Wisdom and goodness to the vile seem vile.
- Alçak için bilgelik ve iyilik iğrenç görünüyor.
Goodness does more than violence.
- İyilik, şiddetten daha fazlasını yapar.
In return for helping you with your studies, I'd like to ask a small favor of you.
- Çalışmalarınızda size yardım karşılığında, ben sizden küçük bir iyilik rica ediyorum.
Can you do me a favor?
- Bana bir iyilik yapar mısın?
Kindness is the only way to bring peace to this planet.
- İyilik bu gezegene barış getirmenin tek yoludur.
They always extend kindness to their neighbors.
- Onlar komşularına hep iyilikte bulunurlar.
Would you mind doing me a favour?
- Bana bir iyilik yapar mısın?
I'm trying to do you a favour.
- Size iyilik yapmaya çalışıyorum.
He did me a good turn.
- O bana bir iyilik yaptı.
He did me a good turn.
- O bana bir iyilik yaptı.
I can't stand those goody-goody types.
- Şu iyilik timsali tiplere dayanamam.
Tom got a decent grade on the test he took last week.
- Tom geçen hafta girdiği sınavda iyi bir not aldı.
You had better go there in decent clothes.
- Oraya uygun elbiselerle gitsen iyi olur.
That tie suits you very well.
- Bu kravat sana çok iyi uyuyor.
John can't speak French well.
- John, Fransızcayı iyi konuşamıyor.
Good evening, how are you?
- İyi akşamlar, nasılsın?
This is a good book, but that is better.
- Bu iyi bir kitaptır ama şu daha iyidir.
I think it will be fine.
- Ben, havanın iyi olacağını düşünüyorum.
Are you OK? I'm fine!
- “İyi misin?” “Ben iyiyim!”
I can't stand those goody-goody types.
- Şu iyilik timsali tiplere dayanamam.
I am grateful to you for your kindness.
- İyiliğiniz için size minnettarım.
I am deeply grateful to you for your kindness.
- İyiliğin için sana derinden minnettarım.
Love isn't a game, so you can't just cherry pick the best bits!
- Aşk bir oyun değildir, bu nedenle sadece en iyi parçaları seçemezsiniz!
You are a really good secretary. If you didn't take care of everything, I couldn't do anything. You are just great.
- Sen gerçekten iyi bir sekretersin. Her şeyle ilgilenmemiş olsaydın , ben hiçbir şey yapamazdım. Sen harikasın.
Mr. Ford is all right now.
- Bay Ford şimdi iyidir.
As long as we love each other, we'll be all right.
- Birbirimizi sevdiğimiz sürece, biz iyi olacağız.
I need someone to hold me and tell me everything will be alright.
- Beni tutacak ve bana her şeyin iyi olacağını söyleyecek birine ihtiyacım var.
I'm alright if you're alright.
- Sen iyiysen ben iyiyim.
It is better for an animal to live a comfortable life in a zoo than to be torn apart by a predator in the wild.
- Bir hayvanın bir hayvanat bahçesinde rahat bir hayat yaşaması vahşi doğada bir vahşi hayvan tarafından parçalanmasından daha iyidir.
Sometimes you have to choose between looking good and being comfortable.
- Bazen iyi görünme ve rahat olma arasında seçim yapmak zorundasın.
You are a really good secretary. If you didn't take care of everything, I couldn't do anything. You are just great.
- Sen gerçekten iyi bir sekretersin. Her şeyle ilgilenmemiş olsaydın , ben hiçbir şey yapamazdım. Sen harikasın.
Great care has been taken to use only the finest ingredients.
- Sadece en iyi malzemeleri kullanmak için büyük özen gösterilmiştir.
His eyes searched my face to see if I was talking straight.
- Doğru söyleyip söylemediğimi anlamak için beni iyice süzdü.
This is a good book, but that is better.
- Bu iyi bir kitaptır ama şu daha iyidir.
A laptop is better than a desktop.
- Bir dizüstü, bir masaüstünden daha iyidir.
One can hardly find a more suitable climate.
- Bundan daha iyi bir ortam bulunamaz.
Tom doesn't treat Mary very nicely.
- Tom Mary'ye çok iyi davranmaz.
Tom didn't treat Mary very nicely.
- Tom Mary'ye çok iyi davranmadı
This translation is not quite up to snuff.
- Bu çeviri oldukça iyi değil.
Relations with Canada remained correct and cool.
- Kanada ile ilişkiler doğru ve iyi kaldı.
I always thought Tom was so cool.
- Ben hep Tom'un çok iyi olduğunu düşündüm.
A good doctor is sympathetic to his patients.
- İyi bir doktor hastalarına sempatiktir.
Lincoln was not well-known.
- Lincoln iyi tanınmıyordu.
Benjamin Harrison's campaign was well-organized.
- Benjamin Harrison'un kampanyası iyi organize edilmişti.
I decided to be happy because it's good for my health.
- Mutlu olmaya karar verdim çünkü sağlığım için iyi.
Happy is a man who marries a good wife.
- İyi bir eş ile evlenen bir adam mutludur.
It is likely to be fine.
- O, muhtemelen iyi olacak.
Tom said that he thought the economy was likely to get better.
- Tom ekonominin muhtemelen iyileşeceğini düşündüğünü söyledi.
The house looked good; moreover, the price was right.
- Ev iyi görünüyordu, üstelik fiyat en uygundu.
As long as we love each other, we'll be all right.
- Birbirimizi sevdiğimiz sürece, biz iyi olacağız.
Tom is a fairly decent golfer.
- Tom oldukça iyi bir golfçüdür.
He speaks English fairly well.
- O, İngilizceyi oldukça iyi konuşur.
The table in that room is very nice.
- Şu odadaki masa çok iyi.
There's a nice Thai restaurant near here.
- Buranın yakınında iyi bir Tayland restoranı var.
That's a pretty good idea.
- O oldukça iyi bir fikir.
Tom is pretty sure everything will go well.
- Tom her şeyin iyi gideceğinden oldukça emin.
A friend is always ready to do a favor.
- Bir arkadaş bir iyilik yapmak için her zaman hazırdır.
I know it well enough.
- Ben onu yeterince iyi tanıyorum.
John isn't well enough to go to school today.
- John, bugün okula gitmek için yeteri kadar iyi değildir.
Tom certainly looked and sounded better than he did last month when we visited him.
- Tom kesinlikle geçen ay onu ziyaret ettiğimizde göründüğünden daha iyi görünüyordu ve sesi daha iyi çıkıyordu.
It sounds pretty good.
- O, oldukça iyi görünüyor.
Everything will be okay. I promise.
- Her şeyin iyi olacağına söz veriyorum.
I hope everything is okay.
- Umarım her şey iyidir.
We all agreed it was a good idea.
- Hepimiz bunun iyi bir fikir olduğunu kabul ettik.
Oysters don't agree with me.
- İstiridye bana iyi gelmiyor.
He is a good boy, and what is better, very handsome.
- O iyi bir çocuk ve daha da iyisi, çok yakışıklı.
A handsome man is a good reason to go to hell.
- Yakışıklı bir adam, cehenneme gitmek için iyi bir nedendir.
Karam is the best student in the whole school.
- Karam, bütün okuldaki en iyi öğrencidir.
As a whole, the plan seems to be good.
- Bir bütün olarak, plan iyi gibi görünüyor.
Attendance should be good provided the weather is favorable.
- Hava güzel olması koşuluyla, katılım iyi olmalı.