geçmiş
Bir kimsenin doğumundan yaşadığı güne kadar geçirdiği belli başlı evreleri içeren yazı, hayat hikâyesi, yaşam öyküsü, biyografi, hâl tercümesi, tercümeihâl
öz güven
İnsanın kendine güvenme duygusu
Englisch - Türkisch
(Felsefe) Değişebilenin altında yatan değişmeyen
öz
Favoriten