Telleri ayırmak zorunda kalacağız.
- We'll have to separate the wires.
Karakoram Çin'i Pakistan'dan ayırmaktadır.
- The Karakoram separates China from Pakistan.
Onların her biri ayrı ayrı ödedi.
- They each paid separately.
Bu ayrı bir tedavi için yeterince önemli.
- This is important enough for separate treatment.
Tom bana ebeveynlerimin ayrılmadan önce ne kadar süredir evli olduklarını sordu.
- Tom asked me how long my parents had been married before they separated.
Ailesinden ayrılmayı sevmiyordu.
- He didn't like being separated from his family.
Kırk yıllık evliliklerinin ardından ayrılmak istiyorlar.
- They want to separate after 40 years of marriage.
Biz ayrılmak istemiyoruz.
- We don't want to be separated.
Yalnızlık ile izole edilmeyi birbirine karıştırmamak gerek. Bunlar iki farklı şey.
- We shouldn't confuse solitude with isolation. They are two separate things.
Onlar farklı odalardalar.
- They're in separate rooms.
Dili kültürden ayıramazsınız.
- You can't separate language from culture.
Guangdong'u Guangxi'den ne ayırıyor?
- What separates Guangdong from Guangxi?
Onlar iki gruba ayrılmıştı.
- They were separated into two groups.
Sami ve Leyla çoktan ayrılmıştı.
- Sami and Layla had already separated.
Manş denizi İngiltere'yi ve Fransa'yı ayırmaktadır.
- The English Channel separates England and France.
Siyaseti dinden ayırmalıyız.
- We must separate politics from religion.
Bir takım yıldızındaki bireysel yıldızlar birbirlerine çok yakın görünebilir fakat aslında onlar uzayda büyük mesafelerle ayrılabilir ve birbirleriyle hiç gerçek bağlantısı yoktur.
- The individual stars in a constellation may appear to be very close to each other, but in fact they can be separated by huge distances in space and have no real connection to each other at all.
Separate the articles from the headings.
I try to keep my personal life separate from work.