temelli

listen to the pronunciation of temelli
Türkçe - İngilizce
well-founded
fundamental
for good and all
permanently
essential
lasting, enduring, permanent
completely, wholly
old, long-standing
for keeps
permanently, for good
permanent (job, employee, member of a group)
(building) which has a foundation; (building) which has (a certain kind of) foundation
well-founded; permanent; fundamental; for good, permanently, for good and all
irremovable
for good

I regret to say he's gone for good. - Ne yazık ki o, temelli gitti.

The store has been liquidated. It's closed for good. - Mağaza tasfiye edildi. O temelli olarak kapalı.

temel
basis

Discrimination on the basis of gender is prohibited. - Cinsiyet temelli ayrımcılık yasaklanmıştır.

Everything starts from the basis. - Her şey temelden başlar.

temel
foundation

Your idea has no foundation at all. - Sizin fikrinizin hiç temeli yok.

So ultimately, with Tatoeba we are only building the foundations… to make the Web a better place for language learning. - Yani sonuçta, Web'i dil öğrenmede daha iyi bir yer yapmak için biz Tatoeba ile sadece temelleri inşa ediyoruz.

temel
{s} basic

Tom easily learned the basic rules of the game. - Tom oyunun temel kurallarını kolaylıkla öğrendi.

Studies show that once the basic needs of shelter and food are met, additional wealth adds very little to happiness. - Araştırmalar, temel barınma ve gıda ihtiyaçları karşılanır karşılanmaz, ilave zenginliğin mutluluğa çok az şey kattığını gösteriyor.

temel
base

Don't discriminate against people based on nationality, gender, or occupation. - İnsanlara milliyet, cinsiyet veya meslek temelinde ayrımcılık yapmayın.

All of your accusations are baseless. She is innocent, and we will prove that. - Senin suçlamalarının tümü temelsizdir. O masumdur ve biz bunu kanıtlayacağız.

temelli almak
keep
temelli bir değişim
fundemental change
temelli demir külçe
kentledge
temelli olarak
costiveness
temelli olarak
permanently
temelli olarak
for keeps
temelli olarak
for good and all
temel
essential

Education is one of the most essential aspects of life. - Eğitim, yaşamın en temel yönlerinden biridir.

The essential points of my argument have been expressed in the preceding pages. - Benim görüşümün temel noktasını önceki sayfalarda ifade ettim.

temel
fundamental

There is a fundamental difference between your opinion and mine. - Senin fikrinle benimki arasında temel bir fark vardır.

Let us turn now to the fundamental issue. - Şimdi temel konuya dönelim.

temel
{s} elementary

Education shall be free, at least in the elementary and fundamental stages. - Eğitim, en azından ilk ve temel aşamalarda parasızdır.

This is an elementary error of reasoning. - Bu akıl yürütme ile ilgili temel bir hatadır.

temel
{s} underlying

We still have to solve the underlying problem. - Biz hâlâ temel sorunu çözmek zorundayız.

temel
{s} staple

Cassava is a drought-tolerant crop and consequently a major staple food for millions of people. - Manyok kuraklığa dayanıklı bir ekindir ve bu nedenle milyonlarca insan için önemli bir temel gıdadır.

Instant noodles are a staple among college students. - Anlık şehriyeler üniversite öğrencileri arasında temel bir yemektir.

temel
ground

The party gained ground rapidly. - Parti hızla temel kazandı.

You're wasting your energy. Your complaint is groundless. - Enerjini harcıyorsun. Şikayetin temelsiz.

temel
(Kanun) grounds
temel
foundation; basis; base; ground, groundwork; main, chief, basic, fundamental, principal, primary, elementary
temel
bedrock
temel
constitutive
temel
basics

We need to get back to the basics. - Bizim temellere geri dönmemiz gerek.

You have to learn the basics first. - Önce temel öğeleri öğrenmelisin.

temel
parent
ajan temelli
(Tıp) agent-based
temel
hypostasis
temel
back drop
temel
cornerstone

Make solidarity and equal rights the cornerstone of public policy. - Dayanışma ve eşit haklar kamu politikasının temel taşını oluşturur

Freedom of speech is the cornerstone of democracy. - Konuşma özgürlüğü, demokrasinin temel taşıdır.

temel
(Ticaret) structure
temel
profound
temel
(Bilgisayar) primitives
temel
primitive
temel
mainstream
temel
essential for
temel
primary

What was your primary focus while you were in college? - Üniversitedeyken temel odağın neydi?

The three primary colors are the basis of all the other colors. - Üç ana renk, diğer bütün renklerin temelidir.

temel
(İnşaat) matrix
temel
ultimate

So ultimately, with Tatoeba we are only building the foundations… to make the Web a better place for language learning. - Yani sonuçta, Web'i dil öğrenmede daha iyi bir yer yapmak için biz Tatoeba ile sadece temelleri inşa ediyoruz.

temel
precept
temel
radix
temel
bases
temel
abecederian
temel
rudimentary
temel
footing
temel
socle
temel
stereobate
temel
leading
temel
guiding
temel
fundament

The government must make fundamental changes. - Hükümet temel değişiklikler yapmalı.

When we hear of a divorce we assume that it was caused by the inability of those two people to agree upon fundamentals. - Bir boşanma duyduğumuzda biz bunun o iki kişinin temel ilkeler üzerinde anlaşmaya varma yetersizliğinden kaynaklandığını varsayıyoruz.

temel
keynote
temel
substruction
temel
rudiments
temel
central

Bravery is a central principle of Hanukkah. - Cesaret, Hanuka'nın temel bir ilkesidir.

temel
basement
temel
grounding
temel
baseline
temel
main

Marriage is the main cause of all divorces. - Bütün boşanmalarının temel nedeni evliliktir.

The main crop of Japan is rice. - Japonyanın temel ürünü pirinçtir.

temel
baselined
temel
substructure
temel
{i} backdrop
aşk temelli
love-based
temel
bread-and-butter
temel
foundational
temel
simple
temel
basic to
temel
based

Don't discriminate against people based on nationality, gender, or occupation. - İnsanlara milliyet, cinsiyet veya meslek temelinde ayrımcılık yapmayın.

Nothing is more contemptible than respect based on fear. - Hiçbir şey korku temelli saygıdan daha aşağılık değil.

Temel
(isim) Foundation; basis; principal, chief
ajan temelli sistem
(Tıp) multi-agent system
endotermik temelli atmosfer
(Fizik) endothermic base atmosphere
içerik temelli öğretim
(Dilbilim) content based instruction
kazık temelli ev
pile dwelling
kriter temelli sorular
(Ticaret) criteria based questions
nikel temelli alaşım
nickel base alloy
problem temelli eğitim
(Eğitim) problem-based learning
sağlam temelli
well grounded
sağlam temelli
well founded

Tom's fears were well founded. - Tom'un korkuları sağlam temelliydi.

tahakkuk temelli muhasebe
(Ticaret) accrual accounting
temel
hard pan
temel
grass roots
temel
root

We must get to the root of the problem. - Problemin temeline gitmeliyiz.

temel
basis; basic principle; ground, groundwork
temel
{i} substratum
temel
{i} groundwork
temel
{i} abecedarian
temel
bread and butter
temel
pedestal
temel
rudimental
temel
basic, fundamental
temel
backbone
temel
corner stone
temel
(Hukuk) basic, foundation, fundamental
temel
basal
temel
keystone
temel
ground form
temel
{i} bed
temel
{s} principal

The principal goal of NASA's Juno mission is to understand the origin and evolution of Jupiter. - NASA'nın Juno misyonunun temel hedefi Jüpiterin kökeni ve evrimini anlamaktır.

This is one of the principal arguments against your plan. - Bu, senin planına karşı temel argümanlardan biridir.

temel
{i} bottom

I'm getting to the bottom of this. - Bunun temeline iniyorum.

I need to get to the bottom of this. - Bunun temeline inmeliyim.

temel
rationale
temel
foundations

Food, clothing and shelter are the foundations of survival. - Gıda, giyim ve barınak hayatta kalmanın temelleridir.

So ultimately, with Tatoeba we are only building the foundations… to make the Web a better place for language learning. - Yani sonuçta, Web'i dil öğrenmede daha iyi bir yer yapmak için biz Tatoeba ile sadece temelleri inşa ediyoruz.

temel
{i} fortification
temel
working
temel
principal, chief, main, most important
temel
elemental
uzay temelli kızılötesi sistem
(Askeri) space-based infrared system
uzay temelli lazer
(Askeri) space-based laser
ırk temelli
race-based
Türkçe - Türkçe
Sürekli olarak
Geçici olmayan, sürekli, kalıcı, devamlı, daimî
Büsbütün, tamamen
Herhangi bir nitelikte temeli olan
temelli senatör
Belli bir süreye bağlı olmayan atanmış senatör
temel
En önemli, belli başlı, ana, esas, asıl, baz: "Devletin temel kanununun adı Anayasa'dır."- B. Felek
temel
Bir şeyin gelişimi için gereken ilk ögeler: "Temelde sıradan bir Fransız vodviline dayanırdı oynadıkları oyun."- N. Cumalı
temel
Bu bölümleri yapmak için kazılan çukur
temel
Bir yapının toprak altında kalan ve yapıya dayanak olan duvar, taban vb. bölümlerinin tümü: "Evin temelleri sökülüyor gibi sarsılıyor."- H. E. Adıvar
Temel
çizgi
temel
Bir şeyin gelişimi için gereken ilk ögeler
temel
Bir yapının tabanını oturtmak için kazılan çukur
temel
En önemli, belli başlı, ana, esas, asıl, baz
temel
Bir yapının toprak altında kalan ve yapıya dayanak olan duvar, taban vb. bölümlerinin tümü
temel
En önemli, bellibaşlı
temelli