i̇çmek

listen to the pronunciation of i̇çmek
Türkçe - İngilizce

i̇çmek teriminin Türkçe İngilizce sözlükte anlamı

içmek
drink

We have to stop him from drinking any more. - Artık onu, içmekten alıkoymalıyız.

Too much drinking will make you sick. - Çok fazla içmek seni hasta edecek.

ant içmek
vow
iç
interior

He made over the interior of his house. - O, evinin içini yeniletti.

You've done a wonderful job on the interior decoration. - İç dekorasyon üzerine harika bir iş yaptın.

iç
{s} domestic

Would domestic peace be plunged into jeopardy? - İç barış tehlikeye girer mi?

Do you have a cheap flight ticket on a domestic line? - İç hatlarda ucuz bir uçak biletiniz var mı?

iç
inner

He looked confident but his inner feelings were quite different. - Emin görünüyordu fakat onun iç duyguları tamamen farklıydı.

There's a button on the inner side of the door. - Kapının iç tarafında bir buton var.

iç
{s} internal

That politician is well versed in internal and external conditions. - O politikacı iç ve dış koşullarda deneyimlidir.

The ministry administers the internal affairs. - Bakanlık iç işlerini yönetir.

içmek
(sağlığa vb.) propose
içmek
to eat (soup)
içmek
have a drink

Do you want to have a drink with us? - Bizimle içki içmek ister misin?

The man wanted to have a drink. - Adam bir içki içmek istedi.

içmek
pull
içmek
to drink alcoholic beverages, drink, imbibe. içtikleri su ayrı gitmemek to be very close friends
içmek
to drink, imbibe, consume (something) by drinking it
içmek
(çorba) eat
içmek
imbibe
içmek
(for something) to absorb, drink, drink up (fluid): Toprak suyun hepsini içti. The soil absorbed all of the water
içmek
knock back
içmek
swig
içmek
slosh down
içmek
slosh
içmek
indulge
içmek
belt down
içmek
to drink, to have, to consume, to imbibe; to smoke, to puff
iç
{i} inside

Yuriko, a marine biology grad student, fell asleep inside a fish tank and awoke covered in octopuses and starfish. - Yuriko deniz biyolojisinden mezun bir öğrenci, bir balık tankının içinde uykuya daldı ve ahtapotlar ve deniz yıldızları ile kaplı olarak uyandı.

There are two zombies inside my house. - Evimin içinde iki tane zombi var.

iç
intrinsic
azar azar içmek
sip
iç
interrior
bol bol içmek
swill
hızlı içmek
guzzle
iç
interior equipment
iç
offal
iç
internus
iç
intestines
iç
stomach

You shouldn't drink on an empty stomach. - Boş bir mideyle içki içmemelisin.

Drinking on an empty stomach is bad for your health. - Boş mideyle içki içmek sağlığa zararlıdır.

iç
indoor

Keep the kids indoors. - Çocukları içeride tutun.

Tom sometimes wears sunglasses indoors. - Tom bazen içerde güneş gözlüğü takar.

içmek
dispose of
içmek
smoke

It's not OK to smoke here. - Burada sigara içmek yasaktır.

Tom hasn't smoked since he was old enough to legally smoke. - Tom yasal olarak sigara içmek için yeterince büyüdüğünden beri sigara içmedi.

içmek
(deyim) bend one's elbow
kahve içmek
drink coffee
pipo içmek
smoke a pipe
sigara içmek
smoke a cigarette
yemek içmek
touch
iç
{f} swig

If I don't drink a swig of water, I can't swallow these tablets. - Eğer bir yudum su içmezsem bu hapları yutamam.

He drank a great swig from the bottle. - O, şişeden büyük bir yudum içti.

iç
in
iç
knock back
iç
{i} within

She will be back within a week. - O bir hafta içinde geri dönecek.

The school is within walking distance of my house. - Okul evimin yürüme mesafesi içerisindedir.

iç
endo-
iç
intra

We have to measure your intraocular pressure. Please open both eyes wide and look fixedly at this object here. - Göz merceğiniz içindeki baskıyı ölçmeliyiz. Lütfen iki gözünüzü genişçe açın ve sabit bir şekilde buradaki bu objeye bakın.

iç
inland
iç
{f} drink

Europeans love to drink wine. - Avrupalılar şarap içmeyi sever.

Do you have alcohol-free drinks? - Alkolsüz içecekleriniz var mı ?

iç
quaff
iç
{f} drinking

It's possible that the drinking water has chlorine, lead, or similar contaminants in it. - İçme suyunda klor, kurşun ya da benzer kirletici madde bulunması mümkün.

We have to stop him from drinking any more. - Artık onu, içmekten alıkoymalıyız.

iç
drank

John drank many bottles of wine. - John birçok şişe şarap içti.

To make up for his unpleasant experiences in the hospital, Tom drank a little more than he should have. - Hastanedeki kötü deneyimlerini telafi etmek için, Tom içmesi gerekenden biraz daha fazla içti.

içmek
have

I would like to have some water. - Biraz su içmek istiyorum.

I'd like to have another cup of coffee. - Bir fincan kahve daha içmek istiyorum.

içmek
partake
sigara içmek
smoke

It is not good for the health to smoke too much. - Çok fazla sigara içmek sağlık için iyi değil.

It's not OK to smoke here. - Burada sigara içmek yasaktır.

iç
stuffing
iç
bowels
istekle ve çabucak yemek veya içmek
quickly and eagerly to eat or drink
içmek
drink to

What would you like to drink today? - Bugün ne içmek istersin?

It is dangerous to drink too much. - Çok fazla içki içmek tehlikelidir.

içmek için şarap satın almak
buy wine to drink
yiyip içmek
junket
çorba içmek
to drink soup
alkol içmek
drink alcohol
ant içmek
to take an oat, to swear an oath
ant içmek
take an oath
ant içmek
(Hukuk) to take an oath
ant içmek
to take an oath, promise solemnly, make a solemn promise
ant içmek
swear
ant içmek
swear an oath
ayyaş gibi içmek
tope
baca gibi sigara içmek
(deyim) smoke like a chimney
bir dikişte içmek
toss off
bir dikişte içmek
quaff off
bir dikişte içmek
drink off
bir yudumda içmek
swig
bira içmek
have a beer
bira içmek
drink a beer
burada sigara içmek yasak
Smoking is not allowed
bütün gece içmek
(deyim) go on a bat
büyük yudumlarla içmek
quaff
doyasıya içmek
to drink one's fill
el ağzı ile çorba içmek
to adopt the views of another as one's own
esrar içmek
smoke weed
esrar içmek
(Argo) toke
fosur fosur içmek
to smoke noisily
höpür höpür içmek
to guzzle
höpürdeterek içmek
slop
höpürdeterek içmek
slurp
höpürdeterek içmek
slop up
iç
stuffing, filling (material used to stuff or fill something)
iç
the interior, the inside, the inner part or surface
iç
domestic, internal (as opposed to foreign)
iç
core
iç
inward

You need to look inward. - İçeriye bakman gerek.

A ghost is an outward and visible sign of an inward fear. - Bir hayalet içe dönük bir korkunun dışa dönük ve görünür işaretidir.

iç
intestine
iç
inland (as opposed to coastal)
iç
(a person's) true self, heart, soul: Merak etme, Safigül'ün içi temiz. Don't worry, Safigül's a good soul at heart. Eğer içinde varsa, bir yolunu bulup üniversiteyi bitirir. He'll find a way to finish university, if he really wants to do so
iç
inner, inside; interior; internal
iç
guts

People often spill their guts to bartenders. - İnsanlar genellikle içlerini barmenlerinine dökerler .

Tom doesn't have the guts to do that. - Tom'un onu yapmak için cesareti yok.

iç
inner part (of a nut or seed), kernel; inner part (of a fruit), meat, flesh
iç
insides, innards (internal organs of a person or animal)
iç
inlying
iç
civil

The civil war in Greece ended. - Yunanistan'da iç savaş sona erdi.

It prevented a civil war. - Bu bir iç savaş engelledi.

iç
inside, interior; stomach, intestines, offal; heart, mind; internal, interior, inner, inside; domestic, home
iç
refill

Tom grabbed his mug and walked into the kitchen to get a refill. - Tom kupasını aldı ve yeniden doldurmak için mutfağa gitti.

Tom held out his cup for a refill. - Tom yeniden doldurulması için fincanını uzattı.

iç
(Hukuk) domestic, inner, internal
iç
inside , internal , intrinsic
iç
endo
iç
{i} kernel

Virtual memory is a memory management technique developed for multitasking kernels. - Sanal bellek çoklu görev çekirdekleri için geliştirilmiş bir bellek yönetim tekniğidir.

iç
biennial
iç
knockback
iç
entrails
iç
inset
iç
breast

2005 was a bad year for music sector. Because Kylie Minogue caught breast cancer. - 2005, müzik sektörü için kötü bir yıldı. Çünkü Kylie Minogue meme kanserine yakalandı.

I'd like to have a test for breast cancer. - Göğüs kanseri için bir test yaptırmak istiyorum.

iç
juvenilia
iç
nucleus

Helium is the second simplest atom. It consists of a nucleus containing 2 protons and two neutrons. Around the nucleus orbits 2 electrons. - Helium ikinci en basit atomdur. O, iki proton ve iki nötron içeren bir çekirdekten oluşur. Çekirdek etrafında 2 elektron döner.

içki içmek
have a wet
içki içmek
wet one's whistle
içki içmek
to drink, to tipple
içki içmek/kullanmak
to drink (habitually)
içme
swig

If I don't drink a swig of water, I can't swallow these tablets. - Eğer bir yudum su içmezsem bu hapları yutamam.

içme
drinking

It's possible that the drinking water has chlorine, lead, or similar contaminants in it. - İçme suyunda klor, kurşun ya da benzer kirletici madde bulunması mümkün.

Drinking on an empty stomach is bad for your health. - Boş mideyle içki içmek sağlığa zararlıdır.

içme
drinking; mineral spring
içme
potation
içme
absorb

Absorbing information on the internet is like drinking water from a fire hydrant. - İnternette bilgi çekmek yangın musluğundan su içmek gibidir.

içmek
{i} drinking

Drinking much is dangerous. - Çok fazla içmek tehlikelidir.

Too much drinking will make you sick. - Çok fazla içmek seni hasta edecek.

içmek
sosk
içmek
booze

Booze is the answer, but now I can't remember the question. - İçki içmek cevaptır ama şimdi soruyu hatırlayamıyorum.

içmek
carouse
içmek
quaff
içmek
absorb

Absorbing information on the internet is like drinking water from a fire hydrant. - İnternette bilgi çekmek yangın musluğundan su içmek gibidir.

içmek
suck
içmek
inhale
kalaylı kaptan su içmek
to marry a woman related to one; to marry a girl one knows everything about
kana kana içmek
to quaff
kana kana içmek
quaff
kaşıkla içmek
sup
ne içmek istersiniz
What would you like to drink
oburca içmek
guzzle
sağlığına içmek
pledge one's health
sağlığına içmek
toast
sağlığına içmek
to toast, to drink to the health of
sigara içmek
have a smoke
sigara içmek
indulge
sigara içmek
to smoke (a cigarette)
son damlasına kadar içmek
drain to the dregs
son damlasına kadar içmek
drink to the lees
su içmek gibi very easy, as easy as taking candy
from a baby
sulu alkol içmek
grog
sürekli içmek
(Konuşma Dili) like one's bottle
sıhhatine içmek
to drink a toast to, to toast
sık sık içmek
tipple
yalayarak içmek
lap
yiyip içmek
to eat and drink
yudum yudum içmek
sup out
yudum yudum içmek
sip

I had to sip the coffee because it was too hot. - Kahveyi yudum yudum içmek zorunda kaldım, çünkü çok sıcaktı.

yudum yudum içmek
sup off
çok içmek
bib
çok içmek
drink heavily
çok içmek
swill
çok içmek
lush
çok içmek
drink deeply
çok içmek
tope
çok içmek
drink a lot
çok içmek
soak
çok içmek
liquor up
çubuk içmek
to smoke a long pipe
üstüne bir bardak su içmek
whistle for smth
şapır şupur içmek
lap
şapırdatarak içmek
lap up
şarap içmek
wine

I like drinking beer and wine. - Ben bira ve şarap içmekten hoşlanırım.

We'd like to have some wine. - Biz biraz şarap içmek istiyoruz.

şerefine içmek
toast
şerefine içmek
pledge one's health
şerefine içmek
to drink a toast to
şerefine içmek
pledge
şerefine içmek
drink
Türkçe - Türkçe
parlatmak
(Osmanlı Dönemi) NEŞEF
tüttürmek
içmek
İçki kullanmak
içmek
Sigara, nargile vb.nin dumanını içe çekmek: "Evinden pek seyrek zamanlarda içtiği nargilesini istedi."- H. E. Adıvar
içmek
İçine çekmek, emmek
içmek
Sigara, nargile vb.nin dumanını içe çekmek
içmek
Bir şey bir sıvıyı içine çekmek, emmek. İçki kullanmak: "O akşam saat ikiye kadar içtiler."- Ö. Seyfettin
içmek
Bir sıvıyı ağza alıp yutmak: "Bir oluktan buz gibi bir su içtik."- S. F. Abasıyanık
içmek
Bir sıvıyı ağza alıp yutmak
iç
Pirinç, soğan ve baharatla hazırlanan, dolmalarda kullanılan karışım
iç
Akıl, gönül, irade gibi insanın manevi varlığını oluşturan şeylerden herhangi biri: "İçimizdeki sevinçleri, kederleri paylaşacak insan nerde?"- S. F. Abasıyanık
iç
Dolma yapmak için hazırlanan karışım
iç
Kabuğu olan veya dışı kabuk durumunda bulunan yiyeceklerde kabuğun sardığı bölüm
iç
Harem dairesi
iç
Değişik yemeklerde kullanılmak üzere et ile sebzelerin ince kıyımının karıştırılması ve yoğrulmasıyla meydana getirilen karışım
iç
Akıl, gönül, irade gibi insanın manevî varlığını oluşturan şeylerden herhangi biri
iç
Muhteva

Konuşmasının muhtevası, mevzu ile alakalı değildir. - Konuşmasının içeriği, konu ile ilgili değildir.

Portakallar yüksek vitamin muhtevasına sahiptir. - Portakalların yüksek vitamin içeriği vardır.

iç
İki veya ikiden çok şeyde merkeze daha yakın olan
iç
Kimse veya nesnelerin arasında bulunan kimse veya nesne
iç
Mide, bağırsak, karın
iç
Bir ülke, şehir, topluluk vb.nde olan veya yapılan
iç
İnsanın manevî varlığıyla ilgili olan
iç
Cisimlerin yüzeyleri arasında kalan her nokta
iç
Herhangi bir durumun, cismin veya alanın sınırları arasında bulunan bir yer, dâhil, dış karşıtı
iç
Somut kavramlarda iki veya ikiden çok şeyde merkeze daha yakın olan: "İç kapının perdesi yanlara doğru açıldı."- P. Safa. İnsanın manevi varlığıyla ilgili olan
iç
Oyuk olan veya oyuk sayılabilen şeylerin boşluğu
iç
Ten ile dış giysiler arası: "Boynumda kalın yün atkı, içimde çift kat fanila, gene de titriyorum."- E. Bener
iç
Toplu bir durumda bulunan kimse veya nesnelerin arasında bulunan kimse veya nesne: "Ama hepiniz, hepiniz / Hepiniz geçim derdinde / Bir ben miyim keyif ehli içinizde?"- O. V. Kanık
iç
Bir ülkede, şehirde, toplulukta vb.de olan veya yapılan
iç
Herhangi bir durumun, cismin veya alanın sınırları arasında bulunan bir yer, dâhil, dış karşıtı: "Deniz gecenin içinde, gece denizin içindedir."- Ç. Altan
iç
Ten ile dış giysiler arası
iç
derun
içme
İçmek işi: "Lokantaya bir iki kadeh rakı içmeye giderdi."- A. Ş. Hisar. İçmeler
içme
bakınız: İçmeler
içme
İçmek işi
İÇ
(Osmanlı Dönemi) Kalb, vicdan, gönül
İÇ
(Osmanlı Dönemi) t. Herşeyin içerisi, dâhil, derun
İÇ
(Osmanlı Dönemi) Bir şeyin görünmez ciheti, bâtın
İÇ
(Osmanlı Dönemi) Harem dairesi
İÇ
(Osmanlı Dönemi) Karın, mide
İÇ
(Osmanlı Dönemi) Bir şeyin ortasındaki kısım, göbek
İç
(Osmanlı Dönemi) ZAMİR
İçme
(Osmanlı Dönemi) CEZB
İçme
(Osmanlı Dönemi) İGTİLAL
İngilizce - Türkçe

i̇çmek teriminin İngilizce Türkçe sözlükte anlamı

nargile içmek
having hubble-bubble