mükemmelleştirmek

listen to the pronunciation of mükemmelleştirmek
Türkçe - İngilizce
perfect

He spent hours perfecting his air guitar skills. - Hayali gitar becerilerini mükemmelleştirmek için saatler harcadı.

consummate
to perfect, to consummate
finish
perfected
bring to perfection
mükemmel
perfect

He is a perfect gentleman. - O, mükemmel bir centilmendir.

That word describes it perfectly. - O kelime onu mükemmel şekilde açıklıyor.

mükemmel
{s} excellent

She is an excellent scholar, and is recognized everywhere as such. - O, mükemmel bir bilim adamıdır, bu itibarla her yerde tanınır.

He has excellent reflexes. - O, mükemmel reflekslere sahip.

mükemmel
{s} splendid
mükemmel
wonderful

Linux Deepin is another wonderful Linux distribution. - Linux Deepin başka bir mükemmel Linux dağıtımıdır.

The appliance is wonderfully simple to operate. - Cihazı çalıştırmak mükemmelce basittir.

mükemmel
cool

Norwegian reggae is very cool. Simply excellent. - Norveç Reggae'si çok harika. Sadece mükemmel.

mükemmel
perfect, excellent, exquisite, glittering, superb, impeccable, faultless, prodigous, consummate, fabulous, terrific, smashing
mükemmel
accomplished
mükemmel
{s} triumphant
mükemmel
{s} elegant
mükemmel
classy

I think it looks classy. - Sanırım bu mükemmel görünüyor.

mükemmel
{s} solid

The American economy is in solid shape. - Amerikan ekonomisi mükemmel durumdadır.

mükemmel
ducky
mükemmel
banner
mükemmel
dreamful
mükemmel
{s} superb

It goes without saying that he is a superb pianist. - O'nun mükemmel bir piyanist olduğunu söylemeye gerek yok.

mükemmel
complete
mükemmel
unerring
mükemmel
jolly good
mükemmel
immense
mükemmel
sharp
mükemmel
(Konuşma Dili) like a dream
mükemmel
first

At first, he seemed like the perfect guy. - İlk başta mükemmel bir adam gibi görünüyordu.

It is no exaggeration to say that he is a first-rate writer. - Onun mükemmel bir yazar olduğunu söylemek abartı değildir.

mükemmel
distinguish

I think you'd look distinguished with a beard. - Bir sakalla mükemmel görüneceğini düşünüyorum.

mükemmel
all-around
mükemmel
ethel
mükemmel
sovereign
mükemmel
masterly
mükemmel
foolproof
mükemmel
spiffy
mükemmel
sound

That sounds like an excellent idea. - Bu mükemmel bir fikir gibi görünüyor.

mükemmel
(Argo) keen
mükemmel
{s} capital
mükemmel
(Argo) rip snorter
mükemmel
{s} dandy
mükemmel
(Argo) corker
mükemmel
(Argo) ripper
mükemmel
(Argo) pretty spiffy
mükemmel
(Argo) grouse
mükemmel
glorious
mükemmel
distingue
mükemmel
wondering
mükemmel
exquisite
mükemmel
topping
mükemmel
(deyim) a1
mükemmel
(Argo) ace
mükemmel
(Konuşma Dili) top hole
mükemmel
distinguishing
mükemmel
slap up
mükemmel
nice
mükemmel
sketchiness
mükemmel
distinguished

I think you'd look distinguished with a beard. - Bir sakalla mükemmel görüneceğini düşünüyorum.

mükemmel
out of this world

Prices here are out of this world. - Burada fiyatlar mükemmeldir.

mükemmel
no mean
mükemmel
noble
mükemmel
all round
mükemmel
(Konuşma Dili) bully for you
mükemmel
(deyim) in mint condition
mükemmel
spiffing
mükemmel
(Konuşma Dili) like a charm
mükemmel
divine
mükemmel
scrumptious
mükemmel
(Konuşma Dili) in the front rank
mükemmel
doozy
mükemmel
brilliant

His invention is brilliant! - Onun buluşu mükemmel!

Tom's idea is brilliant. - Tom'un fikri mükemmel.

mükemmel
first-class
mükemmel
gilt
mükemmel
(deyim) far out
mükemmel
(Argo) kickass
mükemmel
(Argo) beaut

The best part of beauty is that which no picture can express. - Güzelliğin en mükemmel tarafı, hiçbir resimle tarif edilememesidir.

She is a woman of great beauty. - O, mükemmel güzelliğe sahip bir kadındır.

mükemmel
parexcellence
mükemmel
ripping
mükemmel
eximious
mükemmel
aureateaurated
mükemmel
point-device
mükemmel
golden
mükemmel
slap-up
mükemmel
smooth

The telescope's mirror needs to be perfectly smooth. - Teleskobun aynasının mükemmel biçimde pürüzsüz olması gerek.

Her skin is perfectly smooth. - Onun cildi mükemmel bir şekilde yumuşak.

mükemmel
first-rate

It is no exaggeration to say that he is a first-rate writer. - Onun mükemmel bir yazar olduğunu söylemek abartı değildir.

mükemmel
smashing
mükemmel
ideal

He's making it clear that he's an ideal husband. - O, mükemmel bir koca olduğunu açıklığa kavuşturuyor.

mükemmel
quintessential
mükemmel
ultimate
mükemmel
topnotch
mükemmel
splendent
mükemmel
above reproach
mükemmel
beyond reproach
mükemmel
impeccable

Tom's impeccable manners made a big impression on Mary's parents. - Tom'un mükemmel ahlakı, Meryem'in anne babasında büyük bir intiba bıraktı.

Tom speaks impeccable English. - Tom mükemmel İngilizce konuşur.

mükemmel
high-class
mükemmel
gilt-edged
mükemmel
glittering
mükemmel
wondrous
mükemmel
absolute

You're absolutely perfect, in every way. - Her şekilde, kesinlikle mükemmelsin.

mükemmel
terrific
mükemmel
prodigious
mükemmel
immaculate
mükemmel
fabulous
mükemmel
flawless

Tom speaks flawless Japanese. - Tom mükemmel Japonca konuşur.

mükemmel
grand
mükemmel
spectacular
mükemmel
ambrosial
mükemmel
bully
mükemmel
{s} dreamy
mükemmel
{s} classic

Only a few students get perfect grades in Chinese Classics. - Çin Klasiklerinde sadece birkaç öğrenci mükemmel notlar alır.

mükemmel
prize
mükemmel
{s} consummate
mükemmel
groove
mükemmel
choice

That's an excellent choice. - O mükemmel bir seçim.

mükemmel
{s} superlative
mükemmel
{s} famous

We got along famously. - Biz mükemmel bir biçimde geçindik.

mükemmel
{s} super

A perfect knowledge of a few writers and a few subjects is more valuable than a superficial one of a great many. - Birkaç yazar ve birkaç konuyla ilgili mükemmel bir bilgi birçoklarıyla ilgili yüzeysel olan birinden çok daha değerlidir.

It goes without saying that he is a superb pianist. - O'nun mükemmel bir piyanist olduğunu söylemeye gerek yok.

mükemmel
classical
mükemmel
{s} great

They are in great condition. - Onlar mükemmel durumdalar.

It's great to have a family. - Bir aileye sahip olmak mükemmel.

mükemmel
{s} finished
mükemmel
the dandy
mükemmel
to a turn
mükemmel
{s} commanding
mükemmel
{s} fine

I feel perfectly fine. - Mükemmel iyi hissediyorum.

mükemmel
{s} champion
mükemmel
beyond praise
mükemmel
famously

We got along famously. - Biz mükemmel bir biçimde geçindik.

mükemmel
to the nines
mükemmel
{s} tiptop
mükemmel
alpha plus
mükemmel
perfect, complete in every respect, consummate, excellent, superb
mükemmel
that takes the cake
mükemmel
{s} par excellence
mükemmel
copybook
mükemmel
unique
mükemmel
faultless
mükemmel
bang up
mükemmel
{s} splendiferous
mükemmel
thoroughpaced
mükemmel
all around
mükemmel
{s} thoroughgoing
mükemmel
{s} thorough

We were pretty thorough. - Biz oldukça mükemmeldik.

Thank you for your thorough explanation. - Mükemmel açıklaman için sana teşekkür ederim.

mükemmel
hairy
mükemmelleştirme
{i} perfection
Türkçe - Türkçe
Mükemmel duruma getirmek: "Hele mektebin iç ve ruh tarafını mükemmelleştireyim diyecek olsam iş daha sarpa sarar."- R. N. Güntekin
Mükemmel
(Hukuk) PERFEKT
MÜKEMMEL
(Osmanlı Dönemi) Tamam. Olgun. Noksansız. Eksiksiz. Kemal bulmuş. Kemale erdirilmiş. Çok iyi.(Mâlumdur ki, mevzun ve muntazam ve mükemmel ve güzel san'atlar, gayet güzel bir proğrama istinad eder. Mükemmel ve güzel bir proğram ise; mükemmel ve güzel bir ilme ve güzel bir zihne ve güzel bir kabiliyet-i ruhiyeye delâlet eder. Demek ruhun mânevi güzelliğidir ki, ilim vasıtası ile san'atında tezahür ediyor. S.)
Mükemmel
oflas
Mükemmel
alamat
mükemmel
(Osmanlı Dönemi) tamam, olgun, kemâl bulmuş, eksiksiz
mükemmel
Eksiksiz, kusursuz, tam yetkin
mükemmel
Eksiksiz, kusursuz, tam, yetkin, şahane: "Sırtında İngiliz kumaşından karyağdılı mükemmel bir elbise."- R. H. Karay
mükemmelleştirmek