ayrılmış

listen to the pronunciation of ayrılmış
Türkçe - İngilizce
reserved

Are there reserved seats on the train? - Trende ayrılmış koltuklar var mıdır?

Are there reserved seats? - Ayrılmış koltuklar var mı?

booked

All the seats are booked. - Bütün koltuklar ayrılmış.

I'm sorry, today is fully booked. - Üzgünüm, bugün tamamen ayrılmış.

divorced
estranged
isolated

No nation can exist completely isolated from others. - Hiçbir ulus diğerlerinden tamamen ayrılmış olamaz.

set apart
disjointed
set aside
divided

The city is divided into ten administrative districts. - Kent, on idari bölgeye ayrılmıştır.

This book is divided into four parts. - Bu kitap dört bölüme ayrılmıştır.

disunited
reserved, dedicated
split
segregate

Sami attended a segregated school. - Sami ayrılmış bir okula gitti.

off
gone
severed
departed
disconnected
disjunct
dedicated
derived
assigned
torn
allocated
graded
discrete
earmarked
separate

France is separated from Italy by the Alps. - Fransa İtalya'dan, Alplerle ayrılmıştır.

Ireland and England are separated by sea. - İrlanda ve İngiltere denizle ayrılmıştır.

apart
spaced
(Nükleer Bilimler) differentiated
discontinuous
parted
ayrılmış bellek
dedicated storage
ayrılmış bölge
reservation
ayrılmış otoban
divided highway
ayrılmış sözcük
reserved word
ayrılmış çöp
graded refuse
ayır
break into
birbirinden ayrılmış
estranged
Ayır
allocate

Allocate a room for research purposes. - Araştırma amaçları için bir oda ayırın.

ayır
{f} disconnected

Dan disconnected Linda from her respirator. - Dan, Linda'yı solunum cihazından ayırdı.

ayır
{f} separating

Why is politics separating us, when we ourselves know who is good and who isn't? - Kimin iyi olduğunu ve kimin olmadığını biz kendimiz bildiğimizde politika neden bizi ayırıyor?

English is one language separating two nations. - İngilizce iki ulusu ayıran bir dildir.

ayır
{f} discriminating
ayır
{f} detached
ayır
allocate to
ayır
{f} abstracted
ayır
split into

Let's decide what needs to be decided, then let's split into two teams, OK? - Neye karar verilmesi gerektiğine karar verelim, sonra iki takıma ayıralım.

ayır
{f} earmark

They earmarked enough money for research work. - Araştırma çalışması için yeterli para ayırdılar.

ayır
break down into
ayır
segregate
ayır
set apart
ayır
{f} spare

Is there any room to spare in your car? - Arabanızda ayıracak yer var mı?

Do you have much time to spare? - Ayıracak çok zamanın var mı?

ayır
disjoin
ayır
{f} separated

Our teacher separated us into two groups. - Öğretmen bizi iki gruba ayırdı.

Tom separated the items into three piles. - Tom eşyaları üç kümeye ayırdı.

ayır
{f} parting
ayır
{f} spaced
ayır
spaced at
ayır
{f} reserved

We have reserved a lot of food for emergencies. - Acil durumlar için bir sürü yiyecek ayırdık.

The seats were reserved for the party. - Parti için sandalyeler ayırtıldı.

ayır
cut into
ayır
detach

I didn't detach them. - Ben onları ayırmadım.

ayır
{f} part

I will love you for better for worse till death us do part. - Ölüm bizi ayırana kadar iyi ve kötü günde seni seveceğim.

After ten years as business partners, they decided to part ways. - İş ortakları olarak on yıl sonra, yollarını ayırmaya karar verdiler.

ayır
{f} sparing

Would you mind sparing me thirty minutes of the day? - Bana günün otuz dakikasını ayırır mısın?

ayır
sever

I removed her number after severing our friendship. - Dostluğumuzu kestikten sonra onun numarasını ayırdım.

ayır
disconnect

I'm not disconnecting their printers. - Onların yazıcılarını ayırmıyorum.

Disconnect the power cable from the modem, wait for approximately one minute, then reconnect the cable. - Enerji kablosunu modemden ayır, yaklaşık bir dakika bekle, sonra kabloyu tekrar bağla.

ayır
isolate
ayır
{f} disconnecting

I'm not disconnecting their printers. - Onların yazıcılarını ayırmıyorum.

ayır
{f} parted
ayır
separate into
ayır
{f} isolated
ayır
{f} separate

We must separate politics from religion. - Siyaseti dinden ayırmalıyız.

You can't separate language from culture. - Dili kültürden ayıramazsınız.

ayır
make disconnected
ayır
differentiate

We must be able to differentiate between objects and situations. - Nesneler ve durumlar arasında ayırım yapabilmeliyiz.

ayır
discriminate

Subtle differences in tone discriminate the original from the copy. - Tondaki ince farklar orijinali fotokopiden ayırt eder.

ayır
{f} allocated
ayır
sever from
ayır
demarcate
ayır
{f} abstract
ayır
{f} reserve

I reserved my hotel room three weeks in advance. - Otel odamı üç hafta önceden ayırttım.

It's faster to reserve a taxi. - Bir taksi ayırtmak daha hızlıdır.

ayır
{f} segregated
ayır
{f} resolving
ayır
make disjoint
ayır
disengage
ayır
differentiated
ayır
uncouple
ayır
separateinto
ayır
(Biyoloji) dissect

We dissected a frog to examine its internal organs. - Bir kurbağayı, iç organlarını incelemek için kesip parçalara ayırdık.

ayır
unstuck
ayır
splitinto
ayır
disarticulate
ayır
setapart
ayır
disjoined
ayır
unsphere
ayır
secluded
ayır
distinguished

These devices are distinguished by particularly high-quality workmanship. - Bu cihazlar özellikle yüksek kaliteli işçilikle ayırt edilir.

The original and the copy are easily distinguished since the one is much more vivid than the other. - Biri diğerinden çok daha canlı olduğundan, orijinal ve kopya kolayca ayırt edilirler.

ayır
allocateto
ayır
sunder
ayır
seclude
ayır
disengaged
ayır
unstick
ayır
zoning
bedenden ayrılmış
disembodied
derecelere ayrılmış
graduated
iki kola ayrılmış
bifurcate
kızılderililere ayrılmış bölge
Indian reservation
parçalara ayrılmış
segmented
sürüden ayrılmış tehlikeli bizon
rogue buffalo
sürüden ayrılmış tehlikeli fil
rogue elephant
sürüden ayrılmış tehlikeli hayvan
n. rogue
çeşidine göre ayrılmış
assorted
Türkçe - Türkçe
ayrık
(Osmanlı Dönemi) EFRAK
ayrılmış