ayır

listen to the pronunciation of ayır
Türkçe - İngilizce
break into
allocate

Allocate a room for research purposes. - Araştırma amaçları için bir oda ayırın.

{f} reserve

It's faster to reserve a taxi. - Bir taksi ayırtmak daha hızlıdır.

I'd like to reserve a table for two. - İki kişilik bir masa ayırtmak istiyorum.

make disconnected
sever from
demarcate
{f} abstract
{f} allocated
{f} parted
{f} parting
{f} spare

Is there any room to spare in your car? - Arabanızda ayıracak yer var mı?

Because they had no time to spare, they hurried back to town. - Ayıracak zamanları olmadığından dolayı aceleyle kasabaya geri döndüler.

disjoin
{f} separated

The policeman separated the two men who were fighting. - Polis kavga eden iki adamı ayırdı.

Tom is sad, as in German sentences he is often separated from Mary by a comma. - Tom. Almanca cümlelerde Mary'yi sık sık bir virgülle ayırdığı için üzgün.

{f} separating

Why is politics separating us, when we ourselves know who is good and who isn't? - Kimin iyi olduğunu ve kimin olmadığını biz kendimiz bildiğimizde politika neden bizi ayırıyor?

English is one language separating two nations. - İngilizce iki ulusu ayıran bir dildir.

{f} discriminating
{f} detached
{f} disconnected

Dan disconnected Linda from her respirator. - Dan, Linda'yı solunum cihazından ayırdı.

{f} abstracted
split into

Let's decide what needs to be decided, then let's split into two teams, OK? - Neye karar verilmesi gerektiğine karar verelim, sonra iki takıma ayıralım.

{f} earmark

They earmarked enough money for research work. - Araştırma çalışması için yeterli para ayırdılar.

break down into
segregate
set apart
allocate to
{f} spaced
discriminate

Subtle differences in tone discriminate the original from the copy. - Tondaki ince farklar orijinali fotokopiden ayırt eder.

separate into
cut into
spaced at
{f} disconnecting

I'm not disconnecting their printers. - Onların yazıcılarını ayırmıyorum.

{f} separate

You can't separate language from culture. - Dili kültürden ayıramazsınız.

It is no use trying to separate the sheep from the goats while in a state of madness. - Çok sinirliyken iyiyle kötüyü ayırmaya çalışmanın bir faydası yoktur.

{f} isolated
differentiate

We must be able to differentiate between objects and situations. - Nesneler ve durumlar arasında ayırım yapabilmeliyiz.

{f} segregated
{f} part

Tom budgeted three hundred dollars for the party. - Tom parti için üç yüz dolarlık bütçe ayırdı.

After ten years as business partners, they decided to part ways. - İş ortakları olarak on yıl sonra, yollarını ayırmaya karar verdiler.

{f} reserved

We should have phoned ahead and reserved a table. - Önceden telefon etmeliydik ve bir masa ayırtmalıydık.

I reserved my hotel room three weeks in advance. - Otel odamı üç hafta önceden ayırttım.

{f} resolving
{f} sparing

Would you mind sparing me thirty minutes of the day? - Bana günün otuz dakikasını ayırır mısın?

sever

I removed her number after severing our friendship. - Dostluğumuzu kestikten sonra onun numarasını ayırdım.

disconnect

Disconnect the power cable from the modem, wait for approximately one minute, then reconnect the cable. - Enerji kablosunu modemden ayır, yaklaşık bir dakika bekle, sonra kabloyu tekrar bağla.

I'm not disconnecting their printers. - Onların yazıcılarını ayırmıyorum.

isolate
make disjoint
detach

I didn't detach them. - Ben onları ayırmadım.

distinguished

These devices are distinguished by particularly high-quality workmanship. - Bu cihazlar özellikle yüksek kaliteli işçilikle ayırt edilir.

The original and the copy are easily distinguished. - Orijinal ve kopya kolayca ayırt edilirler.

zoning
unstuck
allocateto
disjoined
disarticulate
sunder
unstick
unsphere
splitinto
(Biyoloji) dissect

We dissected a frog to examine its internal organs. - Bir kurbağayı, iç organlarını incelemek için kesip parçalara ayırdık.

differentiated
disengage
disengaged
seclude
separateinto
setapart
secluded
uncouple
kaynak ayır
(Bilgisayar) reserve resources
çek-ayır
pull-apart
çek-ayır havza
(Coğrafya) pull-apart basin
ayır