temelli

listen to the pronunciation of temelli
Türkisch - Englisch
well-founded
fundamental
for good and all
permanently
essential
lasting, enduring, permanent
completely, wholly
old, long-standing
for keeps
permanently, for good
permanent (job, employee, member of a group)
(building) which has a foundation; (building) which has (a certain kind of) foundation
well-founded; permanent; fundamental; for good, permanently, for good and all
irremovable
for good

You aren't leaving Japan for good, are you? - Japonya'dan temelli olarak ayrılmıyorsun, değil mi?

I regret to say he's gone for good. - Ne yazık ki o, temelli gitti.

temel
basis

Everything starts from the basis. - Her şey temelden başlar.

Compassion is the basis of all morality. - Merhamet tüm ahlakın temelini oluşturmaktadır.

temel
foundation

This house has a solid foundation. - Bu evin sağlam bir temeli vardır.

Columns provide a solid foundation. - Kolonlar sağlam bir temel sağlamaktadır.

temel
{s} basic

This course teaches basic skills in First Aid. - Bu kurs İlkyardımda temel becerileri öğretir.

Let's learn the basic tags in order. - Temel etiketleri sırayla öğrenelim.

temel
base

Nothing is more contemptible than respect based on fear. - Hiçbir şey korku temelli saygıdan daha aşağılık değil.

Don't discriminate against people based on nationality, gender, or occupation. - İnsanlara milliyet, cinsiyet veya meslek temelinde ayrımcılık yapmayın.

temelli almak
keep
temelli bir değişim
fundemental change
temelli demir külçe
kentledge
temelli olarak
costiveness
temelli olarak
permanently
temelli olarak
for keeps
temelli olarak
for good and all
temel
essential

I must spend the money remaining to me only for essential things. - Bana kalan parayı sadece temel şeyler için harcamalıyım.

The essential points of my argument have been expressed in the preceding pages. - Benim görüşümün temel noktasını önceki sayfalarda ifade ettim.

temel
fundamental

The government must make fundamental changes. - Hükümet temel değişiklikler yapmalı.

When we hear of a divorce we assume that it was caused by the inability of those two people to agree upon fundamentals. - Bir boşanma duyduğumuzda biz bunun o iki kişinin temel ilkeler üzerinde anlaşmaya varma yetersizliğinden kaynaklandığını varsayıyoruz.

temel
{s} elementary

This is an elementary error of reasoning. - Bu akıl yürütme ile ilgili temel bir hatadır.

Education shall be free, at least in the elementary and fundamental stages. - Eğitim, en azından ilk ve temel aşamalarda parasızdır.

temel
{s} underlying

We still have to solve the underlying problem. - Biz hâlâ temel sorunu çözmek zorundayız.

temel
{s} staple

Cassava is a drought-tolerant crop and consequently a major staple food for millions of people. - Manyok kuraklığa dayanıklı bir ekindir ve bu nedenle milyonlarca insan için önemli bir temel gıdadır.

Instant noodles are a staple among college students. - Anlık şehriyeler üniversite öğrencileri arasında temel bir yemektir.

temel
ground

Let's establish some ground rules. - Bazı temel kurallar belirleyelim.

The house burned to the ground before the fire truck arrived. - İtfaiye aracı gelmeden önce ev temele kadar yandı.

temel
(Kanun) grounds
temel
foundation; basis; base; ground, groundwork; main, chief, basic, fundamental, principal, primary, elementary
temel
bedrock
temel
constitutive
temel
basics

Let's start with the basics. - Temel ögelerle başlayalım.

You have to learn the basics first. - Önce temel öğeleri öğrenmelisin.

temel
parent
ajan temelli
(Tıp) agent-based
temel
hypostasis
temel
back drop
temel
cornerstone

Freedom of speech is the cornerstone of democracy. - Konuşma özgürlüğü, demokrasinin temel taşıdır.

Make solidarity and equal rights the cornerstone of public policy. - Dayanışma ve eşit haklar kamu politikasının temel taşını oluşturur

temel
(Ticaret) structure
temel
profound
temel
(Bilgisayar) primitives
temel
primitive
temel
mainstream
temel
essential for
temel
primary

What was your primary focus while you were in college? - Üniversitedeyken temel odağın neydi?

Honesty is the primary reason for his success. - Dürüstlük onun başarısı için temel nedendir.

temel
(İnşaat) matrix
temel
ultimate

So ultimately, with Tatoeba we are only building the foundations… to make the Web a better place for language learning. - Yani sonuçta, Web'i dil öğrenmede daha iyi bir yer yapmak için biz Tatoeba ile sadece temelleri inşa ediyoruz.

temel
precept
temel
radix
temel
bases
temel
abecederian
temel
rudimentary
temel
footing
temel
socle
temel
stereobate
temel
leading
temel
guiding
temel
fundament

Let us turn now to the fundamental issue. - Şimdi temel konuya dönelim.

The government must make fundamental changes. - Hükümet temel değişiklikler yapmalı.

temel
keynote
temel
substruction
temel
rudiments
temel
central

Bravery is a central principle of Hanukkah. - Cesaret, Hanuka'nın temel bir ilkesidir.

temel
basement
temel
grounding
temel
baseline
temel
main

The main crop of Japan is rice. - Japonyanın temel ürünü pirinçtir.

What is the main purpose of this plan? - Bu planın temel amacı nedir?

temel
baselined
temel
substructure
temel
{i} backdrop
aşk temelli
love-based
temel
bread-and-butter
temel
foundational
temel
simple
temel
basic to
temel
based

Nothing is more contemptible than respect based on fear. - Hiçbir şey korku temelli saygıdan daha aşağılık değil.

Don't discriminate against people based on nationality, gender, or occupation. - İnsanlara milliyet, cinsiyet veya meslek temelinde ayrımcılık yapmayın.

Temel
(isim) Foundation; basis; principal, chief
ajan temelli sistem
(Tıp) multi-agent system
endotermik temelli atmosfer
(Fizik) endothermic base atmosphere
içerik temelli öğretim
(Dilbilim) content based instruction
kazık temelli ev
pile dwelling
kriter temelli sorular
(Ticaret) criteria based questions
nikel temelli alaşım
nickel base alloy
problem temelli eğitim
(Eğitim) problem-based learning
sağlam temelli
well grounded
sağlam temelli
well founded

Tom's fears were well founded. - Tom'un korkuları sağlam temelliydi.

tahakkuk temelli muhasebe
(Ticaret) accrual accounting
temel
hard pan
temel
grass roots
temel
root

We must get to the root of the problem. - Problemin temeline gitmeliyiz.

temel
basis; basic principle; ground, groundwork
temel
{i} substratum
temel
{i} groundwork
temel
{i} abecedarian
temel
bread and butter
temel
pedestal
temel
rudimental
temel
basic, fundamental
temel
backbone
temel
corner stone
temel
(Hukuk) basic, foundation, fundamental
temel
basal
temel
keystone
temel
ground form
temel
{i} bed
temel
{s} principal

The principal goal of NASA's Juno mission is to understand the origin and evolution of Jupiter. - NASA'nın Juno misyonunun temel hedefi Jüpiterin kökeni ve evrimini anlamaktır.

This is one of the principal arguments against your plan. - Bu, senin planına karşı temel argümanlardan biridir.

temel
{i} bottom

I need to get to the bottom of this. - Bunun temeline inmeliyim.

I'm getting to the bottom of this. - Bunun temeline iniyorum.

temel
rationale
temel
foundations

So ultimately, with Tatoeba we are only building the foundations… to make the Web a better place for language learning. - Yani sonuçta, Web'i dil öğrenmede daha iyi bir yer yapmak için biz Tatoeba ile sadece temelleri inşa ediyoruz.

Food, clothing and shelter are the foundations of survival. - Gıda, giyim ve barınak hayatta kalmanın temelleridir.

temel
{i} fortification
temel
working
temel
principal, chief, main, most important
temel
elemental
uzay temelli kızılötesi sistem
(Askeri) space-based infrared system
uzay temelli lazer
(Askeri) space-based laser
ırk temelli
race-based
Türkisch - Türkisch
Sürekli olarak
Geçici olmayan, sürekli, kalıcı, devamlı, daimî
Büsbütün, tamamen
Herhangi bir nitelikte temeli olan
temelli senatör
Belli bir süreye bağlı olmayan atanmış senatör
temel
En önemli, belli başlı, ana, esas, asıl, baz: "Devletin temel kanununun adı Anayasa'dır."- B. Felek
temel
Bir şeyin gelişimi için gereken ilk ögeler: "Temelde sıradan bir Fransız vodviline dayanırdı oynadıkları oyun."- N. Cumalı
temel
Bu bölümleri yapmak için kazılan çukur
temel
Bir yapının toprak altında kalan ve yapıya dayanak olan duvar, taban vb. bölümlerinin tümü: "Evin temelleri sökülüyor gibi sarsılıyor."- H. E. Adıvar
Temel
çizgi
temel
Bir şeyin gelişimi için gereken ilk ögeler
temel
Bir yapının tabanını oturtmak için kazılan çukur
temel
En önemli, belli başlı, ana, esas, asıl, baz
temel
Bir yapının toprak altında kalan ve yapıya dayanak olan duvar, taban vb. bölümlerinin tümü
temel
En önemli, bellibaşlı
temelli
Favoriten