sonucunda

listen to the pronunciation of sonucunda
Türkçe - İngilizce
in the wake of
in consequence of
as a result of

As a result of the accident, several passengers were killed. - Kaza sonucunda birçok yolcu öldü.

Many people were left homeless as a result of the earthquake. - Deprem sonucunda birçok kişi evsiz kaldı.

as the result of
sonuç
conclusion

Tom has the bad habit of jumping to conclusions. - Tom'un sonuçlara atlamayla ilgili kötü bir alışkanlığı vardır.

Let's forget everything about that conclusion. - Bu sonuç hakkında her şeyi unutalım.

sonuç
{i} consequence

Tom had no choice except to accept the consequences. - Tom'un sonuçları kabul etmekten başka seçeneği yoktu.

Tom is prepared to accept the consequences. - Tom sonuçları kabul etmeye hazır.

sonuç
result

The situation resulted in violence. - Durum şiddetle sonuçlandı.

Many diseases result from poverty. - Çoğu hastalık yoksulluktan sonuçlanır.

sonuç
outcome

I never doubted the outcome. - Ben sonuçtan asla şüphe etmedim.

The outcome of the election is doubtful. - Seçim sonuçları şüphelidir.

sonucunda ortaya çıkan
resultant 
sonucunda oluşan kayıp
(Ticaret) consequential loss
sonuç
{i} end

I hope everything will turn out well in the end. - Sonunda her şeyin iyi sonuçlanacağını ümit ediyorum.

NASA says three of 22 space missions that carried generators similar to Galileo's ended in accidents. - NASA Galileo'nunkine benzeyen jeneratörler taşıyan 22 uzay uçuşunun üçünün kazayla sonuçlandığını söylüyor.

sonuç
joy
sonuç
{i} success

I'm sure your efforts will result in success. - Çabalarının başarıyla sonuçlanacağından eminim.

He said to himself, Will this operation result in success? - Kendi kendine şöyle dedi: Bu operasyon başarıyla sonuçlanacak mı?

sonuç
result, consequence, outcome, conclusion, product, effect netice
sonuç
product
sonuç
payoff
sonuç
result, outcome, conclusion
sonuç
wrap-up
sonuç
{i} show

The results of Tom's biopsy show that the tumor is cancerous. - Tom'un biyopsi sonuçlarına göre, tümör kanserlidir.

Tom's strength training began to show results. - Tom'un güç antrenmanı sonuçları göstermeye başladı.

sonuç
effect

It's simply cause and effect. - Sadece neden ve sonuçtur.

Cause and effect react upon each other. - Sebep ve sonuç birbirlerine tepki yaparlar.

bunun sonucunda
so
bunun sonucunda
hereat
onun sonucunda
so
sonuç
after effect
sonuç
catastrophe
sonuç
determination
sonuç
deduction
sonuç
find

Eventually it was possible to find a really satisfactory solution. - Sonunda gerçekten tatmin edici bir sonuç bulmak mümkündü.

You've always known that eventually everyone would find out. - Sonuçta herkesin öğreneceğini sen her zaman biliyordun.

sonuç
finish

Apply two coats of the paint for a good finish. - İyi bir sonuç için iki tabaka boya uygula.

sonuç
ending

The European Union is set up with the aim of ending the frequent and bloody wars between neighbours, which culminated in the Second World War. - Avrupa Birliği, ikinci dünya savaşı ile sonuçlanan sık ve kanlı komşu devletler arasındaki savaşları bitirme amacıyla kuruldu.

sonuç
desinence
sonuç
(Bilgisayar) result at
sonuç
(Denizbilim) conculusion
sonuç
repercussion
sonuç
bottomline
sonuç
(Bilgisayar) farewell statement
sonuç
(Ticaret) performance
sonuç
resultant 
sonuç
rowen
sonuç
(Ticaret) output
sonuç
sequent
sonuç
all in all

All in all, how many different schools have you attended? - Sonuçta, kaç tane farklı okula devam ettin?

sonuç
(Ticaret) score
sonuç
desition
sonuç
{i} issue
sonuç
ramification

Sami didn't fully understand the ramifications of his actions. - Sami kendi eylemlerinin sonuçlarını tam olarak anlamadı.

sonuç
inference
sonuç
bottom line
sonuç
avail
sonuç
hangover
sonuç
event

You'll tell me everything eventually. - Sonuçta her şeyi bana anlatacaksın.

Eventually, he was sentenced to five years in prison for the violent crime. - Sonuçta, o şiddet suçu sebebiyle beş yıl hapis yatmıştı.

sonuç
fruit

Your effort will surely bear fruit. - Çabanız mutlaka sonuç verecek.

Let's stop this fruitless argument. - Bu sonuçsuz argümanı bırakalım.

sonuç
child

Sami had a relationship that resulted in a child. - Sami'nin bir çocukla sonuçlanan bir ilişkisi vardı.

She's still a child after all. - Sonuçta o hâlâ bir çocuk.

sonuç
resultant
sonuç
{i} decision

That decision will have far-reaching and serious consequences. - O kararın geniş kapsamlı ve ciddi sonuçları olacaktır.

Both your father and I understand the consequences of your decision. - Hem baban hem de ben senin kararın sonuçlarını anlıyoruz.

bunun sonucunda
As a result of this/that
sonuç
result for
sonuç
result to
sonuç
to result
sonuç
{i} corollary
sonuç
{i} finding
sonuç
{i} sum

I want to summarize the content of the presentation and draw a conclusion. - Sunumun içeriğini özetlemek ve bir sonuç çıkarmak istiyorum.

sonuç
ate
sonuç
success#
sonuç
deduct
sonuç
(Hukuk) outcome, conclusion
sonuç
denouement
sonuç
produce

My efforts produced no results. - Çabalarım hiç sonuç vermedi.

Effort produces fine results. - Çaba güzel sonuçlar üretir.

sonuç
close

The election results were extremely close. - Seçim sonuçları son derece yakın.

sonuç
harvest
sonuç
{i} sequel
sonuç
spawn
sonuç
{i} aftermath
sonuç
{i} upshot
sonuç
consequent
sonuç
log. conclusion
sonuç
fruitage
sonuç
ultimate

Ultimately, he ended up going to school. - Sonuçta, okula gitmeye son verdi.

The argument is rigorous and coherent but ultimately unconvincing. - Tartışma şiddetli ve ahenkli ama sonuçta inandırıcı değil.

Türkçe - Türkçe

sonucunda teriminin Türkçe Türkçe sözlükte anlamı

Sonuç
netice
sonuç
Öz, özet
sonuç
Bir gelişim veya girişimden elde edilen şey
sonuç
Bir olayın doğurduğu başka bir olay veya durum, netice
sonuç
Bir gelişim veya girişimden elde edilen şey. Öz, özet
sonuç
Bir olayın doğurduğu başka bir olay veya durum, netice: "Her koşu beklenilmeyen, şaşırtıcı bir sonuç verebilirdi."- N. Cumalı
sonuç
Yazının veya sözün bitim bölümü
sonucunda